
Rojava sorununu konuşurken birçok ülkenin meseleye enerjinin Avrupa pazarlarına güvenli aktarımını aktarımı olarak baktığının özellikle altını çizmek gerekir. İşin profesyonel kısmı bu! Biz ise meseleye haklı olarak daha çok “İnsan hakları, demokrasi sorunları, Kürtler ve diğer halkların bölgede yaşadıkları acılar” üzerinden değerlendirme yapıyoruz.
Bu yaklaşım muhakkak yanlış değil, fakat birçok küresel güç açısından ikincil önemde işlerdir ve bu konularda çok kolay taviz verebileceklerini birçok kez acı tecrübeler pahasına yaşayarak öğrendik.
Suriye, dolayısıyla aslında Rojava, Güney İran, Basra, Katar, Kerkük ve Musul petrol ve doğalgaz kaynaklarının boru hatları ile kolay ve aynı zamanda oldukça ucuz Akdeniz’e aktarılması açısından oldukça önemlidir ve kimse bölgenin bu özelliğinden dolayı sahayı tamamen rakibine bırakıp çekilmek istemiyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın kerelerce Suriye’den askerlerimizi çekiyoruz açıklamalarına rağmen bir türlü bölgeden ayrılamaması bölgenin enerji güvenliği açısından öneminden kaynaklanmaktadır. Buna bir de bölgenin kendisinin sahip olduğu enerji kaynaklarını eklersek, Rojava’nın neden bu kadar önemli olduğunu daha fazla anlamış oluruz.
O bölgede oluşacak bir Kürt statüsü başta Türkiye olmak üzere diğer bölgesel güçlerce bozulamaz. Buna hem enerjinin kaynak ülkeleri hem de enerjiyi ithal eden ülkeler tepki gösterirler. Dolayısıyla hem Türkiye hem de Kürt güçleri açısından ne olacaksa şimdi olacak!
Türkiye uzun bir süre coğrafyasının kendisine sağladığı olanakları hoyratça harcamış bir ülkedir. İstanbul’u enerji piyasasının merkezi haline getirmek için girişimlerde bulunan bunun için bir çok yasal düzenleme yapan Türkiye ortaya koyduğu siyasal uyumsuzluk nedeniyle ne enerjinin kaynak ülkelerine ne de alıcı ülkelere güven vermemiştir.
Boru hatlarını Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına ulaştırmak diğer seçeneklere göre daha ucuz olmasına rağmen sözkonusu ülkeler tercihlerini daha pahalı seçeneklerden yana kullanmışlardır. Türkiye’nin hiç ağzından düşürmediği jeostratejik önemi bypass edilmektedir.
Türkiye’yi yönetenlerin bütün karın ağrısı ağızlarından düşürmedikleri “Terör Koridoru Safsatası” Rojava’nın enerjinin güvenli bir biçimde önce Doğu Akdeniz’e oradan da Avrupa pazarlarına ulaştırılması açısından sahip olduğu önemden kaynaklanmaktadır.
Türkiye Rojava’yı kendisinin alternatifi olarak görüyor. Bir kez daha altını çizmemizde fayda var; Rojava’dan geçecek olası bir enerji hattı, bölgeyi daha da önemli hale getirecek ve daha sonra Türkiye’nin bölgeye olası müdahalesi mümkün olmayacaktır.
Bölgenin enerjinin geçiş güzergahında olmasının yanı sıra, ayrıca Doğu Akdeniz’de bulunan yeni enerji kaynakları hem küresel hem de bölgesel güç ilişkilerinin yeniden düzenlenmesine neden olmuştur.
Türkiye bölgede hiçbir yere ait olmayan, oyun kuramayan, buna niyeti de olmayan fakat sorun çözme girişimlerini sabote eden bir pozisyonda durmaktadır.
Erdoğan Türkiyesi’nin bütün bu olup bitenlerden sonra ne kadar batı ittifakına ait olduğu tartışmalı hale gelmiştir.
Sadece bir konuda Türkiye’nin ittifakla sorunu olsaydı, o zaman kolaylıkla bu “bu istisna bir durum, bir müddet sonra bu sorun çözülür ve taraflar yeniden birlikte çalışabilirler diyebilirdik. Fakat Türkiye’deki mevcut yönetim Venezuela sorunundan, Mısır’la ilişkiler, İsrail’le ilişkiler, Kıbrıs sorunu ve Suriye politikası gibi bölgesel sorunlara kadar birçok konuda Batı ittifakının aleyhine tavır almaktadır.
Buna bir de Rusya’dan alınan S400’leri de eklersek, burada artık işleyen bir müttefiklik ilişkisinin kalmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla bütün taraflar için ne olacaksa şimdi olacak; şimdi doğru davranamayanın sonra bir daha başa dönüp yanlışı düzeltme şansının olmadığı bir dönemden geçiyoruz.
Kimse ilgisini ve emeğini bu süreçten esirgememeli; yoksa yarın çok geç olur!