DEM Parti Eşbaşkan Yardımcısı Tayip Temel, gazetemizin sorularını yanıtladı:
- Barış konuşulurken “teslimiyet, pişmanlık, kategorik ayrımlar, suçlu-suçsuz, terör” üzerinden yol alamayız. Bu dil, geçen yüzyılın dilidir ve barış değil, daha fazla çatışma getirdi.
- 'Çerçeve yasa', dönüşümün kapısını açacak, güveni büyütecek, dönüşü mümkün kılacak temel hukuki zemindir. Kapsayıcı olmayan bir 'çerçeve yasa', işlevini göremez.
- Çok zorlu rakımlar aşıldı. Şimdi zirveye yaklaşıyoruz ama en tehlikeli düşüşler de zirveye en yakın anlarda olur. 'Çerçeve yasa', zirveye sağlam çıkmanın aracı olmalıdır.
- Müzakere edilmeden, tarafların hassasiyetleri gözetilmeden, bir oldubittiye getirilmemelidir. İktidarın tek taraflı bir metin çıkarıp 'al bunu, imzala' demeyeceğini umuyoruz.
AZİZ ORUÇ/İSTANBUL
DEM Parti Eşbaşkan Yardımcısı Tayip Temel, 'çerçeve yasa'da kapsayıcı bir dilin ve ortak aklın esas alınması gerektiğini belirterek, “Birinci yüzyılda büyük acılara neden olan şiddet defterini kapatacak, isyan ve bastırma ikilemini sonlandıracak, siyasi ve hukuki zemini güçlendirecek gerçek bir çerçeve bekliyoruz” dedi.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin Çarşamba günkü Grup Toplantısı'nda yasal çerçeve üzerinde çalıştıklarını ve gerekli görüşmeleri yaptıktan sonra fazla uzatmadan düzenlemeyi Meclis’e sunacaklarını ifade etti. Yasanın Temmuz’da Meclis’e gelmesini beklediklerini söyleyen DEM Parti Eşbaşkan Yardımcısı Tayip Temel ile hazırlıkları ve beklentilerini konuştuk.
Cumhurbaşkanı Erdoğan süreçle ilgili yasa üzerinde çalışıldığını ve yakın zamanda Meclis’e sunulacağını açıkladı. 'Çerçeve yasa' Temmuz'da Meclis’e gelebilecek mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son Grup Toplantısı'nda ifade ettiklerini önemli buluyoruz. 'Çerçeve yasa'nın Meclis kapanmadan silahsızlanma ve demokratik entegrasyon zeminini sağlayacak şekilde çıkarılması tarihi önemdedir. Şunu da ekleyelim: Küresel ve bölgesel fay hatları her gün tetiklenirken beklemek, bu ülkenin geleceği için en yanlış politik tercih olur. Bugüne kadar gelen sinyaller yasanın zamanlamasına dair pozitiftir. Hem yasayı bekletmemek hem de içeriğin demokratik entegrasyona zemin açmasını sağlamak, birbirini tamamlayan unsurlardır. Yasanın Temmuz'da Meclis’e gelmesini bekliyoruz.
Sayın Öcalan tarafından 27 Şubat'ta yapılan Asrın Çağrısı'ndan bu yana çok önemli gelişmeler oldu. Silahların yakılması, Meclis'te komisyon kurulması ve İmralı ziyareti… Bu gelişmelere hak ettiği değeri vermek gerekir. Bu süreç, bir dağ tırmanışına benziyor. Çok zorlu rakımlar aşıldı. Şimdi zirveye yaklaşıyoruz ama en tehlikeli düşüşler de zirveye en yakın anlarda olur. 'Çerçeve yasa', zirveye sağlam çıkmanın aracı olmalıdır. Şimdi tüm bu emeği bir adım ileriye taşımak ve demokratik entegrasyonun zeminini hazırlamak için 'çerçeve yasa' kritik bir evreyi temsil ediyor. Bu kritik evreyi aşmak için sorumluluk iktidar ve Meclis'tedir. Biz silahsızlanma ve demokratik entegrasyonu mümkün kılacak bir düzenleme ve onun siyasal sonuçlarına hazırız.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan çerçeve yasayla ilgili bir taslak sunmuştu. Bu kapsamda AKP ile de görüşmeler yapılmıştı. Son durum nedir?
Sayın Öcalan 'çerçeve yasa'nın ilkelerini oluşturdu. 7-8 maddeden oluşan bir kök yasa perspektifi ortaya koydu. Teknik değil, siyasal bir çerçeve sundu. DEM Parti olarak bizim de hazırlığımız var. İktidarın da bir yasa hazırlığı içinde olduğunu biliyoruz. Şunu açık söylemek gerekiyor: Bu yasa, müzakere edilmeden, tarafların hassasiyetleri gözetilmeden, bir oldubittiye getirilmemelidir. Bu süreçte iktidarın tek taraflı bir metin çıkarıp 'al bunu, imzala' demeyeceğini umuyoruz. Bu olursa müzakere ruhu zedelenmiş olur. Neden? Çünkü bu mesele 100 yıldır bu ülkenin açık yarası. Böyle bir yarayı kapatacak düzenleme, ancak tarafların ortak akıl ve ortak iradeyle ürettiği bir metinle kalıcı olur.
Basına yansıyan kulislerde 'çerçeve yasa'nın güvenlik eksenli bir dille yazıldığı ve Sayın Öcalan ile ilgili düzenlemenin olmadığı görülüyor. 'Çerçeve yasa' nasıl bir nitelik taşımalı?
Bu yasanın içeriğine dair bir bilgimiz yok ve bize ulaşan bir taslak da olmadı, ancak yasaya dair bazı haberler çıktı. Umarız bu içerikler doğru değildir. Eğer doğruysa beklentileri karşılamaktan çok uzak bir yasa olur. Barış konuşulurken “teslimiyet, pişmanlık, kategorik ayrımlar, suçlu-suçsuz, terör” üzerinden yol alamayız. Bu dil, geçen yüzyılın dili ve barış değil, daha fazla çatışma getirdi.
Sayın Öcalan 'çerçeve yasa' için 'kök yasa' tabirini kullandı. Bunu doğru anlamak gerekir. Buradaki 'kök yasa', Kürt meselesinin bütün kök nedenlerini, yani yapısal nedenleri bir anda çözecek nihai yasa anlamına gelmez. 'Çerçeve yasa'nın böyle bir işlevi de şimdilik yok. Bu yasa daha çok, tarihsel bir eşiğe, silahlı çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine geçişe dönük ana düzenlemelerin anahtarı olacak. Yani 'kök yasa', kök nedenlerin tamamını çözen yasa değil. O nedenlerin demokratik siyaset içinde çözülmesinin önünü açacak kurucu eşiktir.
'Çerçeve yasa' ise bu dönüşümün kapısını açacak, güveni büyütecek, dönüşü mümkün kılacak temel hukuki zemindir. Bu nedenle 'çerçeve yasa'nın içine kategorik ayrım koymak, daha en baştan o geçiş zeminini zayıflatmak olur. Kapsayıcı olmayan bir 'çerçeve yasa' işlevini göremez. Birilerini dışarıda bırakan, eski güvenlikçi dili yeniden üreten bir düzenleme barışın değil, yeni güvensizliklerin zemini olur.
DEM Parti’nin 'çerçeve yasa'dan temel beklentileri neler?
Birinci yüzyılda büyük acılara neden olan şiddet defterini kapatacak, isyan ve bastırma ikilemini sonlandıracak, siyasi ve hukuki zemini güçlendirecek gerçek bir çerçeve bekliyoruz. Bu yasa bir oldu-bitti olarak değil, toplumun sahip çıkacağı bir uzlaşı olarak çıkmalıdır. Toplumun sahip çıkmadığı bir yasa olumsuz etki yaratır. 'Çerçeve yasa'nın taraflarla tam mutabakat ve ortaklık içinde çıkarılması, geniş toplumsal ve siyasi kesimlerin oydaşmasına dayanması, bizi nihai barışa çok daha güçlü şekilde yaklaştıracaktır.
Sürecin ilerleyebilmesi için Kürt Halk Önderi Öcalan’ın rolü ve çalışma koşullarına ilişkin görüşleriniz nedir?
Sayın Öcalan’ın bu süreçteki konumu son derece açık ve belirleyicidir. Silahsızlanma çağrısını yaptı. Sayın Öcalan dışında kimse bunu yapamazdı. Demokratik çözüm çerçevesini o inşa etti. Milyonlarca insanın bu sürece inanmasında onun sözünün belirleyici bir ağırlığı var. Eğer isyan ve bastırma ikilemini gerçekten sonlandırmak istiyorsak o ikilemin teorik ve pratik önderi olan bir insanın koşullarının aynı kalmasını bekleyemeyiz. Bu, çatışma çözümü süreçlerinin mantığına da aykırıdır. Sayın Öcalan’ın bu süreci yönetebileceği, düşünebileceği, taraflarla iletişim kurabileceği özgür yaşam ve özgür çalışma koşullarının sağlanması gerekiyor. Kürt meselesini şiddet zemininden siyasi ve hukuki zemine çekecek bir düzenleme yapılıyorsa bu sürecin mimarlarından olan Sayın Öcalan bunun dışında kalamaz, kalmamalı.
Sahada Kürt halkında bu sürece ilişkin nasıl bir beklenti ve yaklaşım gözlemliyorsunuz?
Halk, gerçekleri en güçlü şekilde kavrıyor. Aslında iktidar veya muhalefet, Amed'in bir sokağına gidip insanlarla konuşursa elindeki en değerli yol haritasına sahip olur. Şunu söyleyelim; halk, beklenti içinde değil, gerekliliklerinin farkında. Bu iki şey çok farklı. Beklenti belirsizdir, muğlaktır; gereklilik nettir, somuttur. Bu halk, neye ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyor. Gereklilikler açık: 'Çerçeve yasa'nın çıkarılması. Demokratik entegrasyonun önünün açılması. Ana dilde eğitim, yerel demokrasi, seçilmişin iradesine saygı.
Süreç tartışmaları zaman zaman erken seçim gündeminin de gölgesinde tartışılıyor. Türkiye bir seçim hattına girdi mi sizce?
Biz seçim ihtimaline karşı her zaman en hazır partiyiz ama şunu açıkça söyleyelim; bugün Türkiye'nin gündemine seçimi sokmak, çok kritik bir tarihi momentte dikkati dağıtabilir. Şu an önümüzde yüzyıllık bir fırsatın kapısı var ama Türkiye bir seçim kararı alırsa buna da hazırız. Kendimize güveniyoruz ama bugünün asıl sorusu şu: Bu tarihi fırsatı değerlendirecek miyiz, yoksa seçim konuşmalarının gürültüsünde harcayacak mıyız? Biz öncelikle bu süreci selametle sonlandırmak istiyoruz.