DBP Eşbaşkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, "Halk Buluşmaları" ve geleceğe ilişkin yol haritasını gazetemize değerlendirdi
- Halkı sürecin "öznesi olmak" şeklinde tarif ediyoruz. "Yeniyi inşa etmek" söylemiyle yürüttüğümüz çalışmalarda amacımız, başta Kürt halkı olmak üzere bu ülkede yaşayan herkesin sürecin yürütücüsü ve öznesi olabilmesidir.
- Geçmiş deneyimler de bu toplantılarda genişçe konuşuldu. 90'lı yıllardan beri Kürt sorununun çözümünde Sayın Öcalan'ın "muhatap arıyorum" sözüyle başlayan ve bugüne kadar vazgeçilmeyen bir barış mücadelesi var.
- Kürt sorununa yaklaşım ile İmralı’da Sayın Öcalan’a yönelik yaklaşım birbiriyle paraleldir. İmralı’da atılacak demokratik bir adım veya Sayın Öcalan'ın hukuki statüsüne dair bir gelişme, ülkenin demokratik değerlerle buluşmasını sağlayacaktır.
AZİZ ORUÇ
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, "Barışın Sözünü Halkla Kuruyoruz" şiarıyla 16 Haziran'da başlattıkları halk buluşmaları kapsamında çok sayıda kent ve köyde yurttaşlarla bir araya geldi. Buluşmalarda en çok söz alanların savaşın acısını en derinden yaşayanlar olduğunu ifade eden Kılıçgün Uçar, halk buluşmalarının gelecek dönemde yürütecekleri mücadeleye ve izleyecekleri politikalara stratejik bir rehber niteliğinde olacağına işaret etti. Bir ay süren halk buluşmalarının ikinci etabına Ağustos ayında devam edilecek. Kılıçgün Uçar, partinin bir ay boyunca köylerde, mahallelerde ve tarlalarda sürdürdüğü "Halk Buluşmaları" sürecini, bu temasların toplumsal yansımalarını ve geleceğe ilişkin yol haritasını gazetemizin sorularını yanıtlayarak değerlendirdi.
"Barışın Sözünü Halkla Kuruyoruz" kapsamında bir ay boyunca sürdürdüğünüz halk buluşmalarının amacı neydi? Bu buluşmalar nasıl geçti?
Bu çalışma, esasen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni güçlendirmek amacıyla başlatıldı. Türkiye kamuoyunda bu konunun yeterince yer edinememesi, devletin sürece yaklaşımından kaynaklı belli bir sınırlılıkta kaldı. Dolayısıyla buluşmalarımızda, barış mücadelesinin uzun süredir yürütücüsü olan halkın bu süreçte nasıl konumlanacağını birlikte tartıştık. Bu konumlanmayı sürecin "öznesi olmak" şeklinde tarif ediyoruz. "Yeniyi inşa etmek" söylemiyle yürüttüğümüz çalışmalarda amacımız, başta Kürt halkı olmak üzere bu ülkede yaşayan herkesin sürecin yürütücüsü ve öznesi olabilmesidir.
Buluşmalar oldukça coşkulu geçti. Katılımcıların fikirlerini, beklentilerini ve eleştirilerini açıkça paylaşmaları bizim için en güçlü motivasyon kaynaklarından biriydi. Halk buluşmaları yeni bir yöntem olmasa da bu süreç kapsamında en yerele inilerek yapılan çalışmalar olduğu için ciddi bir karşılık buldu ve büyük bir memnuniyet yarattı. Meslek odalarından gençlere, farklı siyasi görüşlerden kadınlara ve emekçilere kadar pek çok kesimle bir araya geldik. Gittiğimiz her yerde katılımcılar hem anlatımlarımızı hem de sorularına verdiğimiz cevapları büyük bir ilgiyle karşıladı. Bu buluşmaların enerjisi ve motivasyonu sayesinde biz de güç kazandık.
Halk buluşmalarında, barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin hangi beklenti, kaygı ve öneriler dile getirildi? Devletin sürece yaklaşımı bu tartışmalarda nasıl değerlendirildi?
Devletin yaklaşımı, tartıştığımız esas başlıklardan biri oldu. Devletin adım atmamasının yarattığı bir kaygı var ancak bu durum barışa dair söz kurmanın, mücadelenin ve çabanın önüne geçmedi. Tartışmalarımızda daha çok, devlete adım attırma meselesinde bekleyen pozisyonda mı kalınacağı, yoksa devletin adım atmama gerekçelerini ortadan kaldıran sürecin öznesi mi olunacağı konusuna odaklandık. Kaygı ve endişeler olsa da barış özleminin büyüdüğü ve bu uğurda bir şeyler yapılması gerektiğinin açıkça konuşulduğu buluşmalar gerçekleşti. Bu, tüm duyguları taşıyan ama hepsinin üstüne barışı yerleştiren bir tartışma zeminiydi.
Geçmiş deneyimler de bu toplantılarda genişçe konuşuldu. 90'lı yıllardan beri Kürt sorununun çözümünde Sayın Öcalan'ın "muhatap arıyorum" sözüyle başlayan ve bugüne kadar vazgeçilmeyen bir barış mücadelesi var. Bu dönemin mücadelesinin özgünlüklerini, Kürt halkının kazanımlarının Türkiye demokrasisine etkilerini ve devletin "Terörsüz Türkiye" söyleminden duyulan rahatsızlığı ele aldık. Bunun sadece bir söylem değil bir barış, demokrasi ve özgürlükler süreci olduğuna dair somut düşünceler açığa çıktı. Önemli bir oranda ortaklaşılan konu ise bu mücadeleden vazgeçilmeyeceğiydi. Devletin adım atmasını beklemek yerine, ona nasıl adım attırılacağına dair yol ve yöntemler tartışıldı.
Geçmiş dönemlere oranla mevcut barış talebi, Türkiye'de demokratik bir dönüşüme hizmet edebilecek çok daha güçlü bir pozisyondadır. Devletin söylemi ve adım atmaması, en çok bu mücadeleye emek veren halkın barışa dair umudunu kırmaya yöneliktir. Biz bu farkındalığı konuşarak, esas müdahale etmemiz gereken noktanın bu umudun ve mücadelenin elimizden alınmaya çalışılmasına karşı durmak olduğunu vurguladık. Bu duruşu halk, emekçi, kadın ve gençlik kimliklerimizle nasıl ortaklaştırabileceğimizi tartıştık. Sonuç olarak kaygıların ortadan kalkmasında devletin atacağı adımlar önemli. Kaygılara rağmen mücadeleyi büyütmek de bir o kadar kıymetli.
Sizi en çok etkileyen tanıklıklar ve dikkat çeken deneyimler neler oldu? Farklı toplumsal kesimlerden hangi mesajlar öne çıktı?
* Gittiğimiz tüm illerde en çok söz alanlar, savaşın acısını en derinden yaşayanlardı. Çocuklarını yitiren anne ve babaların "Çocuklarımızın kemiklerine henüz ulaşamadık, sadece başına gidebileceğimiz bir mezar taşının olmasını istiyoruz ve bunun için barış istiyoruz" söylemi, Kürt halkının ağır şiddet ve baskı politikaları karşısındaki sarsılmaz duruşunun bir göstergesiydi. Bu kadar büyük acıların yaşandığı bir yerden uzatılan bu güçlü barış eli, mücadelenin hem haklılığını hem de kazanmaya ne kadar yakın olduğunu ortaya koyuyordu.
* Özellikle muhtarlarla yapılan buluşmalar çok anlamlıydı. Sürecin sorumluluğunu üstlenme taleplerini "Biz doğrudan demokrasiyi işleten bir mekanizmanın içindeyiz, bu süreçte bizden de faydalanılmalı" diyerek dile getirdiler. Farklı görüşteki insanların katılımıyla, birbirini dinleme tahammülünün olduğunu ve Kürt sorununun çözümünde gelinen aşamanın kaçırılamayacak kadar önemli görüldüğünü fark ettik.
* Gençlerle yaptığımız tartışmalarda, siyasete olan mesafelerini ve genç olmanın siyasetteki dönüştürücü etkisini konuştuk. Mücadelenin onlara emanet olduğu vurgusu büyük bir karşılık buldu.
* Ancak bizi en çok motive eden temel unsur; halkın barış umudunun gücü ve Sayın Öcalan’ın paradigmasına olan güçlü bağlılığıydı. Tüm baskı politikalarına rağmen bu perspektif etrafında kenetlenen halk, barış mücadelesinin haklılığını, meşruluğunu ve aciliyetini bir kez daha vurguladı. Gittiğimiz her yerden aldığımız en net veri şudur: Barış halka emanettir.
* Adıyaman Kahta’nın Kilisk köyünde bir kadın arkadaşın Paris İklim Anlaşması’nı tartışmaya açması ve sorması ekoloji mücadelesi bağlamında çok kıymetliydi.
* Mardin merkezde mahalle buluşmasında bir amcanın kadın özgürlük mücadelesine dair güçlü anlatımları çok kıymetliydi.
* Siirt’te Ilısu Barajı nedeniyle yıkılan Botan Köprüsü’nün ulaşımı ve yaşamı zorlaştırmasına rağmen orada yaşayan insanların topraklarında ısrar etmeleri ve hafızaya sahip çıkmaları çok değerliydi.
* Tütün pazarındaki üreticilerin, yaşadıkları ağır sorunların çözümünü bu sürecin bir parçası olarak görüp tartışmaları da önemliydi.
Halk buluşmalarında ekonomi, tarım, işsizlik, ekoloji, kadın mücadelesi ve demokrasi gibi başlıklar barış ve demokratik toplum süreciyle nasıl ilişkilendirildi? Bu konularda hangi değerlendirmeler öne çıktı?
Barış ve demokratik toplum süreci, sadece Kürt halkı ile devlet arasındaki ilişkinin değil, devletin tüm toplumla kurduğu bağın yeniden düzenlenmesidir. Bu sürecin kapsamına ekonomi, doğa ve kadın mücadelesi gibi tüm hayati alanlar dahildir. HDP paradigması, Türkiye’nin tüm sorunlarının halkın iradesiyle tartışılabileceğini ve toplumun değerlerini koruyan bir siyasetin mümkün olduğunu göstermiştir. Barış; devletin ekonomi politikalarının emekçi lehine değişmesini ve ekolojiyle barışık bir tutum sergilemesini de gerektirir. "Çöktürme planı" kapsamındaki özel savaş politikaları; sürgün, gözaltı ve keyfi tutuklamalarla halkı siyasetin öznesi olmaktan uzaklaştırmayı amaçlamaktadır.
Bu süreci toplam bir demokratikleşme, adalet ve hukukun tesisi olarak görmek gerekir. Devletin şiddet politikaları sadece Kürtleri değil; emeği, doğayı ve tüm toplumu hedef almaktadır. Devletin Kürt sorununa yaklaşımı ile İmralı’daki tecrit politikası birbiriyle paraleldir. Tecrit ağırlaştıkça baskı politikaları ve kayyum rejimi de aynı oranda artmaktadır. Dolayısıyla İmralı’da atılacak demokratik bir adım, ülkedeki tüm krizlerin aşılması ve toplumun demokratik değerlerle buluşması adına hayati bir önem taşımaktadır. Kürt meselesinde ve Kürdistan’da yapılacak iyileştirmeler tüm Türkiye’ye yansıyacak, yaşanan krizlerin çözüm anahtarı olacaktır.
Ekoloji, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet politikaları temel başlıklarımızdı. Özellikle Kızıltepe'de tütün işçisi kadınların yaşadığı zorluklar, devlet zihniyetinin neden dönüşmesi gerektiğine dair önemli göstergeler sundu. Bu süreci; toplam bir demokratikleşme, adaletin sağlanması ve hukukun tesisi olarak görmek ve anlatmak zorundayız. Çünkü devletin şiddet politikaları sadece Kürtleri değil; doğayı, emeği ve ülkede yaşayan herkesi hedef almaktadır. Kürt sorununa yaklaşım ile İmralı’da Sayın Öcalan’a yönelik yaklaşım birbiriyle paraleldir. Orada tecrit arttıkça kayyum rejimi ve baskı politikaları da aynı oranda artmaktadır. Dolayısıyla sembol haline gelen İmralı’da atılacak demokratik bir adım veya Sayın Öcalan'ın hukuki statüsüne dair bir gelişme, ülkenin demokratik değerlerle buluşmasını sağlayacaktır.
Kürdistan şiddet politikalarının laboratuvarı haline getirilmiş olsa da burada yapılacak iyileştirmeler tüm Türkiye’ye yansıyacaktır. Barış ve demokratik toplum süreci; emek sömürüsü, özel savaş politikaları ve gençlerin geleceği gibi tartıştığımız tüm krizlerin temel çözüm zeminidir.
Bir aylık halk buluşmalarının ardından DBP hangi sonuçlara ulaştı? Elde edilen veriler doğrultusunda yeni dönemde nasıl bir yol haritası ve çalışma programı izlemeyi planlıyorsunuz?
Bu buluşmalar, öncelikli olarak örgütsel çalışmalarımız için çok önemli veriler sunmaktadır. Barış ve demokratik toplum sürecinde eksik bıraktığımız ya da güçlendirilmesi gereken alanları tespit etmek açısından bu veriler kritik bir öneme sahiptir. Buradan elde edeceğimiz sonuçlar yeni dönemde ihtiyaç duyulan güçlü politikaları nasıl inşa edeceğimiz konusunda bizlere yol gösterecektir. Şu an raporlama süreci devam etmektedir. Bizler notlarımızı alırken, örgütleme komisyonundaki arkadaşlarımızla birlikte verileri tasnif ediyoruz. Hazırlayacağımız kapsamlı rapor, Kürdistan’ın barış ve demokratik toplum sürecinde nasıl daha güçlü bir özne olabileceğine dair tespitlerimizi ve eksik kaldığımız noktaları içeren önemli bir kaynak olacaktır. Bu çalışma, gelecek dönemde yürüteceğimiz mücadele ve izleyeceğimiz politikalar için stratejik bir rehber mahiyetinde olacaktır.
Demokratik Bölgeler Partisi olarak eğitim çalışmalarımız güçlü bir şekilde sürüyor ve sürecin ihtiyaçları doğrultusunda bu çalışmalara yeni konu başlıkları ekledik. Kadın mücadelesi kapsamında, en köklü sorun olarak gördüğümüz kadın-erkek eşitsizliğini dönüştürmek amacıyla "erkeği dönüştürme atölyelerimizi" bu çalışmalara paralel olarak yürütüyoruz. Gerçekleştirdiğimiz bu buluşmaları, bir dönem yapıp bitirilecek bir işten öte süreklileştireceğimiz bir sürecin başlangıcı olarak görüyoruz. Elde ettiğimiz veriler ışığında hangi alanları güçlendirmemiz gerektiğini saptayarak, bu buluşmaları daha etkili ve yaygın hale getireceğiz. Ayrıca gençliğin örgütlenmesi ve siyasete aktif katılımı konusundaki sorumluluklarımızı da yerine getirmeye devam edeceğiz.
Kürt meselesi, sadece seçim dönemlerinde hatırlanacak bir konu olmaktan fazlasıyla çıkmıştır. Bu tarihi meselenin artık hakkaniyetli, demokratik ve barışçıl bir çözüme kavuşması kaçınılmazdır. Temel hedefimiz, binbir zorlukla kurulan müzakere masasının keyfi olarak terk edilmesine veya sürecin yarım bırakılmasına izin vermeyecek güçlü bir toplumsal irade inşa etmektir. Bu sürecin gidişatı, Türkiye'nin yeni yüzyılının rengini ve içeriğini belirleyecektir. Devletin atacağı veya atmayacağı her adım ülkeyi bir bütün olarak etkileyecektir. Bu nedenle toplumun sürecin aktif öznesi olarak konumlanması hayati önem taşımaktadır. Yürüttüğümüz bu ilk çalışmayı bir giriş olarak değerlendiriyoruz. Önümüzdeki süreçte çok daha güçlü, yapıcı ve kapsayıcı buluşmalar gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.
***
Ana dilinde halkla buluştu
Halk buluşmalarında ana dil kullanımına neden özel önem verdiniz? Özellikle Kirmanckî ile kurulan iletişim halkla buluşmaların atmosferini ve katılımını nasıl etkiledi?
Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt demokratik siyasetinin ana dil mücadelesi tartışılmaz bir noktadadır. Unutulmaya ve yok olmaya yüz tutmuş bir dil olan Kirmanckîyi konuşabilen bir siyasetçi olarak Kürdistan'ın her ilinde ve ilçesinde halkı bildikleri Kurmancî dilinin yanı sıra, belki de hiç duymadıkları Kirmanckî diliyle selamlamak benim açımdan tarihi bir sorumluluktur. Bunu duyan halkımızın yüzündeki gülümseme ve tebessüm ise çok ayrı bir duyguydu.
Gittiğimiz yerlerde ana dilin sadece günlük konuşmada değil, yaşamın her alanında ağırlıklı olarak korunmaya çalışıldığını gözlemledik. Örneğin Varto'da tüm tartışmalarımızı ve konuşmalarımızı Kirmanckî diliyle yürütmek benim için çok özel bir deneyimdi. Siyasi mücadele hayatımda ilk defa bir bölgede tamamen ana dilimde bir buluşma ve tartışma süreci geçirdik. Bu gerçekten çok anlamlıydı.