- ABD yönetimi, savaş alanındaki gelişmeleri siyasi, ekonomik ve diplomatik etkileriyle değerlendiriyor. Helmer, "ABD, bazı yerlerde kaybettikçe başka yerlerde kazandığını hesaplıyor" diyerek durumu Pakistan ve Suudi Arabistan örnekleriyle açıklıyor.
- ABD, operasyonel bir kaybı Pakistan üzerinde nüfuz fırsatına dönüştürdü, bu durum ülkenin ekonomik bağımlılığını artırırken Çin ve Rusya'ya yönelmesini daralttı. Suudi Arabistan ile imzalanan nükleer anlaşma da Washington'un stratejik kazancıdır. Riyad'ın Rusya veya Çin yerine ABD'yi seçmesi, Körfez'in Washington'a bağımlılığının arttığını gösteriyor.
BAHAR AVJÎN
Avustralyalı gazeteci ve uzun yıllardır Moskova'da görev yapan kıdemli dış haber muhabiri John Helmer, ABD'nin İran karşısında askeri açıdan gerilediği yönündeki yaygın değerlendirmelerin eksik olduğunu savunuyor. Helmer, kamuoyunda sıkça dile getirilen "ABD İmparatorluğu gerçek zamanlı olarak çöküyor" yorumlarının savaşın yalnızca görünen yüzüne odaklandığını belirterek, bu tür yaklaşımları tembel analiz olarak nitelendiriyor.
Jamal Thomas Morning Show programına katılan Helmer'e göre bu analizlerin temel hatası, taktik başarıları stratejik zaferle eşitlemek. Asıl önemli olanın savaşın siyasi, ekonomik ve jeopolitik sonuçları olduğunu savunan Helmer, Washington'un sahadaki taktik kayıpları müttefikleri üzerindeki siyasi ve ekonomik nüfuzunu artırmak için kullandığını öne sürüyor.
Taktik kayıplar, stratejik kazanımlar
Helmer, İran'ın radar sistemleri, füze bataryaları ve CIA'ye ait olduğunu öne sürdüğü istihbarat tesisleri gibi hedeflere yönelik saldırılarla sahada taktik başarılar elde ettiğini kabul ediyor. Ancak bunun Washington'un stratejik konumunu zayıflatmak yerine bazı alanlarda güçlendirebileceğini savunuyor.
Helmer'e göre ABD yönetimi savaş alanındaki gelişmeleri yalnızca askeri sonuçlarıyla değil, bunların siyasi, ekonomik ve diplomatik etkileri üzerinden değerlendiriyor. Bu nedenle bazı askeri kayıplar, Washington açısından daha geniş stratejik kazanımların önünü açabiliyor.
"ABD İmparatorluğu, bazı yerlerde ne kadar kaybederse başka yerlerde o kadar kazandığını hesaplıyor" diyen Helmer, bu görüşünü Pakistan ve Suudi Arabistan örnekleriyle açıklıyor.
Pakistan: Krizden doğan fırsat
Helmer'e göre Hürmüz Boğazı'ndaki krizin Pakistan ekonomisinde haftalık yaklaşık 500 milyon dolarlık kayba yol açmasının ardından ABD Hazine Bakanlığı'nın sağladığı yaklaşık 10 milyar dolarlık kredi desteği, Washington'un bu krizi stratejik bir fırsata çevirdiğini gösteriyor.
"ABD, operasyonel bir kaybı Pakistan üzerinde daha önce sahip olmadığı ölçüde nüfuz kurma fırsatına dönüştürdü. Pakistan daha önce ABD'ye mesafeliydi; şimdi buna mecbur kaldı."
Helmer, bu gelişmenin Pakistan'ın ABD'ye ekonomik bağımlılığını artırırken Çin ve Rusya'ya yönelme alanını da daralttığını savunuyor.
Suudi Arabistan: Nükleer kart
Benzer şekilde Helmer, ABD ile Suudi Arabistan arasında imzalanan nükleer enerji anlaşmasını da Washington'un stratejik kazançlarından biri olarak değerlendiriyor. Ona göre Riyad'ın nükleer teknoloji konusunda Rusya veya Çin yerine ABD ile çalışmayı tercih etmesi, Körfez monarşilerinin Washington'a bağımlılığının azalmadığını, aksine arttığını gösteriyor.
Helmer, ABD'nin bu anlaşmayla Suudi Arabistan'ı kendi güvenlik mimarisi içinde daha da sıkı biçimde tuttuğunu savunarak şu değerlendirmeyi yapıyor: "Körfez ülkeleri İran'la asla barış yapmaz. İran onlar için varoluşsal bir düşmandır. Üsleri vurulsa da ABD'ye daha çok sarılırlar."
ABD'nin her savaşı kazanmasına gerek yok
Helmer'e göre Washington'un temel hedefi her askeri çatışmayı kazanmak değil, müttefiklerini ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında tutmayı sürdürmek. Körfez ülkelerinin askeri üsleri saldırıya uğrasa bile güvenliklerini büyük ölçüde ABD'ye dayandırmaya devam etmeleri, Washington açısından stratejik bir avantaj oluşturuyor.
"Eğer imparatorluk perspektifinden bakarsanız, Trump'ın 'kazanıyoruz' demesi bazı açılardan yanlış değil. Himaye daha da sıkılaşıyor ve ABD için çok daha karlı bir ilişkiye dönüşüyor."
Rusya'nın içerideki zorlukları
Helmer, analizinde yalnızca ABD'yi değil, Rusya'nın karşı karşıya olduğu iç siyasi ve ekonomik sorunları da ele alıyor.
Ona göre Vladimir Putin'in asıl sınırlayıcı unsuru ABD değil, Rusya içindeki oligarklar ve mevcut ekonomik düzen. Helmer, Rusya'nın ekonomiyi tam anlamıyla savaş ekonomisine dönüştürmesi halinde bunun ülkedeki güç dengelerini sarsabileceğini, bu nedenle Kremlin'in savaşı hâlâ "özel askeri operasyon" olarak tanımlamayı sürdürdüğünü savunuyor.
Helmer ayrıca ABD ve Ukrayna'nın son dönemde yalnızca askeri hedefleri değil, Wildberries gibi büyük lojistik ve ticari altyapıları da hedef aldığını, bunun amacının Rus orta sınıfında ekonomik huzursuzluğu artırarak iç kamuoyu üzerinde baskı oluşturmak olduğunu öne sürüyor.
Programın sunucusu Jamal Thomas, Helmer'a hak verdi: "Tek bir askeri geri püskürtme imparatorlukların sona erdiği anlamına gelmez. Suriye'nin düşmesi 20 yıl sürdü. İran bugün ABD'yi püskürtse bile, ABD 10 yıl sonra geri gelir. İran'ın kazanmasının tek yolu, ABD'ye bir daha geri dönmeye cesaret edemeyecek bir bedel ödetmesi."
Ardından Helmer uyardı: "O bedeli ödetmeye çalışırken İran'ın kendi içinde rejim değişikliği riskiyle karşı karşıya kalabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor."
Helmer, savaşın yalnızca cephede yaşanmadığını hatırlatmış oldu. Ona göre Washington, askeri alandaki taktik kayıpları siyasi, ekonomik ve diplomatik araçlarla telafi ediyor, hatta bunları müttefikleri üzerindeki etkisini artırmanın bir aracı olarak kullanıyor. Bu nedenle "ABD kaybediyor" değerlendirmelerinin, Washington'un uzun vadeli stratejik hesaplarını yeterince dikkate almadığını savunuyor.
Kaynak: Jamal Thomas Morning Show, 23 Temmuz 2026. Konuk: John Helmer (Moskova muhabiri ve Dances with Bears editörü).