Türk devletinin “Özel Güvenlik Bölgeleri" adı altında yaylaları bir bir yasaklaması, yaylaya çıkanların tepkisine neden oldu. Yıllardır bahar aylarında binlerce hayvanla yaylalara çıkan bölge insanı ise bu yasaklar nedeniyle artık hayvanlarını otlatacak mera bulmakta zorlanıyor. Her yıl Haziran ayında yüzlerce ailenin Geleneksel Şenyayla Doğayla Buluşma ve Kültür Festivali ile birlikte yaylaya çıktığı Amed'in (Diyarbakır) Pasur (Kulp) ilçesi ile Mûş (Muş) arasında kalan Şênê (Şenyayla) bölgesi de geçtiğimiz günlerde 'Özel Güvenlik Bölgesi' ilan edilerek yasaklandı. Alınan yasak kararına rağmen ise onlarca aile baharla birlikte yine yeşeren Şênê yaylasına çıktı.
Baharın tüm renklerini kuşanan Andok, Serê Spi, Warê Şêra, Dorşin dağlarının eteklerinde bulunan Şênê Yaylası'nda baskı ve yasaklara rağmen çadırlarını kurup, hayvancılık yapan aileler, "Yasak da ölüm de olsa buradan ayrılmayacağız" diyor.
'Bu toprakların sahibiyiz'
Bu toprakların, doğadan, dedelerinden miras kaldığını, kendilerinin de çocuklarına miras bırakacağını vurgulayan yaylacılardan Mehmet Çelik, Şênê Yaylası'na Pasûr Reşika'dan (Başbuğ) geldiklerini, yaylaya çadırlarını kurduklarını, hayvanlarını da yaylaya saldıklarını söyledi. "Biz Koçer değiliz. Bu toprakların sahibiyiz. Yabancı bir yere değil, kendi topraklarımıza geldik" diyen Çelik, arazilerinin kendilerine yasaklanmasına tepki gösterdi.
Yasak kararına dair tepkisini yine "Fabrikamız, gelirimiz, hizmetimiz, varlığımız, yaşamamız hayvancılık, yaylacılık olmuş. Şimdi onu da bize yasaklıyorlar" sözleriyle dile getiren Çelik, "Şehirlere gidiyoruz yasaktır. Bizi oradan sürüyorlar. Köyümüze, yaylalarımıza geliyoruz, 'Buralar yasak' diyorlar. Nereye gideceğimizi bilmiyoruz" diyerek yasaklara isyan etti.
'Gidecek yerimiz yok'
Şênê'de 930 dönüm alanın yasaklandığını söyleyen Çelik, "Peki neresi yasak değil! Şehirler yasak, köy yasak, yayla yasak, bu yasaklarla nereye gideceğiz. Türkiye, şimdi Suriye'den daha gaddar. Suriye halkı kaçıyor önünde bir yol, gidecek yerleri var. Ama bizim gidecek yerimiz dahi yok" ifadelerini kullandı.
Tank, toptan korkmadıklarını, benzer baskıların zaten 16-17 yıldır sürdüğünü de hatırlatan Çelik, "Şênê'de şimdiye kadar 20 aileye yakın gelmiş. Daha önce 100'ün üzerinde aile gelirdi. 3 yıldır barışa yol atıldığında buralar şendi. Toprak, ağaçlar, su gülüyordu. Çünkü kan durmuştu. 'Yaylalarınız yasak değil gidin biz de destek vereceğiz' demeleri gerekirken, yasaklıyorlar. Ama şimdi yasaklara rağmen burada hala 30 aile var. Kimseye çağrı da yapmıyorum. Halkımız yasaklara rağmen gelecekler bu topraklarını bırakmayacaklar" diye konuştu.
'Yasaksa yasak, ölümse ölüm'
Baharı Şênê Yaylası'nda kurduğu çadırda karşılayan 12 çocuk babası Şakir Erboğan (65) ise kendilerine 'Buralar yasak, uymasanız para cezası var' denildiğini, ancak her şeye rağmen hayvanlarını, çocuklarını alıp yaylaya geldiklerini söyledi.
"Yasaksa yasak, ölümse ölüm deyip Şênê'ye geldik" diyen Erboğan, hayvancılık yapmamaları halinde yaşamalarının mümkün olmadığını vurguladı. Erboğan, "Şênê yaylasını yasaklamışlar. Biz de yasaklı yere kurmuşuz çadırlarımızı. Hava saldırısı olur diye tedirgin oluyoruz. 250 koyunum var. Xweşika (Kayhan) köyünden buraya geldik. Buralar bize güzel, doğal yaşamın içindeyiz. Tüm zorluklara inat buradan gitmeyeceğiz" diye konuştu.
DİHA/AMED