
GİRİŞ: Almanya’da 20 yıldır PKK yani Kürtler yasaklı. Kürdistan’daki kirli savaş nedeniyle Almanya’ya gelmek zorunda kalan ancak özgürlük mücadelelerine sahip çıkmaktan vazgeçmeyen Kürtler bu kez de Almanya’da mağdur edildi. 26 Kasım 1993’te PKK ve ERNK’nin yanı sıra Berxwedan gazetesi ve ajansla birlikte FEYKA çatısı altında bulunan Kürt dernekleri de kapatıldı. O günden itibaren dernek baskını, soruşturma, tutuklama, sınırdışı, tehdit, ajanlaştırma faaliyetleri aralıksız ve sistematik devam etti. Kürtlerin maruz kaldığı hukukdışı uygulamalara karşı 1996 yılından itibaren çalışmalar yürüten Azadi Hukuk Bürosu’nun verilerine göre “yasak ne kadar kişiyi mağdur etti” sorusuna yanıt vermek zor. Ancak şunu söylemek mümkün: Yıllardır ve çok kapsamlı biçimde uygulanan, toplumun tüm kesimlerini hedef alan bu yasak, binlerce kişiye Almanya’da Türk devletinin Kürdistan’daki uygulamalarını yaşattı.
Kürtler ise yasağı tanımadıkları mesajını gerçekleştirdikleri yüzbinleri bulan eylemlerle en başından ilan etti. Yasak, kuşkusuz sadece Kürtleri değil sol, sosyalist, demokrat çevreleri de rahatsız etti. Hukukçular, akademisyenler, insan hakları kurumları birçok kez yasağın hukuki değil siyasi olduğunu belirterek, Kürt sorununun çözümü önünde engel teşkil eden bu yasağın kaldırılmasını talep etti. Bu konuda Kürtlerin ve yasak karşıtı Almanların hükümet nezdinde yaptıkları girişimler şimdiye kadar sonuç almasa da Kürtler taleplerini dile getirmekten hiç vazgeçmedi. Kürtler, Türkiye’de devam eden barış sürecinde, Almanya’daki dostlarıyla birlikte çok daha güçlü bir sesle “PKK yasağını sonlandır” demek için bu hafta sonu başkent Berlin’de Meclis önünde olacak.
Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkeran Kurdistan-PKK), 15. kuruluş yıldönümünü kutlamaya hazırlandığı ve barış için ilk ateşkesi ilan ettiği bir dönemde, Almanya’da yasakla karşı karşıya kaldı. Kürtlerin ve dostlarının yasağa karşı tepki ve girişimleri aralıksız sürdü. Yasağın 20. yıldönemi öncesinde Alman insan hakları kurumları öncülüğünde “anlamsız yasağa son” verilmesi talebiyle başkent Berlin’de yapılacak kitlesel gösteri öncesinde biz de bu yazı dizimizle, “PKK neden yasaklandı?” “Almanya’da başlayan yasak nasıl Avrupa’ya yayıldı?” “Kriminalizasyon hangi boyutlara ulaştı?” “Kürtler yasağa karşı nasıl mücadele ettiler?” “Almanya, 1 yıldır devam eden barış sürecine rağmen neden yasağı kaldırmamakta ısrar ediyor?” “Almanya hukuku ve demokrasisi bu yasaktan zarar görmüyor mu?” sorularını tartışmaya açmak istedik.
Uluslararası güçler faktörü
PKK’nin Almanya’da yasaklanması ve ardından yasağın birçok Avrupa ülkesine yayılmasının tarihi sadece yirmi yılla sınırlandırılamaz. Yasağın asıl nedeninin, PKK’nin sömürgeci Türk devletine karşı verdiği etkin mücadelede olduğunu belirtmekte fayda var. 15 Ağustos 1984’te PKK’nin “İlk kurşunu”, birçok çevreyi önce şaşkına, ardından da gelecek olan fırtınaya karşı ‘nasıl tedbir alırım’a yöneltmiştir. NATO’nun bileşenleri olan Alman ve Türk devletlerinin ittifakı Osmanlı’nın son dönemine kadar uzanıyor. Ermeni soykırımında da İttiat ve Terakki ile birlikte birinci derecede rol alan dönemin Almanya devleti, Kürt soykırımlarında da Türk devletine silah, maddi ve manevi destek sağladı.
Palme PKK’ye yıkıldı!
PKK’nin Almanya’da yasaklanmasının ilk adımı, Kürtlerin dostu olan İsveç Başbakanı Olof Palme’nin 28 Şubat 1986 tarihinde Stockholm’de bir suikast sonucu yaşamını yitirmesinin ardından atıldı. Uluslararası komplo sonucu öldürülen Palme’nin ölümünden, bir iddia üzerine PKK sorumlu tutuldu ve bu iddia üzerinden PKK’ye ve doğalında Kürtlere karşı baskı ve yasaklar dalgası start alıyor. Almanya, Ağustos 1986’da bir Kürt eylemcinin Türk konsolosluğuna yönelik saldırısını gerekçe olarak göstererek, 1987’de soruşturma davaları, 1988’te ‘PKK üyelerine’ yönelik tutuklama emirleriyle, “Düsseldorf davası” olarak bilinen, Kürtlere yönelik ilk büyük dava serisini başlatmıştı.
Düsseldorf davası
5 Şubat 1988 tarihinde Almanya’nın birçok kentinde “Kürdistan Komite” başta olmak üzere birçok kurum ve ev basılarak çoş sayıda Kürdistanlı gözaltına alındı. Aralarında Hüseyin Çelebi, H. Hayri Güler’in da olduğu çok sayıda Kürdistanlı’nın tuklandığı “Düsseldorf davası” kriminalizasyonda önemli bir adım oldu. Almanya’da yayın yapan Berxwedan gazetesi (15-29 Şubat 1988, sayı 49), baskınların Alman polisi ve Türk istihbaratının ortak operasyonu olduğunu yazdı. Gazetenin aynı sayısında, Kürtlere yönelik kriminalizasyonda, Alman basınının büyük kısmının, bazı Türk ‘sol’ ve Kürt (Taner Akçam’ın başında bulunduğu Dev Yol-Hamburg Göçmen Grubu ve Kemal Burkay’ın görüşlerini savunan KOMKAR gibi) grupların da rol oynadığına dikkat çekildi. 1994 yılına kadar devam eden Düsseldorf Davası‘nda 20’den fazla Kürt siyasetçi ve aktivist hukukduşu bir uygulamaya maruz kaldı.
Kirli savaşa Alman desteği
PKK’nin ilk ateşkesini ilan ettiği 1993 yılında ise Almanya PKK’yi yasaklama yoluna gitti. PKK, Newroz bayramından bir gün önce (20 Mart) ilk ateşkesini ilan etti. Kürt hareketi, siyasi ve diplomatik bir yolda Kürt sorununun çözümünü bulmak istiyordu. Almanya’daki Kürtler de bu sürece tam destek verdi ve Mayıs 93’te yüzbinlerce kişinin katıldığı ilk büyük yürüyüş o zamanki başkent Bonn’da gerçekleşti. Sürgünde olmasına rağmen özgürlük mücadelesinden kopmayan halk “Kürt sorununda barışçıl çözüm” talebini dile getirdi. Ancak ateşkes uzun sürmedi. Turgut Özal’ın tasfiyesi ardından yaşanan 33 asker olayı ardından ateşkes bozuldu ve devlet güçleri kirli savaş konseptini uygulamaya koydu. 90’lı yılların başından itibaren varlık gösteren köy yakma, faili meçhul cinayetler gibi sivil Kürtleri de hedef alan saldırılar Çiller hükümeti döneminde tavan yaptı.
Kürtler eyleme geçti
Buna karşı sürgündeki Kürtler de siyasi kurumlarla, siyasetçilerle ve ilerici gruplarla diyaloglar oluşturdu. Almanya üretimi savaş aletlerinin Kürt halkına karşı kullanıldığını kanıtlamak için yetkili heyetlerle Kürdistan’a yolculuklar düzenledi. Kitlesel protesto gösterileri düzenledi. Münih’te 14 saat süren konsolosluk işgal eylemi yapılırken, Almanya’nın Türkiye’nin savaş politikasına karşı pozisyon almasını istedi.
92 yılı boyunca kitlesel ve uzun süreli eylemler yapıldı. Ancak Almanya PKK’yi tasfiyeye yönelik uluslar arası konsepte yerini almayı sürdürdü. Temmuz ayında Alman Silahlı Kuvvetleri Türk devletinin PKK’ye karşı savaşının ‘yasal’ olduğunu savundu. Bundan çok değil 3 ay sonra Ekim 93’te Türk askerleri Amed’in Lice İlçesine saldırdı: 30’dan fazla sivil katledildi, 600 üzerinde ev yakıldı, yıkıldı. Bu katliam, Avrupa genelinde protesto edildi, eylemler büyüdü, bu esnada Türklerin dükkânlarına saldırılar da gerçekleşti.
Silah satışı bir süreliğine durdu
Eylemler sonuç verdi; Nisan 94’te Yeşiller’in baskısı sonucu Kürt sivil halkına karşı kullanıldığı için Türkiye’ye silah ihracatı durduruldu. Bir ay geçmeden dönemin Federal Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel, ‘iddiaların kanıtlanmadığı‘ gerekçesiyle silah ihracatının kaldığı yerden devam ettiğinin ‘müjdesini’ verdi. Kürdistan’da Alman panzerlerle köyler yakılıp yıkılıyordu. Bu müjdeden günler sonra İHD, son iki hafta içinde 138 Kürt köyünün yıkıldığını duyurdu.
Basın kurumu ve dernek kapatıldı
Kürdistan’daki savaşa karşı tavır almak yerine Alman Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel, Kürt halkının gerçekleştirdiği eylemleri de gerekçe göstererek, “PKK hemen yasaklanmalı” dedi. 26 Kasım 1993’te Almanya İçişleri Bakanı Manfred Kanther, PKK ve ERNK’nin faaliyetlerinin artık yasak olduğunu duyurdu. Ayrıca Berxwedan Yayınları, Kurd-Ha haber ajansı, Almanya’daki Kürdistanlı Yurtsever İşçi ve Kültür Dernekleri Federasyonu (FEYKA-Kürdistan) ve ona bağlı 29 Kürt derneği (Almanya’nın Aachen, Berlin, Bielefeld, Bonn, Bremen, Bremerhaven, Celle, Dortmund, Duisburg, Düren, Frankfurt/Main, Freiburg, Hagen, Hamburg, Hannover, Heilbronn, Ingolstadt, Kaşel, Koblenz, Köln, Leverkusen, Mannheim, Münich, Nürnberg, Rendsburg, Saarbrücken, Siegen, Stuttgart und Ulm ve Köln kentlerinde) kapatıldı.
İlk gün boşa çıktı
Yasak kararı, PKK’nin kuruluş yıldönümünden bir gün önce gerçekleşmişti. Almanya’da yaşayan Kürtler 27 Kasım PKK’nin kuruluşunu kutlamaya hazırlanırken yasakla birlikte Kürt kurumlarına art arda baskın haberleri geldi. Yürüyüşler ve mitingler yasaklandı. PKK bayrağı, semboller, Bijî Serok Apo sloganı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın resmi gibi Kürtlerin eylemlerinin vazgeçilmez sembolleri yasaklandı. Kürtler ise derneklerini, kurumlarını sahiplenerek yasağı tanımadıklarını ilk günden gösterdi.
Kürt derneklerini savunan 25 avukat Alman devletinin bu yasağının “Kürdistan halkına karşı soykırımın desteklenmesi” anlamına geldiğini duyurdu. Yasakla eşzamanlı olarak Almanya’da yaşayan sayısız Kürt siyasetçi ve aktiviste karşı ‘terörist örgüte üyelik ve yardım’ suçlamasıyla soruşturma açıldı. Eşi görülmemiş bir sürek avı başlatıldı, Alman kamuoyunda Kürtler ‘terörist’ diye damgalandı, her türlü örgütlenme, gösteri, ifade özgürlükleri gasp edildi, bu uygulamalara karşı çıkanlar ise şiddete maruz kaldı, haklarında soruşturma açıldı, tutuklamalar, cezalar, sınırdışılar ile tehdit edildi. Ancak yasağa karşı ilk günden itibaren tepkisini ortaya koyan Kürtler geçen 20 yıl içerisinde de siyasi bir karar olan yasağı anlamsızlaştırdı ve boşa çıkarttı.
YARIN:
PKK yasağının tanığı, mağduru ve sanığı YEK-KOM eski Başkanı Mehmet Demir’le söyleşi
DİZİ ARAŞTIRMA SERVİSİ
Yasağa damgasını vuranlar...
20 Mart 1994: Yasak sonrası ilk Newroz’a da yasak konuldu. Almanya genelinde yapılmak istenen bütün Newroz etkinlikleri yasaklandı. Etkinliklere katılmak için yola çıkan otobüsler otobanlarda polisler tarafından çembere alındı. Çatışmalar çıktı. 500’den fazla Kürt gözaltına alındı, 17 kişi sınırdışı edilmek üzere tutuklandı.
RONAHÎ VE BÊRÎVAN’IN DİRENİŞİ
21 Mart 1994: Almanya devletinin Kürdistan’daki kirli savaşa desteğini protesto etmek için Bedriye Taş (Ronahî) ve Nilgün Yıldırım (Bêrîvan) Mannheim kentinde bedenlerini ateşe verdi. Günler sonra yapılacak cenaze törenini engellemek için Almanya çapında 32 bin polis görevlendirildi. Mannheim kentine bütün girişler kapatıldı, Kürtler şehre sokulmadı. Buna rağmen 10 bin kişi Bêrîvan ve Ronahî’ye son yolculuklarında eşlik etti. Alman polisi Kürtlere karşı ilk kez panzer ve plastik mermi kullandı.
HALİM DENER KATLEDİLDİ
29 Haziran 1994: Kürdistan’daki savaşın sonucu Almanya’ya sığınan 16 yaşındaki Kürt genci Halim Dener, Hanover kent merkezinde ERNK amblemli afiş asarken katledildi. Özel Operasyonlar Birliği’nin üyesi Klaus T., 15 santim mesafeden Kürt genci Dener’i sırtından vurmuştu. İlk ifadesinde, afişleme yapan gençleri gördüğünde, aklından sadece bir düzen bozuculuk ya da bir mal tahribatı geçmediğini, bundan ziyade yasaklı PKK’nin desteklenmesine dönük bir suç işlendiği şüphesine kapıldığını” dile getirmiş, daha sonra ise kaza olduğunu söylemişti. Dava süreci ve öncesinde devlet kurumlarının el birliğiyle korunan polis serbest kaldı. 1997’de hakkında açılan ikinci dava da iki ayda sonuçlandı ve beraat etti. Dener’in cenazesi ise çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu 30 bin kişi tarafından uğurlandı.
FESTİVAL YASAKLANDI
1994 yılında 3. Uluslararası Kültür Festivali’nin Almanya’da yapılması ‘yasak pankartlar taşınacak’ gerekçesiyle yasaklandı. Engellemelere rağmen festival Hollanda’da gerçekleşti. Festival ise polisin katlettiği Halim Dener’e adandı. Festivalin hemen ardından ise ‘yasak pankart taşıdıkları ve slogan attıkları’ gerekçesiyle çok sayıda kişi hakkında soruşturma başlatıldı.
GÜLNAZ BAGHİSTANİ KATLEDİLDİ
15 Ağustos 1994: Almanya’da tutuklu bulunan 50 Kürdistanlı, Kürtlere yönelik kriminalizasyon ve yasağı protesto için açlık grevine başladı. Grev, haftalarca sürdü.
4 Temmuz 1995: Bu kez açlık grevi dışarıda başladı. Almanya’nın birçok kentinde “PKK yasağının kaldırılması, Alman silahlarının Türkiye’ye gönderilmesinin durdurulması ve Kürt sorununun siyasal çözümü” talepleriyle açlık grevi başlatıldı.
27 Temmuz 1995: Frankfurt kentindeki açlık grevi şiddet uygulanarak yasaklandı. Açlık grevine katılanlara yönelik polis şiddetinde en az 20 kişi yaralandı, greve katılan 300 kişi hakkında da şoruşturma açıldı. Berlin’de ise polisin şiddet kullanarak dağıtmak istediği açlık grevinde 41 yaşındaki 5 çocuk annesi Güney Kürdistanlı Gülnaz Baghistani katledildi. IG Medien sendikası, o dönem yaptığı açıklamayla polisi, Türk askerinin şiddet uygulamalarını Almanya’ya taşımakla suçladı.
Eylül ayında ise Almanya’nın Neumünster kasabasında Seyfettin Kalan isimli Kürt genci ırkçılar tarafından öldürüldü.
BONN YÜRÜYÜŞÜ
17 Haziran 1995: Kürdistan’da kirli savaşın yükselmesiyle Almanya’daki Kürt halkının protestoları da yükseldi. Almanya’nın Bonn kentinde yüz bin Kürt savaşın sonlandırılması için ayaklandı, “Kürdistan’da siyasi çözüm” sloganıyla alanlara çıktı.
ALMANYA TURU
03-26 Kasım 1997: PKK yasağının kaldırılması talebiyle Almanya Kürdistan Dayanışma grubu tarafından PKK yasağına karşı bir kampanya yürütüldü. Almanya’nın başkenti Berlin’de “Dialog statt Verbot (Yasak yerine dialog)” sloganıyla Almanya genelinde otobüs turu düzenlendi. Yaklaşık bir ay süren kampanyada 26 kent merkezinde miting, parlamento ve STK ziyaretleri ile PKK yasağının anlamsızlığı anlatıldı. Delegasyon birçok kentte olumlu karşılanırken, bazı eyaletlerde çalışmaları yasaklandı. Turun sonunda talepler İçişleri Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen konferansa sunuldu, ancak PKK yasağının kaldırılması talebi reddedildi.
İSRAİL KONSOLOSLUÐU’NDA KATLİAM
17 Şubat 1999: 15 Şubat 1999 uluslararası komplosu ardından tüm Avrupa’da olduğu gibi Almanya’da da Kürtler komployu eylemlerle protesto etti. Türkiye, Almanya, Yunanistan ve Kenya’nın resmi kuruluşları, konsolosluk binaları, parti ofisleri, turizm ofisleri gibi merkezler işgal edildi. Berlin’deki İsrail Başkonsolosluğu’nun işgali esnasında 4 Kürt İsrail güvenlik ekipleri tarafından ateş açılarak katledildi, 13 Kürt ise yaralandı. Ateş açanlar İsrail’e götürülerek siyasi koruma altına alınırken, mağdurlar ise yıllarca mahkemelerde hak mücadelesi verdi.
NOT: Azadi Hukuk Bürosu’nun “20 Jahre PKK-Verbot” Broşüründen yararlanılmıştır. Çeviri: Nihal Bayram