Bir önerge üzerine İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Türkiye’de 1952’den beri hakkında toplatma, yasaklama ve yayın durdurma kararı verilen 22 bin 601 yayın varmış.
Bu listedeki kitaplardan bazılarının toplatma ya da yasaklama kararının yine mahkemelerce kaldırıldığı halde, resmi listenin güncellenmediğini bu nedenle bakanlıktaki „yasak kitap“ listesinin çok kabarık olduğu söyleniyor.
Kitapçılarda yasal şekilde satılan bazı kitaplar ise ev baskınlarında bulunduğunda, delil olarak iddianamelere giriyor. Hatta bazı iddianamelerde, yasaklama kararı olmayan kitaplar bile suç deliline dönüşüyor.
Örneğin, KCK İstanbul iddianamesinde; Marksizm’de Temel Kavramlar, Diyarbakır Zindanı, Yeni ve Yakın Çağda Kürt Siyaset Tarihi, Lenin Şafağı, Darağacında Üç Fidan, Osmanlıdan Şemdinli’ye JİTEM Tarihi, Yas Tutan Tarih 33 Kurşun...gibi kitaplar „suç delili“ olarak nitelendi.
Ankara’da görülen Hopa davasının iddianamesinde de Karl Marx, V. İ. Lenin, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş’in yazıları, kitapları veya hakkında yazılanlardan oluşan kitaplar suç delili olmuştu.
Bir yandan 80 darbesinin yargılandığı ileri sürülürken, onu aratmayacak yasaklamalar uygulanıyor.
Daha iki gün önce Bakırköy L Tipi Cezaevi’nde kitaplara getirilen yasak, önceki zihniyetin değişmediğini gösterir nitelikte.
Tutuklulara gönderilen İlya Ehrenburg’un „Dipten Gelen Dalga“, J. Stalin’in „Strateji ve Taktik“, V.İ. Lenin’in „Gençlik Üzerine“ isimli kitapları, cezaevi idaresince ‘sakıncalı’ bulunup tutuklulara verilmiyor. Tam bir kara mizah. Yasak kitaplar arasında bulunduğu gerekçesiyle Fransız yazar İlya Ehrenburg’un „Paris Düşerken“ romanının çeşitli cezaevlerinde tutsaklara verilmemesi haberinin ardından, aynı yazarın bu kez „Dipten Gelen Dalga“ isimli romanı da ‘sakıncalı’ görülüyor.
Yine, Ankara Sincan Kadın Kapalı Cezaevi yönetimince, Fyodor Gladkov’un „Çimento“, İlya Ehrenburg’un „Paris Düşerken“ adlı romanları, bir süre önce kaybettiğimiz Prof. Dr. Server Tanilli’nin „Uygarlık Tarihi“, Karl Marks’ın „Komünist Manifesto“, Mao Zedung’un „Seçme Eserler“, Georgi Dimitrov’un „Savaşa ve Barışa Karşı Birleşik Mücadele“ adlı kitaplarının yasak olduğu gerekçesiyle cezaevine alınmadığı belirlendi.
***
2011 Basın Özgürlüğü listesine göre, Türkiye basın ve düşünce özgürlüğünde 134. sıradan 148. sıraya geriledi.
2011 yılında Avrupa Konseyine üye 47 ülke arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda Türkiye’nin en fazla başvuran ikinci ülke olması, en önemli hak ihlâllerinin düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik olarak gerçekleşmesi, bunun en bariz belgesi.
İfade özgürlükleriyle ilgili hassasiyet konusunda bugün dünyada -şiddet övgüsü, ırkçılık ve nefret söylemi dışında görüşü ne olursa olsun yasaklama ve engelleme çağdışı sayılıyor.
Dikkat ettiniz mi hiç?.. Söylemler aynı, replikler ve tepkiler aynı... Aynı paradigmanın ezberleriyle yorumlanıyor her şey, aynı at gözlükleriyle bakılıyor olan bitene, aynı volümden ve aynı perdeden konuşuluyor. Bir mağduriyet karşısında susmada da, yok saymada da, savaş tamtamları çalmada da aynı.
Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma değiştirmenin gereğini vurgulayan Einstein; „Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz“ der.
Bu ülkede, içinde „insanlık, eşitlik, adalet...“ gibi en güzel duyguların geçtiği birçok kitap yakıldı yasaklandı, okuyucu ve yazarları işkencelerden geçirildi, zindanlara atıldı.
Özgürlüğün en önemli unsurlarından biri, demokratikleşmedir. Bunun gerçekleşebilmesi de bir zihniyet değişikliğini gerektirmektedir.