Zorlu geçen kış koşullarının ardından havaların ısınmasıyla birlikte bahar hazırlıklarına başlayan kadınlar, kaynağını eriyen kar sularından alarak Zap suyu ile birleşen Ava Tiyarê'nin etrafını çeviren ceviz ağaçlarını budamaya başlarken, bağ ve bahçe işleri için ise tarlalar sürülüyor.
'Kendi topraklarımızda tutsak ediliyoruz'
Yasakların gölgesinde süren bahar hazırlıkları köy yaşamını kısıtlarken, "Kendi topraklarımızda tutsak ediliyoruz" diyen Zavitê köyü sakinlerinden Sultan Akar, her şeye rağmen baharı umutla karşılayanlardan. Pirinç, susam ve mısır ekimi için tarlaları sürmeye başladıklarını anlatan Akar, "Sabahın erken saatlerinde güne uyanıyoruz. Hayvanların otlatılmasının ardından bağ ve bahçelerle uğraşıyoruz. Hayvanlarımız yeterince otlanamadığı için kuzulara biberonla inek sütü içiriyorum" dedi.
'Zulümlerine baş eğmiyoruz'
Yasaklara da değinen Akar, 1990'lı yıllarda olduğu gibi halkın bölgeden göçertilmeye çalışıldığını söyleyerek, "Dağlarımıza yapılan yoğun top atışlarından dolayı hayvanlarımızın yediği otlar genelde hayvanlarda hastalıklara neden olup, sütlerinin azalmasını neden oluyor. 1990'lı yıllarda bizleri köyümüzden edenler, tekrar göçertmeye çalışıyorlar. Bizler yıllar sonra köylerimize yeniden dönerek, yakılan ve yıkılan evlerimizi yeniden inşa ettik. Zulümlerine baş eğseydik, geri dönmezdik" diye konuştu.
90'larda Çiller, 2016'da Erdoğan
Gever ilçesinde bir ayını geride bırakan kuşatmada devlet güçlerinin yoğun bombardımanı nedeniyle göç ederek köye yerleşmek zorunda kalan Lütfiye Erdem ise, 1990'lı yıllarda da göçü yaşayanlardan. Colemêrg'deki köyleri askerler tarafından yakıldığı için Gever'e yerleşen Erdem, 25 yıl içinde iki kez devletin göçertme politikalarına maruz kaldı. Bu kez ne olursa olsun köylerini terk etmeyeceklerini söyleyen Erdem, "Gever'den zorunlu olarak göç edip buraya geldim. Evlerimiz top atışları ile yakıldı. Buraya geldik ama burada da her yer yasaklandı, her yere top atılıyor. Ama biz yaşamımızı yeniden kuracağız" dedi.
'Toprak yaşamla aramızdaki asıl bağdır'
Köydeki en önemli geçim kaynağının pancar olduğunu ancak pancar yetişen bölgelerin de yasak kapsamında kaldığını söyleyen Hatem Erdem ise, yıllar sonra köylerinde döndüklerinde yıkılan evlerinin yerine yeni evler inşa ettiklerini söyleyerek, "Bizler topraklarımızda özgürce yaşamak istiyoruz. Pancar toplamaya gidiyoruz ama bazen çok zorlanıyoruz. Topladığımız pancarlarla ev ekonomisine katkı sunuyoruz. Toprak bizim asıl bağımızdır. Bahar demek meyve sebze dönemi demek. Aman yasak yüzünden hayvanlarımızı dağlara götüremediğimiz için yeteri kadar otlanamıyorlar ve biz de eskisi gibi süt elde edemiyoruz" diye konuştu. Erdem, her şeye rağmen köylerini terk etmeyeceklerini sözlerine ekledi.
Yasaklar yaşam alanlarımızı kısıtlıyor
Kûçike üzerinde yemeğini pişirip, çayını demleyerek köy yaşamının eşsiz güzelliklerinden söz eden Gûzêreş köyü sakinlerinden 62 yaşındaki Azize Akay da, "Köyde doğup büyüdüm. Köylerimiz devlet tarafından yakılıp yıkıldı. Yasağa rağmen yaşamımızı idame ediyoruz. Yasaklar olmasa köyümüz muazzam derece güzeldir. Ama yasaklar yaşam alanlarımızı kısıtlıyor" dedi.
ŞERMİN SOYDAN/DİHA/COLEMÊRG