Hayatı paylaşmak, birbirini her bakımdan anlamayı gerektirir. Birbirini insanca anlama tarzı ise konuşmaya ve dil yeteneğine yol açmış. Bundan dolayı da birbirine yakın yaşayan, bir arada yaşayan insanlar, aynı dili konuşurlar. Birbirine yakın, birbiriyle iç içe yaşayan insan toplulukları, küçük klan tarzı örgütlenmelerden başlayarak günümüzdeki ulus çaplı örgütlenen büyük toplumsal organizasyonlara kadar varmışlar.
İnsanda bu toplumsal gelişimi sağlayan faktörlerin başında dil ve kültür gelmektedir. Aslında dil; kültürel birikmişliğin kendini insan tarzındaki ifadeye kavuşturma biçimidir. Toplumu sürekli düşünen ve işleyen bir metabolizma veya bedene benzetirsek, dil onun en önemli organı olmaktadır. Düşünen metabolizmanın düşündüklerini toplumsal tarzda yani insan tarzında cisimleştirmesi, maddileştirmesi, görünür kılmasıdır konuşma dili.
Politik ve ahlaki klan-kabileden günümüz uluslarına kadar insan topluluklarının, gündelik hayatta kullandıkları bir dilleri hep olmuştur. Tarihte kendine ait bir dili olmayan ne klan-kabile vardır ne de ulus.
Kürtler açısından ise ortada milyonların kullandığı bir dil var. Artık bu dilin, varlığını ispatlama gibi bir derdi kalmamıştır. Çünkü vardır. Görmezlikten ve duymazlıktan gelinse de vardır. Görmezlikten veya duymazlıktan gelinmesi, olmadığı anlamına gelmiyor.
Vardır hem de her gün gelişme kaydediyor. Kürtçe dili Kürdistan’ın Kuzeyinde yasak olduğu için bazı alanlardaki gelişmesi adeta durmuştu. Örneğin sanat alanında kullanılmış ama bilim ve felsefe dünyasında oldukça zayıf bırakılmış. İnsanların diline kilit vurulamayacağı için sözlü sanatta kendisini yaşatarak direnmiş, ancak yazılı dil olarak yasaklı olduğu için, ürünlerine yaşam şansı hiç tanınmamış.
Bir dil yaygınca yazılmaz ve okunmazsa yok olup gider derler. Aslında öyle değil. Dilin gelişmesinde yazının rolü büyüktür ancak yazı olmazdan önce de klan ve kabilelerin kendine göre dilleri vardı. Bundan da anlaşılıyor ki, yaşam kendi doğal yatağında sürdüğü müddetçe dillerin varlığı da sürecektir. Ancak yaşam bin yıllardır doğal yatağında akamadığı için yok olmayla yüz yüze kalan birçok şey var. Kürtçe dili de böyledir.
Kürtçe diline çok büyük haksızlıklar yapılmış. Horlanmış, dıştalanmış, aşağılanmış, yasaklanmış, en korkuncu da, kendi sahiplerinin utancına maruz kalmış. O da ondan utananları kendi sahibi olarak pek görmemiş zaten.
Kürtçe dilini onurluca sahiplenenlerin kırk yıllık savaş ve mücadelesi ardından, şimdi durum oldukça farklılaştı. Neyin suç neyin ayıp olduğu artık açıklığa kavuştu. Artık ana dilini konuşamamak büyük bir toplumsal ayıba dönüştü. Bir Kürt için Kürtçe konuşamamak artık büyük bir ayıp olarak duruyor. Bütün Kürtlerin kendi ana dillerini öğrenmeleri lazım. Bu saate kadar bir Kürt için anadilini bilmemek ayıp değildi çünkü yasaklıydı. Ama bu saatten sonra artık öğrenmemek ayıp olacak. Bu temelde özellikle de demokratik siyasetin içinde olan Kürt siyasetçilerin kendi ana dilini öğrenmesi gerekir. Bunu da demokratik siyasetin merkezindeki kadınların başlatması beklenir. Çünkü ana dilini en çok da kadınların sahiplenmesi lazım. Çünkü analarımızın kulağımıza ana sütü gibi akıttığı Kürtçe ninni ve lorinlerini hatırlamak yasaklanmıştı bizlere. Anaların artık yetişmiş bu onurlu kızları, büyük bir şevkle hatırlamaladır, kendilerine zorla unutturulmuş bu lorinlerini.
Diğer yandan Kürtçeyi yasaklayanların çıkıp Kürdistan halkına özeleştiri vermesinin de zamanı artık gelmiştir. Bize lorinlerimizin unutturulması büyük bir katliamdır. Dilimiz, kültürümüz, tarihimiz büyük katliamlardan geçirildi. Zorunlu asimilasyon beyaz katliamdır. Bu katliamın öz eleştirisi, er geç devlet adına bir gün verilmek zorundadır.
Yaşam var oldukça anadiller de var olacaktır
Dil meselesi insan olmakla ilgili bir meseledir. Toplumsallaşmış bir varlık olarak insanca yaşama haklarının başında gelmektedir. İnsan konuşma yeteneğini kazanmasaydı toplumsallaşamazdı da. Toplumsallaşmaya getirilen uzmanca tanımlar bir yana, toplumsallaşma esasen hayatın her boyutta paylaşılmasıdır. Maddi ve manevi anlamda hayatı paylaşmaktır.