“Komutanı kuzu olan
bir arslanlar ordusundan korkmam
ama komutanı arslan olan
bir kuzular ordusundan korkarım.”

        Büyük İskender


Dünya adeta dengeleri zorlayan bir fotoğraf karesinde insanlığı sınavdan geçiriyor. Bir tarafta batının çılgın sessizliği, diğer tarafta tahammülsüzlüğün kaçkınlığında, birbirini boğazlayan toplumların nereye varmak istediği sorusu! Korkunç bir manzara ve o manzarada acılar kimimizin eğlencesi bile olabiliyor. İnsanlık nereye gidiyor sorusu, kendisini gereksiz savaşlarda ifade ediyor. Her ne kadar “savaş her şeyin babasıdır” dese de Heraklitos, savaş acımasız ve çığırından çıkarılmış insanlar yaratıyor.
Şimdiki zamanın geçmiş zamanlardan farklı olmadığını kanıtlayan dengeden söz etmek mümkündür. Savaş bir ‘baba’ görünümünde, babasız çocuklar ordusu yaratıyor. Ve acılı gözlerle dünyaya bakan kadınlar. ‘Baba olan savaş’ geçmiş zaman ve şimdiki zaman arasında, kocaman uçurumlar yaratarak öldürmenin kutsallığını dikte ediyor. Ve insanlar tarafını belli ederek bir futbol maçı izler gibi gözlerini dikmiş bu çılgınlığı izliyor. İzleyen, dahil olan, yönlendiren; herkes bir suça eklendiğinin farkında bile değildir. Sessizliğin, çığlıktan daha tehlikeli olduğunu bilmeyen bir yorumda yaşıyoruz.
***
Oysa savaş, birbirini koruyan, birbirini reddeden, ders çıkaran verilerle doludur. Şimdiyi geçmişte yaşamak Ortadoğu’ya ait bir kavram olarak kendini dayatıyor. Zor bir coğrafya ve o zorluğun içinde yetişen insanlar da zor oluyor. O zor dediğimiz şey bir kabus aslında. Başkalarının gördüğü bir kabus. Çünkü Ortadoğu’da başka olmak kabuslara uyanmaktır. Öteki olmak ölümlerden ölüm beğenme seçeneğinde yok olmaktır. Bu yok olma sessizlik oluyor Batıda ve Batı eğlenirken, tahammülsüzlük dediğimiz şey, insanlığın ortak kabusu oluyor. Parmakla gösterilen bir yok oluş, insanların gözlerinde duyarsızlık oluyor. Görmek tepki vermek, duyarlılıktır.  
***
Paylaşmak, büyüklüğün erdemidir. Paylaşılamayan şey ise kaybetmenin artasında bilmeden, hesap etmeden yarına verdiğimiz zarardır. Demokrasi mücadelesi, kazanım mücadelesidir. Bu yolda verilen bedeller tarihidir ve o bedelleri verenler ders çıkaran insanlar olarak korkunun çehresini değiştiren doğru ordularla oluşur. Ve doğru önderlerle... Ordusunun yol haritası insanlık olanın, geleceği berrak bir coğrafyanın güzel çocukları yaşadığımız anların gelecekteki aydınlık günleri olur. Yaşanan anlar kötü, insan aklının ermediği görüntülerle doludur. ‘Allah adına’ yola çıkmış, insanları boğazlayan bu insancıklar ne yaptığını bilemez duruma gelmişse savaşmanın güncel koşullarında her sıktıkları kurşunda kendilerinin de öldüğünün farkında değiller demektir. Ki ölümü ‘Allah adına’ kutsayan bu insancıklar, kendinde değillerdir. Uyuşturulmuş birer zavallıdırlar. Oysa inanmak kendinde olmaktır. İnanmanın yolu, bilincin tarihsel birikimidir. Bu canavarlaşmış insanlar, inanmanın tarihsel birikimine ihanet ediyorlar. İnsanlık geleceğe dair hesaplarda yol alır fakat tam tersindeki tercih dinse, din toplumsal bir zarardır.
Başkalarını öldürerek, kendilerine yaşam sahaları açmak, ‘devlet olmak’, kendin olmak değildir. Kendin olmak başkaları ile birlikte ortak yaşamaktır. Bu bilinç insanlık tarihinin ne acılarla şekillendiğini ortaya serpiyor. Geçmişi şimdide görünür kılmak, insanlık değildir. İnsanlık karanlığı aydınlığa tercih eden bir düşüncede ise, burada muazzam bir sorun vardır. Yok etmeyi hedefleri arasına koyan bir düşünce, yok olmakla karşı karşıyadır. Yok eden zamanı gelir yok olur. Bu insanlığın doğru mücadelesidir.
***
Cinnet halidir Ortadoğu. Bu hal korkunç bir bunalımın sonucudur. Egemen olmanın ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Geri sistemlerin, ortaya çıkartmak istemediği demokratik toplumlara bir başkaldırıdır. Haksız bir başkaldırıdır. İçinde geleceğe dair bir umut, aydınlık yoktur. Bunun diğer adı geri sistemlerin dayatmalarında oluşmuş baskının dışavurumudur. Bir çürüme yaşayan sistemler, tarihsel sonuçları olan din-mezhep silahı ile yeniden kendine yaşam sahaları açmaktır. Bu bir çürümedir. Geleceği yoktur. İnsanlığı kurtaracak dar sahalar yaratmak, (vatan, devlet) gibi şeyler aslında bu çürümenin derinleşmesinden başka bir şeyi ifade etmiyor. Tabii en ilginç olan ise yaşamak istedikleri yerleri yıkan, taş üstüne taş bırakmayan bu saldırganlık... Durum böyle olunca ortaya çıkan sonuçta, amaç yaşamak değil ölmek oluyor. Ölümü yaşama tercih eden bu düşünce yaşamak istediği yerleri yıkıp kavuruyorsa, iradelerinden kopmuşlardır. Ne yazık ki bundan daha büyük bir trajedi olamaz...
***
Oysa her şeyden önce doğru bir toplum, ufku geniş insanlar yaratmak, oluşturacağın o sahaların uzun vadede yaşanılır olmasına garanti verir. Doğru insanı yaratmadan, yanlış devletleşme bu gün Ortadoğu’da tanık olduğumuz fotoğraf karesinde yerimizi almamız demektir. Kürtler çok beklediler, en doğrusunu inşa etmek, toplumsal demokratik bir birliktelik aşaması, o çirkin görüntülerden kurtulmanın zamanını işaret ediyor.
***
Demek ki devlete değil insana yatırım yapmak, geleceği kurtarmak oluyor. İnsanlık can çekişiyor, sessizlik ortada duran bir ceset gibi kokuyor. Savaş insanlığın yolu ise bu yoldan çıkmış insancıkları dirençle, insanlığa dahil etmek devrimci duruşların kendini güçlendirmesiyle olacaktır. Acımasız olan bu insancıklar yoldan çıkmıştır. Onların şahsında yoldan çıkan, aslında sistemdir. İktidar hırsıdır… Besleyicileri o emperyalist devlet sahipleridir. Birliğin, demokrasinin, hatta sosyalizmin ilkelerini dillerine alarak bir insanlık savaşını barışın hizmetine sokmak bu görüntülere darbe olacaktır.
Burada tüm dünyaya insanlık dersi veren Kürtler, birlikteliğin inanılmaz kazanımlarına inanarak kenetlenmeli ve özgür bir Kürdistan ve o Kürdistan’da yaşayan özgür halklar yaratmanın hesabını aile aşiret çıkarlarına tercih etmemelidir. Din-mezhep-etnise adına birbirini boğazlayanlar ve Kürtleri tarihler boyunca yok sayanlar o fotoğraf karesinde iğrenç bir görüntü yaratıyor. Bu görüntü aslında, aile ve aşiret kaygılarımızdan sıyrılmamıza bir işarettir. Zaman Ortadoğu’da geleceğe karşı durmuştur. Geleceğe akmak isteyen Kürtler, o gelecek zamanın adıdır.