"Savaş uğruna hiç karşı koymaksızın göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almakla yükümlüyüz."

A. Einstein


Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (SAMER), Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı iki bölgedeki 16 kent merkezinde, 15 Temmuz darbe girişimi, Suriye’ye askeri müdahale ve çatışmalı duruma ilişkin algı, tutum ve beklentileri ölçmek amacıyla, 31 Ağustos-07 Eylül tarihleri arasında bir saha araştırması yapmış. Rastgele seçilen örneklemlerle gerçekleştirilen araştırmada oldukça çarpıcı sonuçlar var.

"İlan edilen OHAL sizce gerekli miydi?” sorusuna katılımcıların yüzde 49,9’u "hayır” yanıtını vermiş. İlgi çeken bir diğer sonuç: "Darbe girişimi sonrasında liderler zirvesine ve yeniden başlayan anayasa çalışmalarına HDP’nin davet edilmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna yüzde 68’i desteklemediğini belirtmiş. Katılımcıların yüzde 60’ı Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesini desteklemediğini belirtiyor. Yine yüzde 85'i Türkiye'nin geleceğinden endişeli ve barışı işaret ediyor, çözüm sürecine dönülmesini istiyor.

***

Soru ve yanıtları çoğaltabiliriz ama araştırmanın geleceğe ve çözüme ilişkin olan bu son rakamlar, bölge halkının yaşanan onca acıya rağmen hala ezici bir çoğunlukla barış ve çözüm istediğine işaret ediyor. Bu durum doğal olarak diğer birçok soruna ve soruya da cevap olabilecek nitelikte. Bu mesajı okumak ona kulak vermek durumundayız.

Dünya siyasal tarihi göstermiştir ki nerede olursa olsun savaşlar ve çatışmalar eninde sonunda masa başında konuşularak anlaşarak çözüm bulmuştur.

Ünlü Fransız düşünürü Ernest Renan, "Savaşın gerçek mağlupları sadece ölülerdir” der.

Barış içinde bir yaşamı hazırlamada kendine insanım diyen herkese görev düşüyor. Düşünce ve amaçları ne olursa olsun her kesimin ve onları temsil eden kitle örgütlerinin bu konuda aktif rol üstlenmeleri gerekir. Ancak bu sayede savaşı kışkırtan politikaların önüne geçilebilir. Evet, insan ve onun geleceğine dair kalbimizi sıkıştıran endişeye rağmen korku ve umutsuzluk doğmamalı. Korku değil cesaretle savaşın karşısına dikilmek zorundayız.

Barış, taraflar arasında bir eşitlik, karşılıklı varsayılma temelinde yeşerir. Savaşsızlık durumu, yani insanların şiddete başvurmadığı ortam bir başına barış kavramının içini doldurmaya, içeriğini yansıtmaya yetmez. Özgürlük, eşitlik gibi demokratik kavramlarla pekiştirilmemiş bir 'barış', eksik bir barıştır. Ancak öyle bir süreç yaşanıyor ki bir çatışmasızlık ortamı yaratmak bile son derece acil ve değerli oluyor.

***

Son dönemlerde barış kavramının anlamını yitirdiğini ifade ediyor birileri. Hayır, tam tersi: Her zamankinden daha çok ihtiyaç var ona.

Geleceğimize dair kalbimizi sıkıştıran endişeler adına… Toprağa verdiğimiz gençlerimiz adına, onların özlemleri ve anıları aşkına... Annelerin gözyaşları adına… Kanayan yaraları sarmak adına… Yaşamak ve yaşatmak için… Savaş, kan ve ölüm sözcüklerini daha çok telaffuz etmemek için direnmek, barışı haykırmak ve bu uğurda mücadele etmek zorundayız.