
Yaşar Kemal üzerine yazmak hem kolay hem de çok zor. Çünkü toplumda ve dünyada tanınan bir şahsiyet. Basında hakkında çok şey söylendi. Kişiliği, politik duruşu, edebi derinliği birçok boyutuyla anlatıldı. Bunlara ekleyecek daha ne olabilir deyince, açık ki yazmak zor oluyor. Ama bu toprakların yetiştirdiği büyük bir insan hakkında yazmamak da olmuyor.
Yaşar Kemal, Van'dan kopup gelmiş, çocukken babasını yitirmiş bir insan. Kürt kültürünün etkili olduğu bir coğrafyadan Çukurova'ya gelip yerleşmişler. Ayrı bir dil ve kültürle karşılaşmış ve o ortamda büyümüş. Hayatı zorluklar ve yokluklar içinde geçmiş. Emekle ve emekçilerle hep iç içe olmuş. Duygu ve düşünce dünyası bu olgular üzerine oturmuş.
Yaşama tutunmak kolay olmadığı için bir mücadele alanı olarak görmüş. Kişiliğini şekillendiren bu direngen ve mücadeleci yanı olmuştur. Rejim Kürtlüğünü inkarı dayatmış, bununla da yetinmemiş, muhalif olmayı, eleştirel yaklaşmayı da tehlikeli hale getirmiştir. Nitekim daha on yedi yaşındayken hapis ve cezayla, yargılanmalarla karşılaşmıştır.
Türkiye'de muhalif, hele Kürt olmak hep takibata ve ötekileştirmeye konu olmuştur. Nitekim Türkiye'nin düşün dünyasında etkili olan hemen hemen tüm yazar ve aydınlar mahpustan, onun tedrisatından geçmişlerdir. Çetin Altan'dan, Musa Anter, Hikmet Kıvılcımlı, Ahmed Arif'e kadar hapislerden geçmeyen kimse kalmamıştır. Halktan, özgürlüklerden ve demokrasiden yana olanların daimi duraklarından biridir hapishaneler.
Aydın ve yazarların, politikacıların sınandığı ve güçlü olanların ayakta kalabıldığı zamanlardı. Düzenle karşı karşıya gelmemek ve başlarını belaya sokmamak için geri çekilen ve kendisi olmaktan vazgeçen birçok insan da vardı. Yükselmek, kariyer sahibi olmak ve düzenin nimetlerinden yararlanmak için devrimci, demokratik duruştan vazgeçmek gerekiyordu. Bunlar da yetmiyordu, etnik ve inanca dayalı kimliğini de reddetmen veya gizlemen dayatılıyordu.
Sistem oldukça tekçi ve ırkçı bir temele oturtulmuştu. Anadolu ve Mezopotamya'nın tarihsel ve toplumsal tüm zenginlikleri ve tarihi mirası yok sayılıyordu. Devletin kurguladığı bir Türklük asidi tarihsel zenginliğin üzerine boca edilmiş, kültürel ve düşünsel bir çoraklaşma yaratılmıştı. 1925'lerden beri bu kök kurutma planları devlet tarafından sistematik olarak uygulanmış ve düşünce, duygu dünyasi teslim alınarak, tek dil, tek millet, tek bayrak beyinlere kazınmıştı.
Kürt kimliğini sahiplenmek ve savunmak "bölücülük ve hainlik" olarak sunuluyordu. Bu damgayı yiyen birisinin Türkiye'de sanık ve mahkum olmaktan başka alacağı bir ünvan veya kariyeri olmazdı. Bu yüzden binlerce akademisyen etnik kimliğini ve kültürünü ya inkar etmek ya da gizlemek zorunda kaldı. Bu tekçi ve baskıcı rejim ya ikiyüzlü ya da inkarcı nesiller yetiştirdi.
Özgürlük hareketinin ortaya çıkması ve onlarca yıl süren olağanüstü direnişi ancak inkarı kırabilmiştir. Bunun için onbinlerce insanın yaşamını verdi. Milyonlarca insan ağır mağduriyetler yaşadı. İnkar kırıldı ama hala kültürel soykırım durdurulabilmiş değildir. Kürtlerin ve diğer etnik toplulukların çocukları anaokulundan üniversiteye kadar sadece Türkçeyle eğitim görebiliyorlar.
Yaşar Kemal bu rejimin en ceberrut olduğu yıllarda halktan ve demokrasiden yana oldu. Bu topraklarda halkların ve kültürlerin işçiliğini ve taşıyıcılığını yaptı. Birden fazla nesil onun kitaplarıyla okumayı sevdi, ezilenlerden yana olmayı öğrendi. İnce Memed'i ortaokuldayken okumuştum. Onun dili ve anlatımı bana okumayı kolaylaştırmış ve sevdirmişti. Çocuktum ama aklımı ve duygu dünyamı etkilemiş ve beni farklı bir evrene taşımıştı.
Yaşar Kemal'i çok yönlü değerlendirip bazı yönleriyle eleştirebiliriz ama onun insanlığı, evrenselliği yaşadığını ve topluma sunduğunu teslim etmek zorundayız. Çocukluğundan, Çukurova'dan çıkarak dünyanın erdemli ve zenginleştirici bir parçası olmayı bilmiştir. Devlete ve resmiyete yüz vermemiştir. Kendisini hep halkların ve kültürlerin hizmetine amade tutmuştur. Bunun için büyümüş ve tüm Türkiye'ye, dünyaya mal olmuştur.
Tekçi ve ırkçı eğitim sisteminin bir sonucu olarak, kitaplarını anadilinde yazamamıştır. Ama Kürtçe yazanları hep sahiplenmiş ve teşvik etmiştir. Sade ve zengin bir anlatım sanatıyla büyük bir dil yaratıcısı olmuştur.
Yaşar Kemal bir Kürt'tü ama tüm Türkiye'ye, insanlığa mal oldu. Yoklukta ve bollukta kendisini, duruşunu bozmadı. Erdemli ve yüksek bir ruhu temsil etti. Bu toprakların ondan öğreneceği çok şey var. En başta da hala bireysel kaygılar ve kariyerlerini koruma adına kimliğine, Kürtlüğüne sahip çıkmayan akademisyenler vb. bir çağrıdır Yaşar Kemal. Halkın içinde olmak, insanlık değerlerini sahiplenmek devletlerin vereceği tüm ünvan ve kariyerlerden daha yüksektir.
Yaşar Kemal'in anısına bağlılığın bir gereği olarak bu topraklarda barış ve demokrasi mücadelesini yükseltmek herkese düşen bir görevdir.