Marquez'in ölümünden sonra Nobel Akademisi'nin genel sekreteri Peter Englund, büyük yazarların aslında birer gölgeden ibaret olduğunu, ölümden sonra gölgelerinin daha da büyüdüğünü söylemişti.

Kuşkusuz Yaşar Kemal de Anadolu ve Mezopotamya’nın en büyük gölgelerinden biriydi.

Ölümüyle bir devir kapandı. Ama İnce Memed ile sonsuza kadar yaşayacak. Onun gibisi gelmeyecek ama gölge hep büyüyecek.

Şimdiki modernist yazarlar gibi 'düş’ satın alan değil, kan akıtan çiçekleri, nehirleri anlatmıştır. Sadece büyük bir hayal gücüyle değil, gerçek ile insanı büyüleyen bir halk ozanıydı.

İsyan, öfke, çaresizlik, devlet zulmü ve tabii ki umut yazılarının esasını oluşturur. 

İşte bundan ötürü İnce Memed, Türkiye edebiyatının en büyük eseri niteliğindedir.

İnce Memed, sadece bir roman değil, teslim olmayan bir bilinçtir. İsyan eden yoksul bir kuşağın soluğudur.

Romanlarındaki karakterler Kürt’tür. Toprak ağasına, devlete isyan eden, dağa çıkan Kürt’ü tasvir etmiştir.

Nam-ı diğer Kürt Yaşar, her zaman Kürt olmasıyla gurur duyardı. Bunun için daha birkaç sene önce Doğu Perinçek’le kavga bile etmiştir.

"Sen Türk yazarısın, nereden Kürt oluyorsun" diyen Perinçek’e, "Elbette Kürt’üm. Kendimi bildiğimden beri Kürt’üm. Anadilim de Kürtçe. Oturup bir hafta çalışayım, Kürtçe roman da yazarım" cevabını verecekti.

2000 yılının bahar ayları…

Zeytinburnu’nun o artık yıkılmaya yüz tutmuş binasında Özgür Gündem gazetesinin yeniden yayına başlaması için harıl harıl bir çalışma vardı.

Akademisyenler, yazarlar ve aydınlarla yeni bir gazetenin nasıl olması için tartışmalar yürütülüyordu.

Mihri Belli’den Mehmed Uzun’a, Yaşar Kemal’e kadar birçok yazar ve aydınla toplantılar, görüşmeler yapılıyordu.

Kürt siyasetinde de yeni bir süreç başlarken zindanlarda devletin cinayetler işlediği zamanlardı.

İşte o zamanlar, Mayıs ayında yayına başlayacak olan '2000’de Yeni Gündem’ gazetesi için Yaşar Kemal de ziyaret edildi.

Gazeteden gelenleri tek tek kuçaklayıp büyük bir sevinçle karşıladı. Yanına giden arkadaşlara, "Çocuklar biliyor musunuz, en akıllınız Apo. Dağdakilere de bunu söyleyin, Kürtlerin en akıllısı Apo…"

Ve Kürtçe konuşmaya başladı. Genç Kürt gazetecilere Kürtçe bilip bilmediklerini, Ehmedê Xanî’yi, Feqî Teyran’ı tanıyıp tanımadığını sordu.

"Kürtçe yazmak içimde bir ukte olarak kaldı. Sizler mutlaka Kürtçe yazın" dedi. Sonra, Kürtlerin cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürtçe için savaştığını anlatarak, "Ne devlet ne aydınlar Kürtlerin neden dağlara çıktığını bir türlü anlayamadı. Apo’yu da anlamıyorlar" diye konuştu.

Kürtçe’nin çok zengin bir dil olduğunu ve Kürt aydınların Kürt edebiyatındaki derinliğe yüzeysel yaklaştığını söyledi.

Yaşar Kemal, Kürt olmasıyla hep gurur duydu. Kürt hareketiyle her zaman ilişki halinde oldu. Dağa çıkan Kürt gençlerini anlamaya çalıştı, onları yüreğiyle sevdi, onlara her zaman selam gönderdi.