Sonra ünlem işaretini kaybetti; alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne birşeye kızıyor ne de birşeye seviniyordu. Hiç bir şey onda en ufak bir heyecan bile uyandırmıyordu.
Bir süre sonra soru işaretini kaybetti ve soru sormaz oldu. Hiç bir şey onu ilgilendirmiyordu; ne evren ne dünya ne de kendi apartmanı umurundaydı.
Birkaç zaman sonra iki nokta üst üste işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti.
Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız tırnak işaretleri kalmıştı. Kendine özgü tek düşüncesi yoktu, yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Böylece düşünmeyi de unuttu ve son noktaya erişti.” Alex Kanevsky böyle düşünmüş yıllar öncesinde. Bugün katılmamak elde değil. Yaşarken yitirdiklerimizin, aslında kocaman değerler olduğunu fark ettiğimizdeyse elimizde kalan sadece “İki parantez” olmuyor mu? Ve ne yazık ki gelinen bu noktada bu değerleri artık ‘sanatçılar’ da kaybetmeye başladı. Yozlaşma ve değer yitimi sanat, edebiyat alanında da bütün hızıyla sürüyor.
***
Çağdaş iletişim ve teknolojik gelişim bir yandan sanatı geniş kitlelere ulaştırırken, bir yandan da ticarileştirerek, düzeyinin düşürülmesine, yozlaştırılmasına çanak tutmaktadır. Sanat, nesneleşmiş, parçalanmış, yabancılaşmış insanın açık kimliğine kavuşması gibi bir işleve sahipken içi boşaltılıp koflaştırılıyor. Düzenin ve sistemin bir parçası haline dönüştürülüyor.
Günden güne yüzeyselleşen toplum zaten az olan sanata olan ilgiyi zaman israfı sayıyor artık. Toplum şiir ihtiyacını piyasa şarkı sözleriyle, öykü ya da roman ihtiyacını estetik değerlerden yoksun dizilerde gidermeye çalışıyor.
***
Sanat yapıtının metalaştırılması, okurun, izleyicinin bir tüketiciye dönüştürülmesiyle mümkün olacağından; sistemin, düşünen ve yargılayabilen gerçek okur yerine, magazinsel sığlığına müşteri yetiştirmesi gerekiyor. Etik kavramından nasibini almamış çoğu yazar-çizerler de medyanın elinde magazin gereci, konu mankeni haline geliyor.
Bugün artık sanatçı yaratıcılığı, sanat yapıtından daha çok ‘kendini sunuş’ biçiminin orijinalliği için harcanır hale gelmiştir. Yani sanatçı ürettiklerinden çok, kendisiyle, kendisini pazarlamayla var olabiliyor. Birer ticari nesne halinde sunulmak durumuna düşmüş ya da düşürülmüştür. Sanatçı ve sanat yapıtının ticari nesneden hiçbir farkı kalmamıştır.
***
Ken Beynes, “Toplumda Sanat” adlı yapıtında; “Sanat yapıtını toplumdan ve toplumun işleyişinden ayrı, yalıtılmış bir ürün olarak değerlendirmek, o yapıtın önemli boyutlarından bir çoğunu göz ardı etmek anlamına gelir” der. Çünkü sanat yapıtı, ortaya çıktığı yer ve zamanın ürünü olmakla kalmaz, onu sorgular ve biçimlendirir, daha sonraki yapıtlara da böylece zemin hazırlar.
Sorgulamak ise; düşünme yeteneği olan beyinlere has bir özelliktir. Eski veri tabanlarıyla yenilenmek mümkün değildir. Bazen eskileri atmak, beynimize format atmak, akıl ve mantıkta bir dönüşüm, bir sıçrama yapmak gerekir. Yoksa zihinsel gevişin ötesine geçemeyiz.
***
Not: Değerli şair İhsan Fikret Biçici Ağabey’imizi kaybettik. Ailesine, dostlarına ve okurlarına başsağlığı diliyorum.
Yaşarken kaybedilen
“Bir gün insan virgülü kaybetti; o zaman zor cümlelerden korkar oldu. Basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince düşünceleri de basitleşti.