Yaslı toplum: Aleviler
Forum Haberleri —

.
- Düşman kavramının içini boşaltarak TC’ye yaklaşmanın faturası Aleviler için ağır olmuştur. Alevilerin kutsiyet atfettikleri mekanların tahrip edilmesine kadar iş gelip dayanmıştır. Alevilere karşı ideolojik bir düşmanlık yapıldığını, bu faşist devletle zihniyette örtüşmediğimizi biz Aleviler ne zaman öğreneceğiz?
ŞÜKRÜ GEDİK
Aleviler’in Türkiye’deki durumuna ayna tutmak, bazı gerçeklerle yüzleşmek önem taşımaktadır. Bu günlerde yas-ı Muharrem Orucunu ifa eden Aleviler, sadece inanç ritüelinin bir gereğini yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda yaşamın özüne uygun kendini yeniden yaratıyor. Hakikatin yolunda yürümek, yaşam felsefesine sahip çıkmak, Muharrem Orucu vesilesiyle yassa bürünerek Kerbela’nın acısını paylaşmak; Mazlumların ve masumların yanında yer almak, haksızlıkların karşısına dikilmek Aleviler için olmazsa olmazlarındandır. İkrar ediyoruz, dara duruyoruz, yolumuzdan dönmüyoruz. Olması gerekenleri sıralıyoruz, peki bunlarla yetinmek yeterli mi?
Tarih boyunca acı çeken, yas tutan bir topluluk ola geldik. Yaslı toplum halimizi yaşamımızın her alanına işleyip durduk. Şarkılarımıza, türkülerimize hüzün ekledik. Ağıtlar yakıp göz yaşı döktük. Çaresizliğimizle baş başa kaldık, acıları içimize akıttık. Yaşadığımız soykırımları, katliamları, zulümleri nesilden nesille aktardık, Yezid’in uygulamalarını unutmadık, unutturmadık ve bu günlere kadar geldik.
Alevilerin çok çeşitli sorunları vardır. Bu sorunların başında hiç kuşku yok ki kendi içindeki birlik sorunlarıdır. İnancımızda önemli bir yeri olan Aşure, bir rivayete göre birliği temsil eden bir aştır. 12 gün oruç tuttuğumuz Muharrem ayının 13. günü aşure pişirilir. 12 çeşitten oluşan ortak bir bileşim nedeniyle böylesine bir anlam yüklendiği söylenmektedir. Yani hiç bir çeşidin kendi özünü, tadını kaybetmeden hep birlikte bir tadı meydana getirmesidir. Başka bir deyişle “çokluktan oluşan birlik” şeklinde anlamlandırılmaktadır. Alevi toplumu, Alevi kurumları birlik sorunlarını gözden geçirmeli ve mutlaka örgütlü toplum haline gelmeleridir. Dünyanın dört bir yanına savrulan Alevi toplumunun gücü ana kaynakla, ülkeyle buluşmalıdır. Örgütlü mücadelenin içinde olmaları gerekir.
Türkiye’deki iktidarların Alevi toplumuna öteden beri yaklaşımları bilinmektedir. Alevileri potansiyel tehlike olarak görmektedirler. Katliamlara uğrayan, soykırım kıskancında tutulan bir inanç topluluğudur. Ülkeden göçertme de dahil kültürel soykırım ve asimilasyon uygulamalarına maruz kalmaktadır. Kuyucu Murat’ın Alevileri kuyulara gömerek katletmesinden, Atatürk döneminde Alevileri Dersim mağaralarına doldurup katletmesine kadar, ardından gelen Çorum, Maraş katliamları, tarihi geçmişimizde birer Kerbela olayıdır. Günümüzde de her gün Kerbela türü vahşetlerle karşı karşıyayız. Böylesine barbar bir düşmandan bir şeyler talep edilmez. Mücadele etmek için örgütlenmeyi gerektirir.
Faşist Erdoğan iktidarı döneminde 7-8 Alevi çalıştayı yapıldı. Bu çalıştaylarda Aleviler siyasi iktidarın pekiştirilmesinde malzeme olmanın ötesine gidememiştir. Tıpkı Kürt açılımı, çözüm süreci adı altında, iktidar oyalama içine girerek zaman kazanmış ve ardından da acımasız katliamlara başlamıştır. Böyle bir düşmandan, Cem evlerine statü beklenmesi ham hayaldir. En basit bir talebin dahi karşılanmayacağını iyi bilmek gerekir. Düşman kavramının içini boşaltarak TC’ye yaklaşmanın faturası Aleviler için ağır olmuştur. Alevilerin kutsiyet atfettikleri mekanların tahrip edilmesine kadar iş gelip dayanmıştır. Alevilere karşı ideolojik bir düşmanlık yapıldığını, bu faşist devletle zihniyette örtüşmediğimizi biz Aleviler ne zaman öğreneceğiz?
Kültürel değerlerimizi koruyacağız ama artık saz çalıp ağıt yakmak yeterli değildir. Kendi gerçeğimizle yüzleşmenin ve silkinip ayağa kalkmanın zamanı gelmiştir. Bir şey kazanacaksak mücadele ile kazanacağız aksi taktirde eldekisini de kaybedeceğiz. Aleviler kendi potansiyelini harekete geçirmelidirler, entelektüel birikimini örgütlü mücadelenin hizmetine sunmalıdırlar, hemen her alanda varlık göstermelidirler. İçinden geçtiğimiz dönem bunu zorunlu kılmaktadır. DAİŞ türü radika İslam akımının iktidarda olduğu Türkiye’de Alevilere yaşam hakkı tanınmayacağını bilmek gerekir. Köylerimize cami yapımından tutalım, çocuklarımıza zorunlu din dersi verilmesine, namaz kılınmasına kadar, özümüzden uzaklaşmayı dayatmaktadırlar. Faşist AKP iktidarı Yezidi aratmayacak türden uygulamalarla halkımızı cendereye almıştır. Bu soykırımcı zihniyete boyun eğmeyeceğimize göre inancımızın gereğini yerine getirmek, Pir Sultanlar gibi davranmak zorundayız.
Yas-ı Muharrem Orucu sadece aç kalmak değil, zihniyet ve vicdan muhasebesi yapmamızı da içermektedir. Bedenin terbiye edilmesinden öte anlamlar yüklüdür. Öncelikli olarak kafamızın ve kalbimizin paklanması, arınması ve yol erkânı olmamızı öğütler. Zulme karşı direnmek bizim yaşam felsefemizdir. “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” özdeyişini rehber edinmişlerin başaracakları muhakkaktır. Alevi toplumunun bayramını kutluyor, birliğe ve mücadeleye vesile olmasını diliyoruz. Xızır yardımcımız olsun diyoruz...







