Özgürlük Hareketi tahkim edilmiş çift taraflı ateşkese hazır olduğunu ilan etti. Fakat yine de baskılar Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik, Erdoğan’a değil!
Oysa masayı devirip savaşı başlatan Erdoğan. 7 Haziran seçim sonuçlarını beğenmeyip seçimi savaş şartlarında tekrarlatan, TSK ve polis eliyle 7 Haziran’dan farklı sonuç alınacağını şimdiden ilan etmiş olan Erdoğan.
Üstelik kirli savaşı, düşmüş başbakan Davutoğlu ve seçim hükümetiyle, yetkisi olmadan başlatıp yürüten Erdoğan.
‘90’lı yıllara, hatta daha da ağır koşullara halklarımızı mahkum eden Erdoğan. Cizre, Gever, Silvan’da sıkıyönetim uygulayarak, “halka karşı top-tank kullanan”, ölüm kusan Erdoğan. 8 Eylül’de doruğa çıkan ırkçı pogromları düzenleten Erdoğan. Fakat, savaşın durması için baskılar yine de Kürt Özgürlük Hareketi’ne yapılıyor, Erdoğan’a değil.
Neden?
Birinci neden, Kürt halkına düşmanlık üzerine şovenist mutabakatın yeniden oluşturulmuş olmasıdır.
Erdoğan, seçim yenilgisini savuşturarak iktidarı elinde tutmak ve karşıdevrimin bütün güçlerini arkasında birleştirmek için Kürt halkımıza karşı savaşı tırmandırdı. Generaller ve MHP, Perinçek ve ulusalcılar, dışta ve içte savaşa hemen destek verdiler.
CHP de, seçim hükümetine Erdoğan’ın meşruiyetini sorguladığı için katılmadığı halde, savaş tezkeresine hemen oy vererek şovenist savaşı destekledi.
TOBB, arkasına burjuva işçi sendikacılarını, TÜSİAD ve çok sayıda burjuva, küçük burjuva örgütün desteğini alarak Kürtlere karşı faşist protesto mitinglerine girişti. TÜSİAD’ın sesi Hürriyet Kürtlere karşı savaşa kitle desteği sağlamak için yürütülen kirli savaşçı demagojnin başını çekiyor.
Erdoğan bundan cesaret alarak, kirli savaşı sonuna kadar götüreceğini ilan ediyor. Bu durum Erdoğan’ı seçim yenilgisine rağmen cesaretlendiriyor. Kirli savaşta, hatta karşıdevrim içinde saldırılarında da pervasız davranıyor.
Öyle ki, Hürriyet’e saldırı düzenletebildi. Yargı ve mali denetimle burjuva rakiplerine saldırabiliyor.
İkinci neden liberal kişilerden antifaşist partilere değin, savaşa karşı olan güçler, baskıyı, savaşı yeniden başlatan ve çocukları katletmekten bile geri durmayarak tek bir gerilla kalmayıncaya değin sürdüreceğini çemkiren Erdoğan’a değil Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelterek yatıştırma siyaseti izlemeleridir.
Kürt halkımıza karşı faşist pogrom hareketine kitlesel seferberliğin Kürt Özgürlük Hareketi’nin direniş eylemlerinin sebep olduğunu belirtip direnişin sona erdirilmesini talep ediyorlar.
Bu öneri, vurgulayalım, saldırganı yatıştırma siyasetidir. Tarihte ve güncelde ezilenler ve demokratik barış mücadelecileri lehine sonuç vermemiştir.
Bir benzetme yapacak olursak, Hitler savaşa hazırlanırken, Münih Anlaşması’yla Batılı emperyalistler, onu Sosyalist Sovyetler Birliği’ne yönelttiler. Bir yıl sonra Polonya’yı hiç bir neden ve gerekçe yokken işgal ettiğinde ses çıkarmayarak yatıştırmaya çalıştılar. Sonuç biliniyor, Hitler, yatıştırma siyasetinden cesaretlenerek savaşı tırmandırdı.
Bu kural, emrinde devasa askeri-polisiye devlet aygıtı olan Erdoğan için de geçerlidir. Kürt Özgürlük Hareketi’ne, devrimcilere, hatta rakip karşıdevrim güçlerine saldırısında, yatıştırma siyaseti Erdoğan’ı cesaretlendiriyor. Cizre ve diğer Kürt kentlerinde, onbinleri tank ve topla günlerce kuşatarak, çocuk ve kadınları katlediyorsa bu yatıştırma siyasetinden de cesaret aldığı içindir.
Kürtlere karşı ırkçı pogromlara kitle katılımının nedeni, Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişi değil, onyıllardır ekilen ırkçı şoven tohumların zehirli meyve vermesidir. Şovenist karşıdevrim ırkçı cüruf biriktirmiştir. Bunları kullanmaktadır. Bu cürufu devrimci ve antifaşist güçlerin yükseltilecek direnişi ve mücadelesi temizleyebilir.
Pratik hayat da bunu gösteriyor. Suruç ve Cizre katliamlarıyla savaş seferlerlerini kanlı şölenlerle kutlayan Erdoğan, Kürt Özgürlük Hareketi’nin beklenenden daha çetin direnişi karşısında şaşkına döndü.
TOBB’un bütün gerici örgütleri arkasına alarak Erdoğan’a sunduğu hayat öpücüğü cılız kaldı.
Erdoğan şimdi 1 Kasım’a değin ve sonrası için, kirli savaşı tırmandırmada yol ayrımında.
Pratik hayat Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişinin demokratik barış mücadelesi için temel hazırladığını gösterdi. Demokratik barış mücadelesinin güçleri daha örgütlü ve dirençli olsalardı pogromlardan önce mücadeleye daha geniş kitleleri seferber ederek gelişmenin yönünü tayin edebilirlerdi. Erdoğan’a destek çıkan güçlerin kitle içinde sınırlılığını görmeleri, pratik hayatın diğer bir dersidir. Cizre halkının ağır bedel ödemeyi göze alarak diktatöre boyun eğmemesi kirli savaşın dilenerek değil, direnerek kazanılacağının diğer pratik dersidir. Yeniden demokratik barış eylemlerini geliştirmemizi cesaretlendirip güçlendirmesidir.
O halde, yatıştırma siyasetini bir yana itelim. Direnişçi kararlılığımızı kuşanalım. Diktatör Erdoğan’a, tahkim edilmiş ateşkesi mücadeleyle dayatalım. Demokratik geleceği kurma yolunda güçlerimizi, halklarımızın demokratik güçlerini büyütelim.