Çobanlar otları topluyor
Hayvanlarını çayıra salan çoban, çadırlardan uzak otların bol olduğu yere kadar hayvanlarını sürdürdükten sonra, dağların yamacında yetişen kekik (cetirî), uçkun (rivos), gülbahar (gulik), pung ve yenilebilen çeşitli otları toplamaya başlıyor. Çobanlar, dağın eteklerinde kalan karların üstünde kayarak, yaylanın keyfini çıkarıyor.
Havaların ısınmasıyla beraber ilk yaylaya kendilerinin çıktıklarını ifade eden Engin Gürtürk, yaylada bir günlerinin nasıl geçtiğini anlattı. Yaylada sabahları erken kalkmanın başka bir ayrıcalık olduğunu ifade eden Gürtürk, "Sabah erken uyanıyoruz. Kahvaltımızı yapıyoruz. Hayvanları çayıra salıyoruz. Normal günlük işlemleri yapıyoruz. Bahçe ekmişiz onunla uğraşıyoruz. Sonra dağ bayır geziyoruz. Hava güzel yaylada. Bir tarafta kar zirvelerde var, hava çok serin. Dağların yamacında ise rengarenk çiçekler açmış manzarayı izlemek yetiyor" diyor.
'Közde çay içmek her şeyin yerini tutuyor'
Gürtürk, "Büyük sorumluluklar kadınların omuzlarında, yaylada en çok emek harcayan onlardır" dedi. Çok acil işleri olmazsa şehirlere gitmediklerini belirten Gürtürk, "Çünkü yaylada yaşamak başka bir şey. Ben 24 saatlik yayla yaşamını şehirlerin 24 yılına vermem. Çünkü her şeyimizi emek verdiğimiz şeylerden karşılıyoruz ve bu da bize büyük mutluluk veriyor" diyor.
'Dengbêj kültürü devam ediyor'
Akşam olurken hayvanları toplayıp kurulan çadırların yanına getirdiklerini belirten Gürtürk, şunları dile getiriyor: "Akşam olurken bazen diğer arkadaşlarla bir araya gelip sohbet ediyoruz. Dengbêj olanlar şarkı söylüyor, bizler de eşlik ediyoruz. Erken saatlerde yatıyoruz. Haberleri radyodan takip ediyoruz. Geç saatlerde güzel Kürtçe şarkılar çalıyor, o şarkılara eşlik ediyoruz. Yaylada hayat böyle geçiyor. Biz halimizden memnunuz. Dağlar muhteşem bir özgürlük sunuyor. Doğayla iç içeyiz. Arkadaşımız ve yoldaşlarımız bu dağlardır."
NECDET YENTÜRK / DİHA/MÛŞ