TBMM bünyesinde kurulan uzlaşma komisyonu Anayasa yazımında yeni bir aşamaya geçmiş gözüküyor. Bugüne kadar daha çok öneri toplama ve halk tartışmaları eksenli bir süreç işletildiği için ciddi bir risk içermiyordu. Başka gündemlere dayalı, partiler arası gerilimlerden kaynaklı tıkanmalar hariç bir yol kazası yaşanmadı.
Toplumun haklarını ve anayasadan beklentilerini tartışması şüphesiz son derece önemlidir. Bu tartışmaların ne ölçüde özgür bir ortamda yapıldığı değerlendirmesini de şimdilik bir kenara bırakalım. Gerçekten yeni bir anayasa yazma konusunda kararlı ve samimi bir siyasi irade olduğu varsayımından hareket ederek önümüzdeki günlerde yaşanacak muhtemel gelişmeleri ele almaya çalışalım. Hem eşitlikçi özgürlükçü bir anayasa metnine ulaşmak hem de bunu uzlaşma yolu ile gerçekleştirmek ilk etapta oldukça kulağa hoş gelmektedir. Türkiye yönetim geleneği ve siyaset kültürünü görmezlikten geldiğinizde, bu sürecin başladığı gibi sonuna kadar gayet başarılı biçimde gideceği beklentisi içine girebilirsiniz. Ancak ne yazık ki Türkiye gerçeğinde siyasetin toplumu kamplaştıran rolünü, parti içi karar süreçlerinin liderlerin iki dudağı arasına sıkışmış olduğunu dikkate aldığınızda, anayasa yazım sürecinin kısa sürede krize dönüşeceğini görmek için kahin olmak gerekmiyor.
Bu tıkanmanın aşılabilmesi için önümüzde kabaca iki yol gözükmektedir. Bunlardan birincisi parlamento çoğunluğuna sahip iktidar partisinin tıkanmadan sonraki süreci, 330 sayı sınırına aşmaya yönelik çabalarla yönetmesidir. Yani mutlak dörtlü uzlaşma yerine hazırlanacak bir paketi referanduma götürebilecek yolları aramaktır. Bunu her hangi bir parti ile yapmayı tercih etmesi durumunda izleyeceği yol haritası ile partilere rağmen az sayıda milletvekili desteğini alma arayışına girmesi durumundaki yöntemi farklı olacaktır.
Toplumsal beklenti dolayısı ile anayasa hazırlık masasından kalkmanın zorluğu, siyasi riskleri abartılarak bir psikolojik baskı aracına dönüştürülmüştür. Partiler masadan kalkmayan ama sahiden temel krizlere çözüm üretecek bir yaklaşımla anayasa yapmaya da yanaşmayan bir eğilim içine girdiğinde hangi siyasi hamleler gelişebilir?
Bir süre, uzlaşılan noktalarda yazım sürecinin ilerletilmesi tartışmalı konuların geriye bırakılması bu açıdan iktidar partisinin elini güçlendirecektir. Tıkandığı noktadan sonraki süreci 330 milletvekili desteğini sağlayarak referanduma taşıdığında propaganda argümanları çok daha ikna edici olacaktır. Uzlaşmazlığın sorumluluğunu muhalefet partilerine atarak bir üst perdeden politika yapma eğilimi ve beklenti yönetme stratejisi tutuklu vekiller konusunda da kendisini açıkça göstermiştir.
Gelelim kimsenin dillendirmeye cesaret edemediği ikinci alternatife. Başta uzlaşma komisyonu ve TBMM başkanı Çiçek olmak üzere anayasa gündemini yönlendirenler kestirip atsalar da, hala en katılımcı anayasa hazırlık mekanizması, asli kurucu halk iradesini de daha anlamlı yansıtacak olan “ANAYASA MECLİSİ”dir. Birçok ülkede, mevcut parlamentonun dışında ve görevi sadece anayasa hazırlık sürecini yönetmek olan bu meclisler son derece başarılı sonuçlar elde etmiştir.
Türkiye’nin gerçekten katılımcı bir süreçle yeni anayasa yapabilmesinin en etkin yolu da, daha fazla vakit kaybetmeden bu mekanizmanın kuruluşunu tartışmaya başlamaktan geçmektedir. Mevcut parlamento tarafından kuruluş, çalışma ve yetki yasası çıkartılan bir “ANAYASA MECLİSİ” meşruiyet tartışmalarına maruz kalmadan ve kendini mevcut anayasa ile bağıtlamadan yeni bir anayasa yapmak üzere kurgulayabilir.
Özellikle toplumsal dinamiklerin edilgen pozisyondan kurtulması ve siyasal gerilimlerde parti-lider hesapları ile anayasa tartışmalarının heder edilmemesi için böyle bir alternatifin gündeme taşınması son derece hayati önem taşımaktadır.
Bu güne kadar ısrarla işletilmek istenen süreç “yeni bir anayasanın nasıl yazılamayacağını” göstermiş olduğunda da son derece öğretici olacaktır. Daha fazla ısrar ise bir aşamadan sonra “biz yaptık oldu” noktasına gelip dayanacaktır. Dostlar alışverişte görsün havasında bir yeni anayasa yapma süreci, bırakın ülke kamuoyunu tatmin etmeyi, dış dünyayı oyalamaya bile yetmeyecektir.
Sivil, demokratik anayasa yazmanın kendisi bir amaç değil, bu yolla daha özgür bir toplum düzeni ve daha eşitlikçi bir yönetim sistemi hedefleniyorsa, “haklar” eksenli öneriler toplama ve metni buradan başlayarak yazmaya kalkmak sadece kendini kandırmaktır. Başlangıç kısmı ile değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeler konusu ve belki en az onun kadar önemli konu devlet örgütünün denge-denetim mekanizmalarıdır.
Haklarla ilgili kulağa hoş gelen cümleleri hayata taşıyacak olan toplumsal dinamiklerin etkin bir güce sahip olması ile devlet içinde güçler ayrılığının işlevsel kılınmasıdır. Ütopik bir ideal anayasa metni yerine katılımcı bir süreçle temel krizlere çözüm aramak çok daha akıllıca değil mi?
Anayasa tartışmalarını, bırakın güçler ayrılığını görevler ayrılığı bile sayılmayacak bir yönetim tarzına sahip ülkemizde “cumhurbaşkanlığı” makamının yetkilerini artırarak nihayete erdirmek, Ortadoğu’ya model olmak bir yana, eski Ortadoğu yönetim alışkanlıklarını örnek almaktan öte bir durum doğurmayacaktır.
Yeni anayasa için alternatifimiz var mı?