Türkiye ve Kuzey Kürdistanlıların görülmemiş bir heyecanla beklediği 7 Haziran seçimleri, HDP zaferiyle sonuçlandı. Seçime giren partiler arasından HDP dışında hiçbiri, zafer kutlaması gerçekleştiremiyor. HDP, yüzde 13.1’lik oyla barajı patlatarak Türkiye’nin demokratikleşmesi yolunda çok önemli bir eşiği aşmış oldu. HDP’nin Meclis’e girmesi, birçok ilkin de kapısını araladı. Ayrıca bu başarı, Türkiye siyasetinin temellerinden sarsılacağı yeni bir dönemin kapısını araladı. 

7 Haziran 2015 seçimleri, birçok açıdan Türkiye tarihinin en önemli seçimlerinden biriydi. Her şeyden önce Türkiye ve Kuzey Kürdistan halkları, bu seçimin sonucuna bağımlı bir “rejim değişikliği” tartışmasıyla karşı karşıyaydı. Temelleri AKP iktidarınca çatılmaya çalışılan tek parti/tek adam rejiminin resmileşmesi, seçimler sonrasında oluşacak aritmetiğe bağlıydı. Bu aritmetiğin -öyle veya böyle- rejim değişikliğine cevaz vermesi durumunda girişilecek “sivil darbeye” karşı oluşması muhtemel sokak muhalefeti için bile önlemler alınmıştı! İç Güvenlik Yasa Paketi, tam da buna hazırlıktı. Yine AKP iktidarı, seçim sath-ı mailinin hemen öncesinde süreç karşıtı pozisyonunu netleştirmiş, peş peşe açıklamalarla da bunu kamuoyuyla paylaşmıştı. Bir yandan ise ülkede ciddi bir mali krizin çanları çalmaya devam ediyor; dolardaki fırlama, borsadaki çalkalanma, domatesin, biberin, patatesin fiyatına yansıyan bir hayat pahalılığı ortaya çıkarıyordu. AKP’nin dış politikasının iflası da iyice ayyuka çıkmıştı. Suriyeli mültecilerin Türkiye’de yaşadığı insanlık dramına, iktidarın suistimal çabaları ekleniyordu. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın TIR’larının Suriye’deki barbar çetelere yasadışı yollarla gerçekleştirdiği silah ve mühimmat nakliyatının belgeleriyle göz önüne serilmesi ortaya koyuyordu: AKP, sadece Türkiye için değil bütün Ortadoğu için önemli bir tehdite dönüşmüştü.

Seçime, Türkiye’nin zaten mevcut olan ağır politik ve ekonomik sorunlarının yanına, AKP döneminin bu sorunlarının da eklendiği bir atmosferde girildi. Peki partiler, bu atmosferi seçim kampanyalarında nasıl işledi? HDP nasıl başarılı oldu?


HDP’den başka ‘başarılı’ yok


Seçim öncesinde siyasi partiler, AKP’nin diktatoryal emellerini ve felaketler yaratan politik hattını teşhiri öne çıkaran bir seçim çalışması yürüttü. Fakat bu çalışmaların hiçbiri, HDP’ninki kadar heyecan yaratmadı. Denilebilir ki, seçim çalışmaları süreci boyunca da, bugün sonuçlar açıklandıktan sonra da seçimin en önemli olayı HDP oldu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kronik başarısızlığını aşmak için bu seçimlerde söylemini yumuşatma gayretinde oldu. Partinin propaganda materyallerinde, sloganlarında ve çalışma biçiminde bu yumuşamayı görmek mümkündü. Fakat bu yumuşama, “sorunları geçiştirme” ve “yuvarlatayım derken hiçbir şey söylememe” tablosundan başkasını ortaya çıkaramadı. Zira “vitrinin düzenlenmesinin” dışına çıkan programatik, gerçek bir dönüşüm yaşanmadı. Değişik kesimlerden adaylıklar, bir kimliğin özgün örgütünün, taleplerinin bileşen düzeyinde partide yer ve yetki alması biçiminde gerçekleşmedi. Bu muğlaklık, seçim sonuçlarına da yansıdı. CHP, seçimden oylarını düşürerek çıktı. “Başarı“ sözleri edebilmesini, HDP’ye borçlu...

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Sırrı Süreyya Önder’in aylar önceki tespitini haklı çıkaran bir seçim dönemi geçirdi. Önder, “Milliyetçilik dünyanın en konforlu ideolojisidir” demişti. MHP, Suriye meselesinden ve Kürt sorunundan kaynaklanan ama siyasete galebe çalmayı başaramayan radikal milliyetçi dalgayı AKP karşıtlığıyla harmanlayarak oylarını artırdı. Artış, öznel değil nesnel gerekçelere bağlıydı. Zira MHP’nin seçim boyunca sürdürdüğü propaganda çalışmasının hiçbir özgünlüğü, iddiası, farklılığı yoktu.

Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi’nin oluşturduğu Milli İttifak, ancak yüzde 2.06 oy alabilerek büyük bir hezimete uğradı. İttifak, Milli Görüş geleneğinin “kemikleşmiş“ yüzde 3’lük oy oranına dahi ulaşamadı. İnteraktif seçim değerlendirmelerine bakıldığında bunda, seçmenin “diktatörün kalması veya gitmesi” acil ikileminden dolayı oyunu baraj altında kalacağı net bir partiye vermek istememesi etkili olmuş olsa gerek. BBP’nin milliyetçi çizgisine muhalefet ederek oyunu vermediğini söyleyen SP seçmenleri olsa da, bu bloğun oylarının büyük oranda MHP’ye kaydığını tahmin etmek mümkün.

Seçimin bir başka ilginç vak’ası da Komünist Parti‘nin başına gelen oldu. Türkiye Komünist Partisi’nin bölünmesi sonrasında ortaya çıkan iki parti arasından seçimlere giren tek parti olan KP, oyların ancak 13.726’sını (yüzde 0.03) alarak Yurt Partisi ve HAP’ın üzerinde, sondan üçüncü parti olabildi. Girdiği son seçimde 64 bin oy alan, daha önceki seçimlerde 80 bine kadar yükselen geleneğin komünist oylarının büyük bölümünün HDP’ye, İttihat Terakki fikrine yakın bir kısmının ise CHP’ye kaydığı düşünülüyor.

Seçimden önce büyük iddialarda bulunan, barajı aşmakla kalmayıp iktidara geleceğini iddia eden iki “komik” partiye ise seçmen gereken cevabı sandıkta verdi: Doğu Perinçek’in faşist Vatan Partisi (VP) 161 bin oyla yüzde 0.35’te, Haydar Baş’ın Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) 96 bin oyla yüzde 0.21’de kaldı.


HDP nasıl başarılı oldu?


HDP, Türkiye siyasetinin hiç alışık olmadığı bir “ilki” denedi. Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Türkiyeli bazı devrimci örgütlerin yıllardır teorisini kurduğu “birlik”, HDP’de hayat buldu.

HDP, söylemini bütün kesimlere uyarlamakla yetinen bir “vitrinde birlik” çizgisini hiçbir zaman izlemedi. Onun birliği, bütün bileşenlerin kendi özerk yapılarıyla dahil olduğu, kararlaşma süreçlerine etkin biçimde katıldığı Halkların Demokratik Kongresi’ne yaslanıyordu. Kürtler, Türkler, Aleviler, Sünniler, Êzîdîler, Süryaniler, Pomaklar, Romanlar... Bütün ulusal kimlikler, şahsiyet düzeyinde değil, özerk kurumsallıklar düzeyinde HDP’de kendine yer buldu. Emekçiler ise bu bileşimin en önemli unsurlarından biri oldu. Emeğe dair en ileri programları ortaya koyan HDP, bütün kimliklerden emekçilerin oyunu kazanmayı başardı.

Bunlar, seçim öncesinden de çokça tespit edilen artılar... Şimdi seçim sonrasında oluşan tabloyla birlikte ise barajın geçilmesine, oyların bu denli yükselmesine büyük katkı sunan iki önemli faktörü, iki önemli soruyla irdelemekte fayda var.


1. AKP, Kürdistan’da nasıl tabela partisi oldu?

Şimdi HDP için -bazıları yandaş basından olmak üzere- birçok kesim tarafından dillendirilen “emanet oy” tamlaması, siyasi tarihimizde ilk yaygın yerini, AKP’nin Kürtlerle kurduğu ilişki sayesinde aldı. Kürtlerin bir kesimince AKP’ye verilen oylar, Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin verdiği umuda verilen “emanet” oylardı. HDP, AKP’nin savaş politikalarının deşifre olmasıyla, “geri dönen emanetten” de çok daha ötesine ulaştı; bütün sistem partilerini Kürdistan’da büyük oranda tabela partisine dönüştürdü. HDP’nin ilişkilerini eskiye göre çok büyük oranda arttırdığı, ancak özgün zorluklar nedeniyle henüz diğerleri kadar başarı elde edilemeyen Erzurum, Urfa, Bingöl, Antep, Adıyaman gibi merkezler dışında, başta Amed olmak üzere Kürdistan’ın 14 ilinde birinci parti oldu. Üstelik oylarını eskiye göre çok yüksek miktarda, yüzde 80’lere kadar arttırarak...

Bu oylar, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin “Demokratik Özerklik/Konfederalizm” fikriyatının hayatta/sokakta karşılık bulmasıyla oluşan “politik toplum” gerçekliğinin doğrudan sonucudur. Dönemsel gerekçelerden önce belirtilmesi gereken budur. Hareket, Kürdistan halkıyla süreğen ve derinlikli bir ilişki kurmuştur.

İkincisi, AKP’nin ayyuka çıkan savaş planları, Kürdistan’da bir vicdan turnusolu yaratmıştır. AKP’ye oy vermek, artık hiçbir gerekçeyle makul görülemeyecek bir tutuma dönüşmüştür. AKP’ye verilen oyların Kürdistan’a savaş politikaları olarak döndüğü, HDP’ye verilenlerin ise Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni müzakere/mücadele alanında güçlendirerek halkları barışa yaklaştırdığı, artık Kürt halkı başta olmak üzere halkların zihninde giderek daha da berraklaşan bir gerçekliktir.

Üçüncüsü, HDP gerçekten bir emek seferberliği ortaya koymuştur. Bütün zorlukları inançla göğüsleyen partililer, istisnasız her insana ulaşan bir efor sarf etmiştir.

Dördüncüsü, Amed mitingine yönelik bombalı saldırının faili, halkların zihninde nettir. AKP’ye yönelik halihazırda bolca gerekçesi olan öfkeye, bu saldırı da katık olmuştur.

Kürdistanlılar, “onu başkan yaptırmama” ve ülkeyi demokratikleştirme mücadelesinin motor gücü, öncüsü olduklarını, bu seçim sonuçlarıyla bir kez daha kanıtlamıştır. Zira AKP’nin vekil çıkaramadığı yegane iller Iğdır, Hakkari, Dêrsim, Ağrı ve Şırnak; en büyük düşüş yaşadığı iller ise Amed, Van, Mardin, Batman... oldu.


2. Metropol oyları hangi dinamikten?

HDP, önemli bir çıkışı da metropollerde yakaladı. Özellikle İstanbul ve İzmir’deki büyük oy artışı, partinin barajı geçmesine önemli etkide bulundu. Bu oylar, uzun yıllar süren bir hasretin dışavurumu olarak HDP’yle buluştu. Türkiye’de 80 öncesinde büyük devrimci dalgalar yaratan, darbe ardından uzun süre derinlere gömülen, yenilgi psikolojisinden kurtulamayıp savrulan, 90 sonrası küçüklü büyüklü direnişlerle yükselme eğilimi kazansa da hem solun hem de nesnelliğin eksiklerinden dolayı gerçek bir dalgaya dönüşemeyen, Gezi Direnişi’yle birlikteyse sarsıcı biçimde dönüşen önemli sol dinamik, büyük oranda HDP ile buluştu. Bu dinamiğin henüz “edilgen seçmenliği” aşıp “örgütlü seçmene” dönüştüğünü söylemek elbette mümkün değil; ancak bunun sağlanabilirliğine dair elimizde büyük umutlar var. HDP için “emanet oy” tamlaması kullanılacaksa, ancak bu seçmenden dolayı kullanılabilir. HDP’nin önündeki en önemli görevlerden biri, “kabarışı HDP’yle buluşan sol dalgayı“ örgütlü bir kanala oturtabilmek. -Ki seçimlerden hemen sonra açıklama yapan Sırrı Süreyya Önder ve Demirtaş da buna dikkat çekmiş; bu emanete layığıyla sahiplik edeceklerinin işaretlerini vermişti.

Metropollerdeki artışta Kürdistan’dakinin aynı durumun, Kürtlerin AKP’den neredeyse tamamen çekilmesinin etkisi de var elbette; ama daha etkili olan, ülkenin çok değişik kesimlerinin HDP’yle buluşması... HDP, bu buluşmanın zemini olarak “tabanına” uygun söylem/eylem performansını önümüzdeki günlerde geliştirerek sürdürürse -ki sürdüreceğinin bolca işareti mevcut- bu zemin çok daha kuvvetlenebilir; SYRIZA etkisi, memleket toprağında da tartışılabilir.


Meclis HDP’yle renklendi


HDP’nin meclise girmesi, vekil profili açısından da önemli “ilkler” yarattı. HDP’nin bileşeni olan Êzîdîler, Süryaniler, Ermeniler, Mihellemiler, mecliste ilk defa temsil olanağı buldu.

HDP’nin Ermeni adayı Garo (Karabet) Paylan, İstanbul 3. Bölge’den milletvekili oldu. Meclisin ilk Ermeni vekillerinden biri olan Paylan, Ermeni Soykırımı ve Türkiye’de yaşamayı sürdüren Ermenilerin haklarına ilişkin çalışmalarıyla tanınan bir isimdi ve Ermeni halkının farklı kesimlerinin önerisi/desteğiyle aday olmuştu.

En son DAİŞ barbarlığının Şengal’e saldırılarıyla gündeme gelen Êzîdîler de HDP çatısı altında güçlü temsil olanağı buldu. HDP’nin Êzîdî adaylarından Feleknas Uca Amed, Ali Atalan Batman milletvekili olarak meclise girdi. Uca ve Atalan, Êzîdîlerin sorun ve taleplerini Avrupa kamuoyuna taşıyan isimler olarak tanınıyordu. Uca, Avrupa Parlamentosu Milletvekilliği görevini sürdürürken Kürdistan’a ilişkin yaptığı çalışmalarla da tanınmıştı.

Kökenleri 4500 yıl önce Mardin çevresinde kurulmuş Akad İmparatorluğu’na dayanan Mihellemiler de HDP’yle ilk defa mecliste temsil edilme olanağı buldu. Mehmet Ali Aslan, Mardin’den milletvekili oldu.


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ