Kürt halkı 1990’lı yılarda Kürdistan’ın her tarafında özgürlük ve demokrasi için ayağa kalktı. Bu durum karşısında Türk devleti ya sorunu çözecekti ya da bastırma politikasında ısrar edecekti. Türk devleti Kürt halkının varlığını tanıyıp temel demokratik haklarını kabul edecek bir zihniyette olmadığı için, Kürt halkının özgürlük için ayağa kalkışını her yol ve yöntemi kullanarak bastırma kararı aldı. 1990’lı yılların kirli savaşı böyle gerçekleşti. Binlerce köy bu amaçla yakılıp yıkıldı. Onyedibin faili meçhul cinayet işlendi. Gerillayı ezmek için de her türlü savaş kuralını çiğneyerek dışarıdan aldığı son teknolojik silahlarla on binlerce askerin katıldığı operasyonlar yapıldı. Bu savaşı sürdürmek için yüz milyonlarca dolar harcandı.
Türk devleti Kürt halkının 2000’li yıllarda yükselen mücadelesi karşısında da ya Kürt sorununu çözecekti ya da tasfiye politikası izleyecekti. Ancak AKP ne Kürt sorununu çözme politikasına sahipti, ne de Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edecek bir konumdaydı. Demokrasi ve özgürlük söylemiyle hükümet olduğundan, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüteceği tasfiye politikası gerçek yüzünü açığa çıkarıp kısa sürede hükümetini bitirecekti. Bu nedenle AKP hükümetinin ilk yıllarında farklı bir yol izlemiştir. Hem klasik iktidar bloklarını hem de PKK’yi idare edip, kendi hükümetini güçlendirmeye çalışmıştır. Klasik iktidar bloklarına PKK’yi en iyi ben ezerim derken, demokrasi güçleri ve bir kısım Kürtlerde de Kürt sorununu çözeceği beklentisi yaratmıştır.
2007 seçimleri sonrası Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme hamlesi başlatmış, ama başarısız kalmıştır. Hem askeri hem de siyasi alanda Kürt Özgürlük Hareketi gelişmeler sağlamıştır. Kürt Özgürlük Hareketi Kürt sorununun demokratik çözümünü dayatmıştır. AKP bu durum karşısında PKK ile görüşmeler yürüterek PKK’nin mücadeleyi daha fazla ilerletmesinin ve hükümetini zorlamasının önüne geçmek istemiştir. Kürt Özgürlük Hareketi ise AKP’nin bir çözüm politikası olmadığını bildiği halde görüşmeler sürecinde toplumu, devleti ve AKP’yi çözüme hazırlama anlayışıyla hareket etmiştir. Çünkü Kürt hareketi her zaman barışçıl demokratik siyasal çözümü tercih etmiştir. AKP hükümeti hiçbir adım atmadığı halde tek taraflı fedakarlıklarla görüşmeleri sürdürüp, çözüm için zemin yaratmaya çalışmıştır. Sayın Abdullah Öcalan’ın üç protokol hazırlayarak devlete sunması bu yaklaşımların sonucudur.
Ancak Kürt hareketinin bu görüşmelerdeki çabaları demokratik çözüm için bir sonuç vermemiştir. AKP bu süreçte kendini örgütlendirmiş, hükümet olarak yerini sağlamlaştırma çabalarını sürdürmüştür. Anayasa referandumu ve 12 Haziran seçimleriyle birlikte hem devlet içine tam yerleşmiş, hem de devletin temel politikalarını devralmıştır.
Kürt Özgürlük Hareketi 12 Haziran seçimleriyle birlikte AKP’nin ya çözüm için adım atacağını ya da tasfiyede ısrar edeceğini belirterek sürecin karakterini ortaya koymuştur. Kürt Halk Önderi 12 Haziran seçimleri sonrası AKP’nin tutumunun netleşeceğini avukatlarına açıkça ifade etmiştir. Kürt hareketi görüşmeler sürecinde AKP’yi bir çözüm noktasına getirmek istemiştir. 12 Haziran seçimleri sonrasını ise bu görüşmelerin sonuçlarının test edileceği bir dönüm noktası olarak görmüştür.
Ancak AKP Kürt hareketinin hiçbir talebine karşılık vermemiştir. Daha doğrusu, 12 Haziran seçimlerinden sonra Kürt Özgürlük Hareketi’ni idare edemeyeceğini ve oyalayamayacağını görerek, her alanda bir tasfiye saldırısına hazırlanmıştır. AKP’nin Kürt hareketinin taleplerini kabul etmemesi karşısında DTK Demokratik Özerklik’i ilan edince AKP tasfiye saldırısına askeri, siyasi ve psikolojik alanda tüm imkan ve araçlarını kullanarak başlatmıştır.
 Kuşkusuz Demokratik Özerklik’in ilanı Kürt halkı açısından yeni bir mücadele dönemi başlatmıştır. Devletin ve AKP’nin Kürt sorununda adım atmaması karşısında Kürt halkı çözümü kendi iradesi ve gücüyle yaratmaya yönelmiştir. Türk devleti esas olarak da bu Kürt halkının bu çözüm dayatmasını önlemek için her alanda saldırılarını arttırmıştır.
Silvan eylemi bu ilanla ilgili olmayan; operasyona çıkan askeri birliklere karşı gerçekleşmişti. Bu iki olayın aynı güne denk gelmesi tesadüftür.
Ancak hükümet için bu önemli değildi. Çünkü Kürt halkı Demokratik Özerklik ilanıyla AKP politikalarına karşı direnme ve mücadele etme kararı almıştı. Demokratik Özerklik’in ilanı bunu ifade ediyordu. AKP’nin çözüm politikası olmadığı için Kürtlerin bu adımına karşı siyasi ve askeri saldırıları arttırarak cevap verdi. İmralı’da tam tecrit uyguladı. Kürt halkının demokratik örgütlenmeleri ve demokratik siyasetçilerine karşı her gün onlarca, hatta bugünlerde yüzlerce tutuklamanın gerçekleştiği saldırılar yürüttü. Askeri saldırılar ise her türlü silah kullanılarak arttırıldı.  Tüm bu gerçekler devletin Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için saldırılarını sonuna kadar yürüteceğini gösteriyor. Zaten bunu sürekli tekrar ediyorlar. KCK operasyonlarının durmayacağını da söylüyorlar.
Kürt halkı Demokratik Özerklik ilanıyla demokratik, meşru yollardan Demokratik Özerklik sistemini inşa edecekti. Ancak Türk devleti saldırılarını şiddetlendirince inşadan çok, halkın çok yönlü meşru savunmasının ortaya çıktığı bir direniş süreci yaşandı. Bu süreç hala da devam etmektedir.
Tüm bu gerçekler karşısında Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnmekten başka bir yolu kalmıyor. Türk devleti zihniyet değiştirip Kürt sorununda siyasi çözüm kararına ulaşmadığı müddetçe bu direniş kaçınılmaz olarak gelişecektir. Kürt hareketi demokratik siyasal çözüm için her yol ve yöntemi denemiş, AKP’ye bu konuda defalarca ve yıllarca şans tanımış, ancak AKP bu süreci çözüm için değil, kendini güçlendirip tasfiyeyi gerçekleştirecek momenti yakalamak için değerlendirmiştir. ABD Arap Baharı’na müdahale etmek için AKP’yi kullanmak isteyince, AKP ABD’nin ajanlığını yapıp desteğini alarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edeceğini düşünmüş, bu nedenle saldırı ve tasfiye politikalarını tüm yönleriyle pratiğe geçirmiştir.
Şu anda yaşanan sürecin ifadesi budur. Bundan sonra tutuklamalar da artabilir, saldırıların ve çatışmaların yoğunluğu içinde kayıplar da yaşanabilir. Çözümsüzlüğün sürdüğü ortamda başka bir şey de beklenemez.
Kuşkusuz bu savaşın sonucunu moral değerler belirleyecektir. Haksız olan ve yüz yıldır başarısız kalan Türk devlet politikası bir daha başarısız kalacaktır. Çünkü artık Özgürlük Mücadelesi’ni bastırarak Kürtleri köleliğe ve demokrasisizliğe razı etmesi mümkün değildir.