AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın hazırladığı yasa teklifi, bu yazı okunduğunda büyük ihtimalle TBMM’de görüşülmüş olacaktır. Bu yasa metninin 1. maddesi Sayın Abdullah Öcalan’la doğrudan ilgilidir. Anılan madde ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında kanunun 59. maddesine yeni bir fıkra eklenmesi amaçlanıyor.  
Öncelikle bu 59. maddenin geçmişine değinmem lazım. Bu kanunun 59. maddesinin 4. fıkrası da Öcalan için özel olarak oluşturulmuştur. 4. fıkra, önce “Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi tutulamaz” diye genel kuralı hatırlatarak başlar ve ‘Ancak...’ diye de devam eder. Bu ‘Ancak’ ile başlayan bölümde “konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde” bu genel kuralın ihlal edileceğini vurgular.
Bu durumda “Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir” diyerek yasa baklayı ağzından çıkarmış olur.
Bu normal bir yasal düzenleme gibi görünüyor ancak... Yasanın yürürlüğe girdiği tarih 1 Haziran 2005, çarşamba. Ve bugün de Öcalan ile avukatlarının görüşme günü. Avukatlarla birlikte ‘davetsiz biri’ de gemiye biner, görüşme ortamına gelir, Öcalan ile avukatların arasına oturarak, cebinden teybini çıkarır ve görüşmeyi kaydeder.
Normal olmayan nokta şu: Tüm geriliğine rağmen bu yasanın uygulanması için, yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, yasada bahsedilen ‘tehlikelerin’ vukubulması, bunun tespit edilmesi gerekir ki, görüşmeyi dinleme kararını verilsin. Ama savcılık, yasanın çıkma gerekçesine paralel olarak, yürürlükten sonra hiçbir bekleme ve ön araştırma ihitiyacı duymadan, üstelik aynı günde Öcalan için devreye sokuyor. Buradaki hız sadece ‘içerik’ açısından değil ‘teknik’ olarak  inanılmaz derece de şaşırtıcıdır. Mesai saatinin başlayıp, savcının Resmi gazeteyi okuması, böyle bir yasal düzenlemeden haberi olması lazım. Sonra da karar alıp, yazdırması ve İnfaz hakimliğine sevk etmesi gerekir. İnfaz hakimliği de bu kararı onaylayıp yazılı olarak bildirmesi, bu iş için de özel bir görevlendirme yapmaları, askeri yasak bölge olduğu için de bu görevlendirmenin ilgili askeri birime iletilmesi vs...lazım. Tüm bunları sabah satlerinde İmralı‘ya gitmek için yola çıkacak olan gemiye de yetiştirmek işin cabası. Anlayacağınız sözkonusu Öcalan olunca savcı ve hakimlerimiz adeta birer ‘süpermen’ kesiliyorlar.
4.fıkrayı dikkatle okuduysanız görüşmenin teyple kayıt altına alınmasından bahsedilmez sadece görevli bulundurulur der. Ama bu yasanın yürürlüğe girdiği gün, Öcalan ile avukatlarının yaptığı görüşmeye katılan adliye görevlisi, konuşmaları teybe kaydeder. Hatta daha sonra ki görüşmelerde bir değil üç ayrı teybe kaydeder. 
Gelelim yeni yasa tasarısına. Tasarıyı hazırlayan şahsın hazırladığı gerekçe çok açıktır. Önce yukarıda genişçe açıkladığım 59.maddenin 4.fıkrasına gönderme yapar. Bir kez daha ‘ancak’ der: “bazı hükümlüler hakkında, dördüncü fıkrada belirtilen tedbirler uygulandığı halde”. Burada keselim. Kime uygulandı bu 59.maddenin 4.fıkrası? Sadece Öcalan’a. Daha sonra da, Öcalan ile bağlantılı olarak İmralıya getirilen 5 hükümlüye de uygulandı. Sonuçta bu yasanın geçerlilik alanı Öcalan ve İmralı oluyor. Milletvekili kısaca ‘Öcalan’a uyguladık diyeceğine, lafı dolandırarak aynı şeyi tarif ediyor. Devam edelim: “hükümlülerin avukatla görüşme ya da ziyaretçi ile görüşme haklarını kötüye kullandıkları bilinmektedir” diyerek niyetini belli etmektedir. 
Bu konuda kanaati net olmasına rağmen, utanmadan  “hükümlülerin kendisi ile görüşme yapan kişiler aracılığıyla bir suç örgütünün faaliyetlerine yön verdiği hususunda somut olguların varlığı halinde” diyerek kendince genel bir düzenleme öneriyor havasını vermekte. Bu ‘suç örgütünün faaliyetlerine yön vermek’ lafı da zaten bir liderlik pozisyonunu tarif ediyor. Anlayacağınız bu yasayı da biz sadece ‘Öcalan’ için çıkarıyoruz demenin ‘bürokratik’ ifadesi böye oluyor.
Zaten tasarının gündeme geldiği Adalet ve İnsan hakları Komisyonunda BDP milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü ve Murat Bozlak da bu yasanın Öcalan’a özgü bir düzenleme olduğunu vurguluyorlar. Hatta Adalet Komisyonunda ki CHP milletvekilleri de muhalefet şerhlerinde teklifin ‘şahsa bağlı düzenleme olduğu yönündeki yaygın kanı ve algı’dan bahsetmektedirler.
27 Temmuz 2011 tarihinde bu yana Başbakan ve Adalet Bakanı’nın ifade ettikleri gibi, hükümet kararıyla hiçbir yasal dayanağı olmadan engellenen görüşmeler, bu yasanın kabul edilmesiyle birlikte sözde ‘yasallık’ kazanmış olacak! Tiyatro oyunu bile bundan daha ciddi...