HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’ hazırlayan AKP’nin yargıda köklü bir reform yapmayacağını belirterek, toplumsal ve siyasal muhalefet açısından yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğunu vurguladı.
ERDOĞAN ALAYUMAT / MA / İSTANBUL
Çöktürme Planı kapsamında HDP’nin demokratik siyaset alanından tasfiye edilmek istendiğini, bunun cevabının bir yıl önceki Haziran seçimlerinde verildiğini söyleyen HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, ikinci önemli ayağının ise yerel yönetimlerden HDP ve bütün bileşenlerini tasfiye etmek, yani Kürt halkının kendi kendisini yönetmesini engellemek olduğunu, buna da 31 Mart’ta cevap verildiğini hatırlattı. Oluç, ”Şimdi o Çöktürme Planı’nı bir kez daha uygulamak istiyorlar” dedi.
Güçler ayrılığı ilkesinin fiiliyatta ortadan kaldırılmasıyla “tek adam” yönetimine evrilen Türkiye’de süregiden antidemokratik ortamın sorumlularından biri olarak yargı, toplumun hemen her kesimden gelen eleştirilerin odağında. Bu yıl ki Adli Yıl açılışının Saray’da yapılması ve 52 baronun bu duruma itiraz ederek törene katılmaması yargının içerisinde bulunduğu halin yansıması oldu. Yargıyı kontrol altına almakla suçlanan AKP hükümeti ise Avrupa Birliği müktesebatı doğrultusunda ifade özgürlüğünü genişletme iddiasıyla ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’ hazırladı. İçeriği konusunda kısmi bilgilerin paylaşıldığı bu belgenin, 1 Ekim’de açılacak Meclis’in gündemine gelmesi bekleniyor.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) de başlattığı “Demokratik Anayasa”, “Yargı Paketi” ve “Demokrasi İttifakı” çalışmaları kapsamında bir süredir siyasi partiler ve sivil toplum kurumları ile görüşmeler yapıyor. Bu çalışmalarda yer alan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, MA’ya konuştu.
Tuzun koktuğu yer oldu
Türkiye’de yargı alanının son derece sorunlu olduğunu belirten Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, yargı için “Tam da tuzun koktuğu yer, diyebileceğimiz bir kurum haline geldi” nitelemesinde bulundu. Hem siyasi yargılamalar hem de bütün yargı sistemi açısından bakıldığında çok vahim bir durumla karşı karşıya bulunduklarını belirten Saruhan Oluç, “Yargı eskiden de tam olarak tarafsız ve bağımsız değildi ama kısmen farklı bir durumdaydı. Şimdi ise tamamen Saray’ın ve iktidarın direktifleri ve talimatları ile hareket eder hale gelmiş vaziyette. Adli yıl açılışının bile Saray’da yapılıyor olması başlı başına sıkıntılı bir durum. Dolayısıyla yargıda büyük reformun yapılması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
İktidar köklü reform yapamaz
Oluç, AKP iktidarının ise yargıda köklü bir reform yapmayacağı inancında olduklarını ifade etti. Nitekim böyle bir reformun iktidarın işine gelmeyeceğini söyleyen Oluç, mahkemelerin AKP’nin hukuk komisyonu gibi çalıştığının, hem siyasi hem de diğer davalarda net bir şekilde görüldüğünü kaydetti. Türkiye’de hemen herkesin yargıdan artık illallah ettiğini anımsatan Oluç, “Son dönemlerde yapılan kamuoyu yoklamaları da gösteriyor ki ‘yargı alanına güven duyuluyor mu, adaleti sağlıyor mu’ gibi sorulara verilen cevap kesinlikle güven duyulmuyor olduğudur” şeklinde konuştu.
HDP diğer partilerle paylaştı
Bu nedenle toplumun beklentilerini ve taleplerini baz alarak bir dizi hazırlık yaptıklarını ve acil olarak yargı alanında nasıl değişiklikler yapılması gerektiğine ilişkin çalışmalara başladıklarını ifade eden Oluç, bu çalışmaları iktidar partisi, MHP, CHP, İYİ Parti’nin yanı sıra Meclis’te grubu olmayan partilerle de paylaştıklarını aktardı.
Bu sistem kabul görmüyor
Türkiye’nin her şeyden önce yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı olduğunun altını çizen Oluç, nedenini şöyle açıkladı: “Türkiye hala 12 Eylül askeri darbesinin hazırlamış olduğu anayasa ile yönetiliyor. Bu büyük bir ayıp. Ancak bu anayasa yamalı bohçaya dönmüştür. Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi denilen ucube bir sistem kurdular ve bir yılı aşkın süredir bu sistem işliyor. Hem siyasal hem de ekonomik ve sosyal alanlarda krizler yaşanıyor. Bu sistemi Türkiye kabul etmiyor. Toplumsal ve siyasal muhalefetin nasıl bir anayasa istediğine dair temel bir anlaşma sağlaması gelecek açısından önemli bir durumdur.”
Anayasa için herkes hemfikir
Bu yönlü yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi veren Oluç, Eşbaşkanı, Grup Başkanvekili ve Kadın Meclis Grubu Sözcülerinden oluşan üç ayrı heyetle birkaç haftadır siyasi partiler, sendikalar, STK’ler ve onlarca derneği ziyaret ettiklerini ve bu ziyaretlerin birkaç hafta daha devam edeceğini kaydetti. Oluç, şöyle devam etti: “Türkiye’de ‘hem anayasa hem de yargı reformu ihtiyaçtır’ diyen herkesle görüştük ve görüşmeye devam ediyoruz. Görüşmelerde herkes yargıda çok ağır sorunların yaşandığını görüyor. Dolayısıyla bu konuda acil bir düzenlenmenin yapılmasını istiyorlar. Anayasa tartışmalarını herkes çok önemli buluyor. Türkiye’de bir anayasaya ihtiyaç olduğuna ilişkin yapılan tartışmalara hiç kimsenin itiraz ettiğini duymadık ama iktidar ittifakının da böyle bir şeye yanaşmayacağı konusunda fikir ortaklığı oluştu.”
Önerilerin tümü raporlaştırılacak
Hükümetin hazırladığı ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin iise geçtiğimiz Temmuz’da Meclis Genel Kurulu’na gelmesinin beklendiğini dile getiren Oluç, ancak AKP ve MHP’nin kendi aralarında anlaşamaması dolayısıyla paketin Genel Kurul’a gelmediğini söyledi. Bu paketin şimdi Ekim’de Meclis Genel Kurulu’na gelme ihtimali olduğunu belirten Oluç, “Paket Meclis’e gelmeden temaslarımızı noktalayıp, herkesin önerilerini alıp değerlendireceğiz. Bu değerlendirmeler sonucunda bir rapor çıkartıp kamuoyu ile paylaşacağız. Ondan sonra topladığımız öneriler ile kendi önerilerimizi ortaklaştıracağız. Türkiye’de bir demokrasi ittifakının elzem olduğunu görebiliyoruz” dedi.
Kayyuma karşı eylemler sürecek
HDP Grup Başkanvekili, bir irade gaspı olarak üç büyükşehir belediyelerine kayyum atanması ile imza atılan hukuksuzluğa karşı başlattıkları sivil itaatsizlik eylemlerinin ise devam edeceğini vurguladı. Oluç, halkın tepkisini ortaya koyan, bu tepkinin kolay kolay dinmeyeceğini gösteren ve halkın iradesinin tekrar ortaya çıkmasını sağlayacak bir durumu yaratabilmek için çalışmalarına devam edeceklerini ifade etti. Eylemlerin sonuna kadar hukuki zeminde devam edeceğine dikkat çeken Oluç, “Hukuki anlamda tüm başvurularımızı yaptık ve takipçisi olacağız. Buradan bir sonuç alınamazsa uluslararası alana mutlaka taşıyacağız. Kayyum atamaları, gayrı meşru bir iştir. İktidar, hukuku ve demokrasiyi açıkça çiğneyip halkın iradesini gasp etti. Kürt halkının iradesinin gasp edilmesi karşısında mücadele sürecektir” diye konuştu.
‘Çöktürme Planı’nın parçası
Kayyum atmalarının bölgede devam eden çatışmalardan bağımsız ele alınmayacağının altını çizen Oluç, bu konuda şunları belirtti: “2014’te hazırlanan Çöktürme Planı’nın iki ayağı vardı. Biri HDP’yi demokratik siyaset alanından tasfiye etmekti. Bunun cevabı bir yıl önceki Haziran seçimlerinde verildi. İkinci önemli ayağı ise yerel yönetimlerden HDP ve bütün bileşenlerini tasfiye etmekti. Yani Kürt halkının kendi kendisini yönetmesini engellemekti. Buna da 31 Mart’ta cevap verildi. Şimdi o Çöktürme Planı’nı bir kez daha uygulamak istiyorlar.”
İmralı’dan gelen mesajlar
HDP Grup Başkanvekili Oluç, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yapılan her görüşmeden sonra sürecin sabote edilmesi için birilerinin çaba sarf ettiğini söyleyerek, şunları kaydetti: “Son görüşmede Sayın Öcalan, ‘Ben hazırım. Kendime güveniyorum. Eğer devlet aklı da hazırsa kendi üzerine düşeni yapar’ dedi. Bu görüşmenin ardından kayyum ataması gerçekleştirildi. Tam da barış tartışması yeniden toplumda canlanacakken, Sayın Öcalan barış konusundaki iradesini bir kez daha ortaya koymuşken belediyelere kayyum atayarak süreci bir kez daha provoke ettiler.”
HDP’ye Amed’de soruşturma
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, HDP Amed İl ve İlçe örgütleri hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmaya tepki gösteren HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK), “Bu soruşturma, ikiyüzlü, hiçbir samimiyeti olmayan iktidar mensuplarının sergiledikleri oyunun bir parçasıdır” dedi.
Savcılığın soruşturma başlattığı haberi, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Malatya’da yaptığı konuşmanın hemen ardından duyurulması dikkat çekti. Erdoğan, o konuşmada ”Ey PKK terör örgütünün desteklediği HDP, siz 14,15,16 yaşındaki bu çocukları kaçırmak suretiyle ne yapacağınızı zannediyorsunuz, öğretmenlerimizi, uzman askerlerimizi, çavuşlarımızı kaçırmak suretiyle ne yapacağınızı zannediyorsunuz. Siz insanlıktan nasibinizi almadınız” ifadelerini kullanmıştı.
Başsavcılık, yaptığı yazılı açıklamada şunları dile getirdi: ”Ulusal ve yerel basın yayın organlarında, çocuklarının PKK terör örgütünün elinden kurtarılmasıyla ilgili oturma eylemi yapan ailelerin terör örgütü yandaşları tarafından, eylemlerini bitirmeleri için tehdit edildikleri ve çocuklarını kandırarak terör örgütüne HDP’lilerin götürdüğü şeklinde çıkan haberlerle ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması gereği duyulmuştur. Bilindiği üzere PKK terör örgütü tarafından çocukları kaçırılan ailelerin HDP Diyarbakır İl Binası önündeki oturma eylemleri Hacire Akar’la başlamış ve akabinde 15 ailenin daha katılımıyla büyüyerek devam etmiştir. Bu süreçte ailelere ülke kamuoyundan yoğun destek verenler olduğu gibi, örgüte müzahir kişiler ve örgüt yanlıları tarafından da çeşitli taciz ve tehditler edilmeye başlanmıştır. Bununla ilgili olarak Emniyet birimlerine, bütün oturma eylemi yapan ailelerin korunması için tedbir alınması yönünde talimat yazılmış, aileleri tehdit eden kimliği belirlenmeye çalışılan kişilerle ve çocuklarının kandırılarak PKK terör örgütüne katılmasını sağladıkları iddia edilen HDP il ve ilçe yöneticileriyle ilgili adli soruşturmalar başlatılmıştır.”
Buradan çözüm çıkmaz
HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK), başlatılan soruşturmaya ilişkin yazılı açıklama yaptı. ”Bu soruşturma, ikiyüzlü, hiçbir samimiyeti olmayan iktidar mensuplarının sergiledikleri oyunun bir parçasıdır” denilen açıklamada, şunlar ifade edildi: ”Bizler ‘bütün annelerin çığlıklarını duyuyoruz, acılarını anlıyoruz, onlara saygımız büyük, bir damla gözyaşı bile akmasın artık’; ‘gelin bu kanayan yarayı, tarihsel sorunumuzu demokratik ve barışçı bir şekilde; konuşarak, müzakere ederek çözelim’ dediğimizde, uzattığımız barış eline yumruklarını sıkarak cevap verenleri biliyoruz. Kürt sorununun çözümü demokratikleşmenin, hukuk devleti olmanın olmazsa olmazıdır dediğimizde ‘Kürt sorunu yoktur’ diyenleri de biliyoruz.
Bu utanç senaryosunu izledik
Beyaz tülbentli Barış Annelerine en vicdansız şekilde saldırma emrini veren; Cumartesi Annelerine her türlü hakareti yapan, zor ve şiddet uygulatan; cop, gaz, tazyikli su kullanılmasına sesini çıkarmayan iktidar sözcülerinin insanlık adına hiç utanmadıklarını da biliyoruz. Aynı kişiler şimdi annelerin acılarını istismar etmekten, annelerin temiz duygularını kendi iktidar amaçları için sömürmekten geri durmuyor. Çocukları için Diyarbakır il binamızın önünde oturan annelere desteklerini, il ve ilçe yöneticilerimize soruşturma açarak sürdürüyor. Ama bizler bu filmi çok izledik. İktidar bu utanç senaryosunu 3 yıl önce de belediyemizin önüne aileleri göndererek sahneliyordu. Şimdi belediyeye kayyum atadığı için il binamızın önünde sahnelemeye başladı.
HDP yokken bu sorun vardı
Ailelerin yaptıkları açıklamalardan anlaşıldığı üzere, bu yönlendirme açık bir şekilde İçişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyor. Bu yönlendirme ilk günden beri iktidar medyası tarafından köpürtülerek kamuoyunda HDP hakkında bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Cumhurbaşkanı, yaptığı konuşmalarla aileleri ve kamuoyunu parti binalarımıza yönlendiriyor, kışkırtıyor. HDP kurulmadan ve siyasi faaliyet yapmadan önce de bu ülkede Kürt sorunu vardı, gençler dağa çıkıyordu ve on binlerce insanımız ölmüştü. Bu gerçeği bilmelerine rağmen sorunu çözmek için adım atmayıp HDP hakkında operasyon yapmak siyasi fırsatçılık ve duygu istismarıdır.
Hesap sorulacak merci iktidardır
Bir kez daha söyleyelim ki, çocuklarından uzak olan, çocuklarını kaybeden aileler iktidardan, Kürt düşmanlığını, savaş ve çatışma politikalarını sürdüren AKP-MHP ittifakından hesap sormalıdır. Kürt sorununu çözmeyen onlardır. Bu ülkenin gençleri, onların savaş ısrarından dolayı ölmektedir. Dağda ölen çocuklarımızın da askerde, poliste ölen çocuklarımızın da sorumlusu bu anlayıştır ve bu iktidardır. Çözüm sürecinde çocuklarımız ölmüyordu. Hiçbir eve ateş düşmüyordu. Anneler çocuklarının geri döneceği umuduna sahipti. Bizler de. İşte bu süreci savaş oyunlarıyla kim bozduysa çocuklarımızın kaybolmasının ve yaşamını yitirmesinin sorumlusu da onlardır. ‘Kürt sorunu yoktur’ diyen, anaların duygularını ve acılarını sömürmek için timsah gözyaşı döken AKP Genel Başkanı’dır.
Tüm anneleri Meclis’te dinleyin
Partimiz bu topraklara barış ve demokrasi gelsin diye mücadele ediyor. Bu nedenle de çatışma ve savaş politikalarında ısrar edenler tarafından saldırıya uğruyor. Milletvekillerimiz ve il yöneticilerimxiz Diyarbakır il binamızda ‘sorunu birlikte çözelim’ açıklaması yaptıktan ve yetkilileri göreve davet ettikten sonra savcılığın soruşturma açması da çok manidar oldu. Çözüm bu tür soruşturmalarla elde edilemez. Sorun politiktir, savcılarla aşılamaz. Buna rağmen Cumhurbaşkanı ve iktidara bir kez daha sesleniyoruz; aileleri Emniyet zoru ve baskısıyla partimizin önüne göndermekle, bizleri suçlu ilan etmekle bir yere varamazsınız. Gelin, yıllardır çocuklarının akıbeti için alanlarda olan, sizin her türlü saldırı ve hakaretinize maruz kalan tüm anneleri Meclis’te dinleyelim. Meclis’teki tüm siyasi partiler sorumluluk alsın ve acıları birlikte sonlandıralım.”
AMED