Kadın Özgürlük Meclisi (KÖM), "Yaşamı ve özgürlüğü örgütlüyor, barışa ses veriyoruz" sloganıyla 5-6 Aralık'ta 2. Meclis Toplantısı'nı gerçekleştirdi. Amed'de yapılan toplantıya Türkiye'nin pek çok yerinden 70'e yakın kadın örgütü temsilcisi, feminist, milletvekili, akademisyen ve sendikalı kadın katıldı. 

Açılış konuşmasını yapan KÖM Koordinasyon Üyesi Hülya Osmanağaoğlu başlatılan yeni savaş konseptinde kadınların hedef alındığına dikkat çekerek, 53 kadının bizzat katledildiğini söyledi. 

Abluka altında olan alanlardaki gözlemlerini paylaşan Osmanağaoğlu, öz yönetimin ilanının yapıldığı alanlara giderek, hakikatleri kayıt altına alma çabası içerisinde olduklarını dile getirdi. 


Direnişin yeni araçları tartışıldı

İki gün boyunca basına kapalı bir şekilde süren toplantıda, siyasal gündem değerlendirmesi yapılarak, öz savunma ve öz yönetim konuları, anti-faşist kadın örgütlenmesine dair eylem planı hazırlıkları yapıldı. Kadınlar bu toplantıda ayrıca yaşanan direniş ve yeni toplumun kurulması bağlamında neler yapabileceklerini açığa çıkarma tartışmalarını yürüttü. Türkiye ve Kürdistan'daki kadınların ortak eylemlilik alanlarının genişlemesine yönelik tartışma da diğer bir gündem konusu oldu. Bununla birlikte KÖM içerisinde oluşturulan 7 komisyonun yaptığı çalışmalar ve çalışma planları konuşuldu. 

Toplantının sonuçları ise dün yapılan basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. 


Barış mücadelesi hayati önemde 

Sonuç bildirgesini açıklayan KÖM Koordinasyon üyesi ve KA.DER Ankara Şube Başkanı Hatice Kapusuz, KÖM olarak yeni savaş dönemi ve Türkiye'deki rejim ile ilgili bazı saptamalarda bulunduklarını ifade ederek, örgütlenmelerini bu saptamalar ışığında hızlandıracaklarını söyledi. 

KÖM bildirgesinde, yeni dönemde öldürmelerin, insan hakkı ihlallerinin ve yargısız infazların 1990'lardan farklı olarak bu kez yasallaştırılarak gerçekleştiği ifade edilerek, hak, emek ve kadın mücadelesi yürütenlerin birlikte bir barış mücadelesi sürdürmesinin hayati önemde olduğu vurgulandı. 


Yeni savaş dönemi kadını hedef alıyor

İktidarın belirsizlik yaratarak, muhalefetin temsilini engelleyerek ve temsiliyeti tekeline alarak yönettiği ve korkutma siyaseti güttüğü belirtilen açıklamada, savaş yönteminin de esnek ve özelleştirilmiş timlere dayalı, keyfiyetçi bir saldırganlık tarzında kendini gösterdiği ifade edildi. Bildirgenin devamında, "Yukarıda sözü geçen tüm değişiklikler kadınların hayatında kendini infaz, cinsel saldırı ve kadın katliamları ile göstermektedir. Ayrıca Kürdistan'da sürdürülen savaşla kadınlara yönelik şiddet de normalleştirilmekte ve önemsizleştirilmektedir. Kadına yönelik devlet şiddetinin ciddi boyutları karşısında ev içi erkek şiddeti gittikçe görünmez hale gelirken, bununla mücadele etmek ikincilleşmektedir" denildi. 


Bütüncül bir söz oluşturulmalı

Bildirgede, barış politikasını yaygınlaştırmanın, bekleyen, isteyen değil, inşa eden bir barış perspektifini coğrafyanın her yanına taşımanın gerekliliğine ve topyekün saldırılara karşı ideolojik mücadelenin önemine vurgu yapıldı. 

Bildirgenin devamında hayatına sahip çıkan, özneleşen, itiraz eden, boyun eğmeyen bir kadın mücadelesi olması gerçeğinden hareketle Rojava'daki kadın mücadelesinin ortaklaştırılmasının önemine dikkat çekildi. 

Bildirgede ayrıca, "Batı'da kadını eve aileye hapseden politikalarla; Kürdistan'da kadınlara yönelik yok etme ve öldürme politikaları arasında bağ kurmanın, kadınları bölen politikalara karşı bütüncül bir söz oluşturmanın gerekliliğine inanıyoruz" ifadeleri yer aldı. 

Savaş yerine demokratik yöntemlerin devreye girmesi açısından Dolmabahçe Mutabakatı'na dönülmesi ve tarafların eşit koşullarda müzakerelere başlanmasının geleceği yeniden kurmak açısından önemli olduğunun hatırlatıldığı bildirgede  kadınlara şu çağrı yapıldı: 


Direnişin süreklileşmesi önemli

“KÖM olarak gelişen yeni savaş döneminde direnişin de yükseldiğini görüyoruz. Bu kendini öncelikle Kürdistan'daki öz yönetimlerde gösteriyor. Aynı şekilde Türkiye'nin batısında da hem ekolojik hareketler hem de diğer muhalif örgütlenmelerde kadınlar bir araya gelmekte, yaşamlarına sahip çıkmakta ve erkek, devlet ve sermayenin saldırılarına karşı kendilerini savunmaktadırlar. Ancak bunların birbirleri ile ilişkilendirilmeleri, direnişin gelişmesi ve süreklileşmesi önümüzde ciddi bir gereklilik olarak duruyor. KÖM olarak önümüzdeki dönemde komisyonlarımız aracılığıyla bu görevi üstlenirken tüm kadınları, yaşamlarımıza sahip çıkmak için her zeminde birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz."


 HABER MERKEZİ