- Erzurum Kongresi, tarihi bir dönemeçti. 106. yıl dönümünde son derece kritik bir tarihsel süreçten geçiyoruz. Kürt Halk Önderi'nin norm devlet ile görüşmeleri, yüzyılı belirleyecek.
- Bugün Kürt Halk Önderi ile masaya oturan iradenin, muhatabı konusunda Erzurum Kongresi'ni çarpıtan Mustafa Kemal’in düştüğü yanılgıya düşmemesi gerekir.
HEVAL TAHA
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilk yasal düzenlemesinin Meclis gündemine geldiği bugünler 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında yapılan Erzurum Kongresi'nin 106. yıl dönümüne denk geldi. Kimilerine göre tesadüf, kimilerine göre tevafuk denebilecek bu denk geliş, her iki olayın da tarihi önemine dikkat çekmesi bakımından pek kıymetli.
Gerçek manada halk temsilinin sağlanabildiği neredeyse tek meclis olmanın yanı sıra 1921 Anayasası’nı da oluşturan birinci Büyük Millet Meclisi, Erzurum’da ortaya çıkan iradenin tecellisiydi. Dikkat edilecek olursa uzunca bir süredir Erzurum Kongresi neredeyse hemen hiç anılmaz, sene-i devriyesi hiç hatırlanmaz oldu. Öyle ki CHP kendi tarihsel çıkışını Sivas Kongresi’ne dayandırırken Erzurum Kongresi yokmuş gibi davranmayı tercih ediyor. Oysa geçmişte ortaöğretim tarih kitaplarında Erzurum Kongresi, “Bölgesel bir kongre olmakla beraber alınan kararlar bütünsel kararlardı” ifadesiyle yer alırdı. Bu ifade, bugün ortaya çıkan sonuçtaki etkisini göstermekle beraber bu denli hayati kararların alındığı kongrenin belli bir bölgenin insiyatifi ile toplandığının da hakkını temsil ederdi. Bugün yapıldığı gibi yok sayılmazdı.
Kürdistan ve Lazistan
Kongre bölgeseldi, zira Kürdistan ve Lazistan şehirleri Erzurum, Bayburt, Ağrı, Yusufeli, Kiğı, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Gümüşhane, Sivas, Amasya, Şebinkarahisar, Tokat, Bitlis, Muş, Siirt, Şırnak, Genç, Bingöl, Van,Hakkari ve Kars’tan gelen delegeler katılırken, Elazığ, Diyarbakır ve Mardin delegeleri kongreye ulaşamamıştı. İstanbul (Payitaht) işgal altındaydı ve bu işgal ancak örgütlü bir direnişle ortadan kaldırılabilirdi. Bu bölgesel güçler, inisiyatif alarak direnişi örgütlemek üzere bir kongre toplama kararıyla harekete geçti.
Bugünse kongre gündeme geldiğinde ya kimler tarafından örgütlendiği hiç anılmıyor ya da Mustafa Kemal ve “arkadaşları” tarafından toplandığı ısrarla vurgulanıyor. Oysa Kazım Karabekir kongreyi örgütleyen güçlerin Mustafa Kemal’e bakışını Mustafa Kemal’in de kongre hakkındaki görüşlerini çok farklı anlatıyor.
Karabekir'in anlatımıyla
Karabekir’in “İstiklal Harbimiz” başlıklı anılarında yer alan, “Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum Kongresi'ne Girişi Meselesi” başlıklı bölüm resmi söylemin çok ötesinde. Karabekir süreci şöyle aktarıyor: “10 Temmuz'da Erzurum Kongresi’nin toplanması mukarrerdi (kararlaştırılmış). Fakat aza kâmilen toplanamadığından tehir olundu. Erzurum murahhasları taayyün etmişti. Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey'in de Erzurum murahhası olarak kongreye alınması hususu, mühim münakaşalara sebep olmuş. Mustafa Kemal Paşa aleyhine müthiş propagandalar oluyordu. Mustafa Kemal Paşa azlolunmasına ve kendisinin de askerlikten istifasına rağmen ne üniformasını ve ne de padişah kordonunu çıkarıp atamıyordu. Erzurumlular nihayet şu kararı bana Müdafaa-i Hukuk Reisi Hoca Raif ve azadan Necati Bey vasıtasıyla Mustafa Kemal Paşa'nın ikametgâhında hatta beraber oturduğumuz odanın bir köşesinde tebliğ ettiler. "Biz Mustafa Kemal Paşa'nın kongreye girmesi bizim için iyi mi fena mı olacağına karar veremedik. Aleyhde çok sözler var. Halkın son kararı sizin reyinizdir.. Siz girsin derseniz intihab olunacaktır, muvafakatiniz yoksa kabul olunmayacaktır." "Bu resmi tebliği kaç gündür hususi de işitiyorum. Bir ordu kumandanı, bu felaketli zamanda milletin sinesine sığınıyor, efrad-ı milletten oluyor, sonra halk onu kendini vekil yapmakta tereddüt ediyor. Bu ne acı bir vaziyettir. Yarın bana karşı da vaziyetin bu olacağına acı bir misal değil mi?" diye kaç gündür tanıdıklarıma hasbihal ederken aldığım cevapların hülasası: "Mustafa Kemal Paşa'nın Erzurum Kongresiyle ne münasebeti var. Şark halkından mürekkep bir Erzurum Kongresi’nin tesiri başkadır. Mustafa Kemal Paşa bilahare keyfi işler yaparak Milli kuvveti istediği yere sürükleyebilirmiş. Askerlikten istifa ettiği halde hala üniforma ve yaver kordonu taşıması, ihtirasına delilmiş. Kumandanlık üniformasını tahakküm için taşıyormuş.” Daha bir takım şahsi sözler. Bu cereyan tabiatıyla Mustafa Kemal Paşa'nın kulağına da gidiyordu. Ve tabiatıyla endişe ve ızdırap içinde kıvranıyordu. Erzurum Kongresi'ne alınmadığı takdirde bir hiç olacağını kendisi de söylemişti.” (Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz 1.Cilt, S.80-81)
Karabekir onaylayınca
Karabekir’in aktardığına göre Erzurum Kongresi’nde ortaya çıkan irade o günden geleceğin vechini belirleyecek niteliğe sahipti ve bunun dışında kalmak Mustafa Kemal’in tarih sahnesinde kendine biçtiği rolü engelleyecekti. Bu tartışmaların sonunda Karabekir tavrını Mustafa Kemal'den yana kullanır ve iki Erzurum delegesinin istifası sağlanarak Mustafa Kemal ve yakın adamı Rauf Orbay Erzurum (yani Kürdistan) delegesi olarak kongreye katılır. Mustafa Kemal birinci Büyük Millet Meclisi’ne de Erzurum milletvekili olarak katılacaktır.
Çarpıtarak inkarın temeli
Buna rağmen Mustafa Kemal, 15-20 Ekim 1927’de yapılan CHP’nin ikinci kongresinde okuduğu nutkunun “Erzurum Kongresi’nde Görülen Duraksamalar” bölümünde ilk olarak kuvvetler ayrılığındansa kendisinin tek adamlığıyla bu süreçten çıkılacağını savunuyor, ardından da kongre delegelerinin muhalefetine rağmen Kazım Karabekir’in referansıyla katılabildiği Erzurum Kongresi’ni oluşturanlar hakkında hiç de doğru olmayan iddialarda bulunup belki de Kürt inkarına yönelik resmi tarihin temelini atıyor: "Baylar, ulus, ülke, siyasa ve ordu yöneticiliğinde hiç bulunmamış ve bu alanda değeri belirmemiş ve denenmemiş gelişigüzel kişilerden, örneğin, Erzincanlı bir Nakşî Şeyhi ve Mutkili bir aşiret başkanı gibi zavallılardan da kurulabilecek herhangi bir temsilciler kuruluna, söz konusu durum ve görev bırakılabilir miydi? Bırakıldığında "yurdu ve ulusu kurtaracağız" dediğimiz zaman, ulusu ve kendimizi aldatmış olmak gibi kötü bir yanılgıya düşmeyecek miydik? Bu nitelikte bir kurula, perde arkasından yardım edilebileceği düşünülürse bile bu yöntem, güvenilir sayılabilir miydi?
Bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca ret edilemeyecek gerçeklerden olduğuna hiç kuşkum yoktur. Bununla birlikte, ben bu söylediklerimi o günlerden kalma bazı anılar ve belgelerle burada doğrulamayı, gelecek kuşakların siyasal ve toplumsal eğitimi bakımından ödev sayarım."
Aslında tarihi dönemeçti
Bugün Cumhuriyet'in kurucusu olarak anılan Mustafa Kemal’in “katılmadığı takdirde kendisinin hiçbir şey olamayacağını bildiği” Erzurum Kongresi tarihi bir dönemeçti. Erzurum Kongresi’nin 106. yıl dönümü olan bugünlerde son derece kritik bir tarihsel süreçten geçiyoruz. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kürt Özgürlük Hareketi adına kendi deyimiyle norm devlet ile yürüttüğü görüşmeler, gelecek yüzyılı belirleyecek nitelikte. Bugün Öcalan ile masaya oturan iradenin, muhatabı konusunda Mustafa Kemal’in düştüğü yanılgıya düşmemesi gerekir. “Erzincanlı bir Nakşî Şeyhi ve Mutkili bir aşiret başkanı”ndan günümüze Kürt varlığı, ne yok edilebilmiştir ne de bastırılabilmiştir. Aksine Abdullah Öcalan önderliğinde bugün kadın özgürlükçü ekolojik toplum hedefli bir örgütlülük olarak tarih sahnesindeki yerindedir.