Mayıs ayı boyunca Kürdistan Bölgesinde halk, maaşların yetersizliği, elektrik, yakın zamanda beklenen yaz sıcağı, seçim sonuçları, Bağdat ve KBY (Kürdistan Bölgesel Yönetimi) arasındaki anlaşmazlık ve yaygın eşitsizlik ve yolsuzluklardan endişe duyuyordu. Halk, DAİŞ (IŞİD)’ı ve onların başka yerlerdeki sözde ‘barbarca’ eylemlerini duyuyordu, fakat bu hala kaygı verici olmaktan uzaktı. Haziran ve Temmuz’daki olaylar ve şimdi Şengal ve Zumar’da açığa çıkanlar, halkı ve KBY’yi yöneten otoriteleri derin bir uykudan uyandırdı. Bir arkadaş bunu “Ema la gewy gada nustboyn” “Biz bir boğanın kulağının içinde uyuyorduk” diye açıklıyor. 

Bazılarımızın “Neoliberal mevcudiyet” olarak bahsettiğimiz ve başkalarının “diğer Irak” olarak etiketlediği, KBY’yi kontrol eden yönetici elit içindeki sayıları artan yeni zenginler servetlerini biriktirmekle meşgul olmasına rağmen herkes de bir boğanın kulağında uyumuyor. Birçok isimle adlandırılan (Yarı Otonom Bölge, Görünüşte Devlet, Kürdistan Bölgesi, Kuzey Irak, Irak Kürdistanı, Güney Kürdistan veya diğer Irak) bu küçük bölgede yaşayan ve çalışan biz, korkularını ifade eden seslerin çokluğunu duyurmaya çalışıyoruz. Olmuş ve hala mevcut olan birçok çözülmemiş mesele, çatışmalar ve eşitsizlikler -hem Irak hem KBY içinde- karmaşık gerçeklerle üstü kapatılarak örtbas ediliyor. 


Halkın yüzleştiği tek problem!

Bu bölgede yaşayan bizler için günlük deneyimler, bize medyada dolaşan ve yöneten kesim tarafından duyurulanlarla örtüşmeyen gerçekleri ve söylemleri sunuyor. KBY genellikle, Irak ve Ortadoğu’daki diğer yerlerin aksine, güvenli bir bölge gibi tarif ediliyor. Demokratikçe işleyen sistemi, ‘patlayan ekonomi’si, iyi bir insan hakları kaydı - eğitimli Peşmerge güçleri ile birlikte- ve, unutmamak gerekir ki, dış yatırımı ve dostane uluslararası ilişkileriyle iyi bir sığınak. Bu DAİŞ’ın (IŞİD) yağmalamalarından önceki hikaye idi. Bu makalenin amacı ne olduğu ve nasıl olduğu değil, onun yerine bu yeni fenomenin günlük deneyimlerdeki etkisini ve hangi şekillerde halkın korkuya kapıldığını ve bu konunun konuşulduğunu değerlendirmektir.

Hatırlanmalıdır ki, DAİŞ bugün halkın yüzleştiği tek problem - şu an için en önemlisi olsa da- değildir. Irak hükümetinin bütçe kesintileri (KBY alternatif bulmakta başarısız olduğundan), benzin kıtlığı, yolsuzluk ve yaygın eşitsizlikler, bölgeler üzerindeki yerel parti anlaşmazlıkları, bütçe ve liderlik ve benzerleri KBY’deki insanların günlük geçimlerini direk olarak etkilenmektedir. Bunlar sadece insanların günlük yaşantılarında karşı karşıya geldiği problemler denizindeki bir damladır. Belirsizlik ve yönetici Kürt bünyeye, Irak hükümeti ve komşu ülkelere güven eksikliği, ve insanların değer verdiği (Kürdistan Bölgesi)’ni kaybetme korkusu her zaman halkların en temel endişesi olmuştur ki bu, bölgede yaşayan Kürtler ve Kürt olmayanların geçmişte karşılaştığı sayısız kabusla ve gelecek için duyduğu şüpheyle ilintilidir.


Suçlama oyunu

En başından başlamak gerekirse DAİŞ’i (IŞİD) kuruluşuna ve diğer yerel, bölgesel ve uluslararası grupların onlara yardıma dahil olmasına - bu konuyu uzmanlara bırakarak- dönmek gerekmektedir. DAİŞ’in kuruluşundaki iç ve dış faktörler ve dahil olan faklı aktörlerin çıkar(lar)ı açıktır - bu karmaşık konuya girmek gibi bir niyetim yok. Benzer bir şekilde, IŞİD için kapıyı aralayan ulusal (Irak) hatalar sayısız ve bu yazı için ele alınması çok karmaşıktır. Kısaca burnumu sokmak istediğim KBY’deki karanlık yerel durum. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Hükümeti geçen yirmi yıldır yerel ortamda varolan birçok problemi ihmal etmiş ve insanlar için sayısız diğer zorluklar yaratmıştır.

Kürdistan Bölgesi’nde, suç sonunda iki iktidar partisi KDP ve YNK’nin ve düşük bir derecede Goran (Değişim) partisi ve hükümetteki diğerlerinin üstüne kalacak. Bu partilerin, politik olarak- taraflı medya kanalları, basım kaynakları ve sosyal ağları ile birlikte halkın duygu ve eylemlerine direk bir etkisi vardır - geçmişte de şu anda da. Çoğu insan IŞİD canavarından korkuyor ve Peşmerge’ye her şey için güvenme durumunda bırakılıyor. “Biz savaş alanlarındaki Peşmerge kardeşlerimize teşekkür ediyoruz.” “Eğer bu cephe hattındaki oğullarımız için olmasaydı, bu kadar mutlu olamazdım.” Bunun gibi birçok ifade farklı medya kanallarında günlük olarak yayınlanıyor. Bizim duymadığımızsa, onyıllardır Peşmergelerin karşılaştığı problemler. Onlar hazırlıklı değiller ve IŞİD gibi -Irak ordusunun, daha iyi silahları ve eğitimiyle savaşamadığı- bir güçle karşılaşmaya muktedir değiller. Herkes, Haziran’da Irak ordusunun başına gelenlerin Peşmerge’nin başına gelmeyeceğini savundu. Peşmerge güçlerinin Kürdistan Bölgesi’nde farklı bölgelerde aynı zorluklarla karşılaşan ve zor şartlar altında yaşayan sıradan insanlar olduğunu bilen bazılarımızsa aksini savundu.


Hayatların arka planı

“Biz sürekli korkuyorduk ki gecelerce uyuyamadığımız oluyordu. Sürekli bize DAİŞ’in kafalarımızı keseceğini söylediler. Hiçbirimize merhamet göstermeyecekler. Ben kimseyle mücadele edemem, kasettiğim, ölümden korkmayan ve savaşmak ve ölmek yerine yaşamayı istemeyen hiçkimseyle hiç bir yerde mücadele edemem,” - ailesiyle kısa bir arada olan bir Peşmerge ile yaptığım görüşme. İki genç çocuğu ve Garmiyan bölgesinde uzak bir köyde sıcak ve fakirlikle yaşayan eşiyle zamanını geçirirken, yaşamaya devam etmek için geçim sıkıntısına rağmen kaçma isteğini kolayca görebildim. Kürdistan adına öldürülürse kim onu hatırlayacak ve karısına ve çocuklarına ne olacak? Bunlar çoğumuzun düşünmemeyi tercih ettiği zor gerçeklikler. Bunun yerine görevlerini terk ettiği ve bizi korumakta başarısız oldukları için bu adamları eleştiriyoruz (burada veya dışarda diasporada evimizin konforunda otururken). 

İnsanların anlayamadıkları Peşmergelerin, ailelerinin ve KBY yönetiminde yaşadıkları hayatların arka planındaki hikayeleri - geçim sıkıntısı, düşük gelirler ve DAİŞ’in gelişinin öncesinin ihmalidir. Şimdi, onların bunaltıcı yaz sıcağında, az yiyecek ve suyla süpermen olmaları, evdeki sevdiklerini unutmaları ve savaşmaları ve  geri kalan bizler için öldürülmeleri bekleniyor.

Söz konusu zorluklara rağmen, bu Peşmerge savaşçılar IŞİD hakkındaki korkutucu hikayeleri dinliyor ve izliyor.  Neden her gün bizi korkutuyorlar? Krizler, tehlikeler ve yerel nüfusun ‘bizi meşgul etmek’ olarak tanımlandığı ‘yeni senaryo’lar her zaman olmuştur. ‘Ötekiler’ korkusu KBY’nin en başarılı aracı olmuştur. İnsanlar ne zaman yolsuzluklardan ve eşitsizliklerden şikayet edecek olsa - onlar “düşmanlarımızı mutlu etmeyin” diyecekler. Ne zaman insanlar temel ihtiyaçların eksikliğini protesto edecek olsa, şimdiki maaşların yetersizliği ile ilgili gösteriler gibi (geçen yedi ayda Maliki hükümeti KBY’ye bütçenin yüzde 17’sini göndermeyi durdurdu ve insanlar aydan aya gecikmiş maaşları alıyorlar) - Bağdat hükümetini paranın eksikliği için ve insanları şikayet ettikleri için suçladılar. Şimdi, herkesin IŞİD’e karşı birlik olmasını ve diğer herşeyin görmezden gelinmesini söylüyorlar. İnsanları vatansever olmamakla ve “Peşmerge kardeşleri savaşta çatışırken bencil olmakla eleştiriyorlar”. Bu arada, halk yaşamlarını hala ağır yüklerle yaşamak zorunda. İktidar partileri insanları körce söyledikleri her şeye inanmaya zorluyor ve, belli bir dereceye kadar, başarılı oluyorlar.


IŞİD ‘korkusu’yla yaşamak...

Bugün, kiminle karşılaşırsanız -ailenin en küçük üyesinden, en yaşlı çarşıdaki dükkan sahibine, muhtemelen bir ömürde dayanabileceği herşeyi şimdiden görmüş anneye- DAİŞ’ten konuşuyor ve kaygılarını gizlemiyorlar. “Ben de savaşmak zorunda mıyım? Nasıl? Kimseyi vurmak istemiyorum!” diye sordu altı yaşında kafası karışmış bir kız çocuğu. Annesi onu, DAİŞ hakkında endişe etmemesini onların şimdilik “bizden çok uzak” oldukları söyleyerek ikna etti. “Bu suçlular kendilerini ne çeşit bir Müslüman olarak tanımlıyorlar? Kim öldürür, tecavüz eder ve kutsal türbeleri bu şekilde yok eder? Gerçekten bu insanlar Müslüman değil, onların insan olduklarını bile düşünmüyorum,” yaşlı bir esnaf televizyonda bağırıyor. Yaşlılar hiç bir zaman bu kadar tehlikeli bir düşmanla -insanlar, mekanlar, inanışlar veya gelenekler için merhameti olmayan kişiler- karşı karşıya kalmadıklarını iddia ediyorlar. IŞİD, burada genellikle halkın “kültür ve tarihi yok ettiğini” iddia ettiği Genghis Khan’ın işgalci güçleriyle kıyaslanıyor.

Bugün Irak ve Kürt Bölgesi boyunca şehirlerde ve kasabalarda etnik yapı ve milliyetçiliğin korkutucu algısı da giderek güçleniyor. Sınırlarımızdaki düşman korkusu halkı daha hassas ve empati yapamayacak hale getiriyor. “Bütün Arapları bu bölgeden dışarı atın”, “Bizim kendimiz için yiyecek hiç bir şeyimiz yok neden bu kadar çok mülteci kabul ediyoruz”, “Onları uzaklara götürüp kamplara koymalılar”: sürekli artan mülteci sayısına yönelik bazı tepkiler DAİŞ’in ele geçirdiği şehirlerden geliyor. Bütün Kürtler bu algıları taşımamasına rağmen, bütün çevrelerden Kürdistan Bölgesine gelen yerinden edilmiş insanların sayısının artmasıyla bu algılar yükselişte. Eğer oradaki zaten zor durumu anımsarsak, bu davranışların kökenleri ortaya çıkarılmış olabilir. Bu uç görüşlere karşı olan diğer insanlar, bu düşüncelerin tehlikeli bir Kürt ulusal söylemi - Kürtlerin ve diğer azınlıkların kurban oldukları bölgelerde varolan etnik milliyetçilik söylemine benzer- geliştirebileceğinden korkuyorlar. 

“Biz bir zamanlar mülteci olduğumuzu, korunmak için diğer halkların mekanlarına kaçtığımızı unuttuk mu? Bir zamanlar, toplu katliam ve etnik temizliğe maruz kaldığımızı da mı unuttuk?” Bazıları tartışabilir veya endişelerini basında veya televizyonda dile getirebilir. NRT Kanalındaki (Patriport) popüler komedi programı, güncel durumu tartışan Kürtler ve Araplar üzerine bir bölüm düzenledi. Uzun süreli tartışma ve insanlar tarafından iki adam için (iki etnik grup) yapılan lehte ve aleyte kurgusal çağrılardan sonra - programı iki adamın birbirine sarılması ve Kürtler ve Arapların her zaman bir ailenin üyeleri gibi, kardeş gibi yaşamalarını savunarak ve halkın sakinleşip birbirini desteklemesini söyleyerek bitirdi. Böyle zor zamanlarda bir hoşgeldin işareti.


Belirsizlik zamanlarında uyuşmazlık

Her zamanki gibi, nüfus içinde uyuşmaz sesler bulunabilir, ve Süleymaniye şehrinde ve çevreleyen alanlarda bu sesler çok yüksek olabilir. “Neden bizim oğullarımızın ve kızlarımızın çoğu öldürüldü ve kim için? 23 yıllık Kürt yönetiminden ne kazandık?” Bazıları bu şekilde düşünüyor, günümüz tehdidinin etkisini inkar etmeyerek, fakat iki partinin sadece fakirlerin çocuklarını cephe hattına sürdüğünü de bilerek. Sonrasında yalnızca kendileri ‘barış ve refah’tan yararlanacak. Diğerleri geçen yirmi yılda Peşmerge güçlerine dikkat etmediği ve bölgeye yönelik ciddi bir tehlikeyi göz ardı ettiği -halkı, çevreyi ve yerel ekonomiyi de ihmal ettiği gibi- için KBY’nin başarısızlığa uğradığını savunuyor. “Ulusal savunma sistemi yaratmak yerine daha fazla köşk inşaa etmek ve banka hesaplarını doldurmak için AVM inşaatı ve petrolün illegal satışıyla çok meşgullerdi.” 

Bu haftanın olaylarından ve Şengal ve Zumar ve çevre köylerin ele geçirilmesinden sonra, daha çok insan dışarı çıkıp öfkelerini dile getiriyor. Bir PKK gerillasıyla son bir konuşmamızda, “Geçen 20 yılda burada KBY’deki iki iktidar partisi bizi yabancılaştırdı, üyelerimizi daha verimli iş anlaşmaları için öldürdü ve Türk hükümetine sattı. Kürt halkının birliğini önemsemiyorlar ve KBY’deki Kürt nüfusunun refahını ihmal ettiler. Onlar dış pazar yaratmayı önemsediler” dedi. Geçen iki gün, suistimalin sonuçlarını gördük. Peşmerge savaşçıları, yetersiz bir eğitimden, iktidardaki zengin elitler için savaşmak için çok kızgın ve aç olmalarından, savaşmak için korkmalarından kaynaklı veya bilinmeyen, nedeni her ne ise, Kürt alanları Şengal ve Zumar’ı terk ettiler - binlerce Êzîdî’yi çevreleyen dağlara kaçmaya, işkenceye, kaçırılmaya ve öldürülmeye terkederek.


Ve yarın?

Şimdi Êzîdîler dağlarda yardım istiyorlar, eksik temel ihtiyaçlar hiç birimizin aklından çıkmıyor. IŞİD kontrolü altındaki kasaba ve köylerde yakalanan diğerlerinin yanı sıra, onların kaderi, antik türbeleriyle birlikte, KBY’nin kusurlarının diğer bir hatırlatıcısı. Musul’a komşu diğer şehir, kasaba ve köylerde IŞİD’in üstesinden gelmek zorunda olanların yanı sıra Kürdistan’ın her yerinden sıradan insanlar Êzîdî kardeşlerinin kaybı için yas tutuyorlar. Ne yanlış gidiyor? Nasıl Peşmerge en savunmasız gruplardan biri, Êzîdîleri terk etti? Eğer IŞİD daha da ilerlerse Kürdistan Bölgesinin geri kalanına ne olur? Bunlar insanların aklındaki sorular. Birçok insan umudunu aşağı inip Peşmerge güçlerinin kasabaları ve insanları kurtarma teşebbüsüne yardım eden PKK ve YPG savaşçılarına bağladı. “Kimse PKK savaşçılarının gücünü ve ihtiyatını rededemez ve yalnızca onlar Peşmerge kardeşlerine yardım edebilir” diye açıklıyor Kandil Dağı’ndaki savaşçılar hakkında çalışan ve yazan bir gazeteci. Hepimiz sabırlı bir şekilde izliyor ve bekliyoruz ve en iyisini umut ediyoruz. 

Eğer bu bölgeye gelirseniz ve belirsizlik hayatını yaşayan ve deneyimleyen yerel halka bakacak olursanız, eğer oturur ve şimdiki durum hakkında ne düşündüklerini sorarsanız, birçok farklı anlatı duyacaksınız. Hiç bir şey kesin görünmüyor ve hiç bir şey net değil. Bu küçük politik birliğin, nasıl adlandırmak istiyorsanız öyle, geleceği kendi halkının günlük yaşamı kadar belirsiz durumda. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) yöneticilerine eleştiri, Irak hükümeti ve komşu ülkelerin eleştirisiyle birlikte günlük temelde artıyor. Bu bölgenin tarihi, geçmişi ve bugünü insanları gelecek ile ilgili her zaman şüphede bırakıyor. Alandaki insanlar paylaşacak birçok karmaşık hikayeye sahip ve öfkelerini seslendirmekten korkmuyorlar - işgalci ordunun kapılarına yakın olduğu bir zamanda bile. 

Tekrar söylemek gerekirse, bu bölgedeki bütün etnik ve dinsel çevrelerden halklar, onların arasında Kürtler, başka bir tehditle karşı karşıya ve onların tarihleri ve varlıkları tehlike altında. Durumun ciddiyetine rağmen, halk hala umutlu, Kürtler ve Kürt olmayanların, Müslümanlar ve Müslüman olmayanların, zengin ve fakirin birbirine yardımıyla, birbirini suçlamak yerine, bölünmenin eşiğindeki bu bölgede “öteki” veya diğerlerini yabancılaştıran ve “öteki-leştiren”i terk ederek, birlikte bu tehlikenin üstesinden gelinebilir. Biz ayrıca umuyoruz ki bu güncel gelişmeler KBY’yi, bütün herkesi yerine besiye çekilmiş yeni-boğanın kulağındaki uykusundan uyandıracak. Şu an o sıkıntıda ve tekrar dağlara koşmak için çok şişman. Fakat hala umut var mı? 


SHENAH ABDULLAH*


* The Kurdistan Tribune Editörü (6 Ağustos 2014) tarafından yazıldı.

Shenah Abdullah; sosyal antropoloji eğitmeni ve araştırmacı, Güney Kürdistan-Süleymaniye’de yaşıyor.