Milletvekilleri Ahmet Türk ile Ayla Akat’ın Perşembe günü İmralı’ya giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüştükleri açıklanmış bulunuyor. Henüz içeriği hakkında herhangi bir açıklama yapılmış olmasa da, görüşmenin yapıldığının açıklanmış olması bile önemli. Zaten bir süredir basında da yaygınca işleniyordu. Önder Abdullah Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan ile Kasım ayında yaptığı son görüşmede, “Eğer dış güçler engellemezse birkaç hafta içinde bazı gelişmelerin olabileceğini” belirtmişti. Başbakan Tayyip Erdoğan da “Görüşmelerin yapıldığını” basına açıklamıştı.
Şimdi herkes bu konuyu tartışıyor. Görüşmenin içeriği hakkında basına açıklama yapılması sabırsızlıkla bekleniyor. Senaryo üzerine senaryo üretiliyor. Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve yaşanan savaşın Türkiye’yi devlet ve toplumuyla son derece zorladığı anlaşılıyor. Yeni demokratik Türkiye’nin nabzı İmralı’da atıyor. Umarız hayırlara vesile olur, ağırlaşmış sorunların demokratik çözümü bu temelde gerçekleşir.
Bu yeni görüşmenin eski İmralı ve Oslo görüşmelerinden ilk ve gözle görülen farkı, kamuoyuna açık yapılıyor olmasıdır. Zaten olması gereken de budur. Çünkü sorun birkaç kişinin ya da örgütün değil, herkesin sorunudur. Dolayısıyla çözümün başarılması için herkesin katılması şarttır. Bu da açıklık ve tartışma gerektirir. Görüşmelerde şeffaflık daha sonuç alıcı olur. Görüşmelerin bu anlamda kamuoyuna açıklanarak yapılması yararlı olmuştur. Başbakan Tayyip Erdoğan “Devletin İmralı’da görüşmeler yaptığını” açıklarken, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da “Milletvekillerinin görüşme yaptığını” açıklamıştır.
Devlet, avukatlar ve kardeşleri dışında ondört yıldır İmralı’ya giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşen ilk kişiler Ahmet Türk ile Ayla Akat olmuştur. Kendileri açısından olayın tarihiliği yanında, İmralı sisteminin aşılmışlığı ve anlamsızlığı açısından da bu olay çok önemlidir. Artık İmralı sisteminin bir özgünlüğü ve anlamı kalmamıştır. Kürt halkının özgürlük için ondört yıldır yürüttüğü kahramanca direniş İmralı sisteminin zırhtan duvarlarını parçalamıştır. Kürt Halk Önderi’ni bugün iki milletvekili görmüştür, inşallah pek yakında da tüm halk görür.
Bu vesileyle görüşmelere yeniden başlanmış olmasını da değerlendirmek gerekir. Bu yeniden başlangıç nasıl yapıldı? Çok açık ki, AKP Hükümeti, tıpkı kendinden önceki hükümetler gibi, PKK’yi bitiremeyeceğini anladı ve tekrar görüşmelere başladı. Demekki 2011’de görüşme masasını terk eden de AKP’ydi. 12 Haziran 2011 seçimlerinde aldığı yaklaşık yüzde ellilik oy oranına dayanarak “PKK’yi bitirme” hesabı yapmıştı. Geçen birbuçuk yıllık sert mücadele, bunun mümkün olmayacağını AKP’ye de öğretti. Sonunda tekrar masaya döndü ve görüşmeler de yeniden başladı. Demekki PKK hep masadaydı, hiç masadan kalkmamıştı. Bu açıdan “Görüşmeleri PKK sona erdirdi” diyenler çok haksız bir propagandanın aleti oldular.
Görüşmelerin başlamış olduğu duyurulsa da, sokağa ve basına hakim olan hava pek de iç açıcı değil. Daha doğrusu pek “Çözüm için görüşme yapıldığı” havasını yansıtmıyor. Belliki bazı faşist çevreler ciddi biçimde rahatsız olmuş görünüyor. Sokakların pek çoğunda Kürtlere hakaret ve linç girişimleri devam ediyor. Bazı gazete ve televizyonlar ise şovenizm zehrini kusmayı sürdürüyor. Görüşmelerin “Kürt sorununun çözümü için değil de PKK’nin bitirilmesi için yapıldığını” ısrarla belirtmeye çalışanlar var. Böyleleri belliki Kürtlerde tepki yaratıp görüşmeleri sabote etmek istiyorlar. Yani Kürt sorununun çözümünden değil, savaşın derinleşmesinden yanalar.
Bazı basın-yayın organları gerçekten çok olumsuz rol oynuyorlar. Bunların neye ve kime hizmet ettiklerini anlamak çok zor. Böyleleri, söz konusu PKK olunca her şeyi söyleme hakkını kendilerinde buluyorlar. Her türlü küfür ve hakareti rahatlıkla yapabiliyorlar. Halbuki Kürtlerin ezici çoğunluğu PKK için söylenenleri kendileri için söylenmiş sayıyorlar. Bu zihniyet, üslûp ve tutum çözüm önündeki en büyük engeldir. Güya İmralı’da “PKK’nin tasfiyesi” tartışılıyormuş! “Nasıl silahsızlandırılacağı” üzerinde duruluyormuş! Bu yaklaşım çözüme hizmet eden yaklaşım değil, psikolojik savaşı tırmandıran yaklaşımdır.
Denebilir ki, özgürlük var, herkes düşüncesini söyler! Evet, basın için bu geçerli olabilir. Fakat sorunu çözmek için İmralı’da görüşme yaptığını söyleyen siyaset ne güne duruyor? Böyle ağır bir toplumsal sorunun çözümü için, ortamın ve toplumun yönlendirilmesi gerekmiyor mu? Oysa görüşmeleri yapan AKP yönetimi bu konuda susuyor. Ciddi bir planının ve hazırlığının olmadığı görünüyor.
AKP onbir yıldır iktidar partisidir. Türkiye’nin en ağır sorununun Kürt sorunu olduğunu öğrendiği gibi, Kürt sorununun da ne kadar zor ve karmaşık bir sorun olduğunu da öğrenmiştir. Böyle ağır bir sorunu çözebilmek için çok büyük bir ciddiyet, sorumluluk ve cesaret gerektiğini de iyi kavramıştır. Bunlar olmadan ve risk içeren yoğun bir çaba içine girmeden Kürt sorununu çözemeyeceğini iyi biliyordur. O halde AKP yönetiminin tutum ve yaklaşımının bu çerçevede olması gerekir. Eğer gerçekten Kürt sorununu çözmek istiyorsa böyle yaklaşması şarttır. Yok eğer AKP, yine oyalama ve oyun oynama peşindeyse, o zaman bu girişim AKP’nin sonu olur. Çünkü toplumun AKP’ye vereceği kredi artık kalmamıştır. PKK’yi bitirmesi mümkün olmadığını da herkesten çok AKP görmüş ve öğrenmiştir.
Görüşmeler konusunda en az AKP yönetimi kadar demokratik güçler de duyarlı olmak durumundadır. Çünkü sorun ne PKK’nin, ne de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kişisel sorunudur. Sorun Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü sorunudur ki, bu da herkesi, tüm toplumu ilgilendiriyor. Bu nedenle tüm toplumsal kesimler, başta kadınlar, gençler ve emekçiler olmak üzere toplumun bütün kesimleri ve etnik gruplar görüşlerini oluşturarak sürece aktif katılım göstermek durumundadır. Özellikle toplumun duyarlı ve örgütlü güçleri olarak aydınlar, sanatçılar, HDK, sivil toplum örgütleri mevcut demokratikleşme sürecinde rollerini oynamalıdır.
İşte yeni bir anayasa hazırlamak için çalışılmaktadır. Anayasa bir toplumsal sözleşme demektir. Bütün toplumsal kesimler, kendi dışındakileri de gözetme temelinde nasıl bir toplumsal düzende yaşamak istediğini ortaya koyup aktif katılımcı olmalıdır ki, gerçekten demokratik ve kapsayıcı bir toplumsal sözleşme ortaya çıksın. Kısaca demokratik yeniden yapılanma için oluşan bu fırsatları iyi değerlendirmek gerekir.
Kürtlere gelince, mevcut süreçte en çok onların duyarlı olması gerektiği açıktır. AKP’yi yeniden İmralı’ya götüren ve Önder Abdullah Öcalan’la görüşmek zorunda bırakan güç Kürt halkının topyekûn özgürlük direnişidir. 12 Haziran seçiminden sonra, özellikle de 2012 yılı direnişi olmasaydı, AKP’nin böyle görüşmeye yönelmesi mümkün değildi. Bu nedenle, mevcut gelişmenin kahramanlık çizgisindeki büyük direnişle yaratıldığı ortadadır. Bu büyük direnişin kahraman şehitlerini her zaman saygıyla ve minnetle anmak gerekir.
Diğer yandan, bazı gelişmeler yaratılmıştır, AKP görüşmeye mecbur bırakılmıştır denip de durmak olmaz. Mücadeleyi kesintisiz sürdürmek ve tam sonuca ulaşmayı başarmak gerekir. Kaldıki AKP hile ve oyun da yapabilir. Nitekim geçen süreçte bu tür yaklaşımları çok göstermiştir. Mevcut görüşmeleri PKK’nin tasfiyesinde kullanmak isteyebilir. Kürtleri zayıf görürse böyle yapmak isteyeceği tartışmasızdır. O halde, bir yandan görüşmeleri de önemli bir siyasal mücadele olarak görüp tam bir sonuca gitmeye çalışırken, diğer yandan da AKP’nin olası hile ve oyunlarına karşı da son derece duyarlı ve tedbirli olmak gerekir.
Bütün bunlar temelinde bütünlüklü ve aktif bir demokratik mücadele yürütülürse, içine girilmekte olduğumuz yeni süreçten demokratik güçler başarıyla çıkabilir!..