Kürtler, 15 Ağustos Atılımı’nın 30. yıldönümüne Rojava başta olmak üzere Kürdistan’ın dört parçasında gündemi belirleyen, Ortadoğu’nun en güçlü hareketi olarak giriyor. Dağda, şehirde, zindanda inkarcı, imhacı, asimilasyonist sisteme karşı savaşan bir halk gerçeğine ulaşan Kürtler şimdi devrim coşkusunu yaşıyor.

Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlayan 15 Ağustos Atılımı’nın 30. yıldönümünde Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan toplumsal değişim ve dönüşümü değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, 15 Ağustos hamlesinin yeni bir aşamaya ulaştığını belirtti.
‘’15 Ağustos’un yarattığı gelişmeler Kürtleri şu anda Ortadoğu’nun en belirleyici gücü haline getirdi. Bugün Özgürlük Hareketi’nin ve gerillanın Ortadoğu’daki sorunlu alanlara müdahalesi 15 Ağustos tarihi hamlesinin yeni bir aşamaya ulaşmasıdır” diyen Bayık, bugünkü Ortadoğu gerçeği karşısında Kürtler açısından gerilla öneminden hiçbir şey kaybetmediğini ve daha da önem kazandığına dikkat çekti. Şengal’da yaşanan gerçeğin gerillanın, öz savunmanın ne kadar hayati olduğunu gözler önüne serdiğini vurgulayan Bayık, Kürtlerin yürüttüğü mücadelenin bir meşru savunma mücadelesi olduğunu vurguladı.
ANF’ye konuşan Cemil Bayık, Komutan Mahsum Korkmaz (Agit) öncülüğünde başlatılan 15 Ağustos’un yarattığı gelişmelerin Kürtleri şu anda Ortadoğu’nun en belirleyici, en canlı ve dinamik gücü haline getirdiğini ifade etti.
Mahsum Korkmaz şahsında, yaşamını yitiren Özgürlük Mücadelesinin militanlarını adayan Bayık, ‘’Kürt halkı ne kazandıysa bu şehitlerin sayesinde kazandı. Değerler, özgürlük ve yaşam şehitlerle yaratılmıştır. Her şeyi şehitlerimizle kazandığımız için şehitlere borçluyuz ve şehitlerin ölümsüz kılınması gerekiyor’’ dedi.

15 Ağustos Atılımı’nın hareketiniz açısından önemi nedir, neden diriliş olarak tanımlıyorsunuz?

Kürtler yok olmanın eşiğine getirilmişti. Dış dünya, çıkarları gereği Kürtleri kurban etmişti; Ortadoğu’daki siyasi güçler de ulus-devlet zihniyetiyle Kürtleri yok etmeyi hedefliyordu. Ama en kötüsü Kürtler kendilerinden kaçıyorlardı. İşte Önder Apo, Kürdün bu durumuna müdahalede bulundu. 15 Ağustos, bu müdahalenin zirveleşmesidir. Bu müdahale ile Kürtler ölüm döşeğinden çıkarıldı, özgürlüğü için savaşan bir halk haline getirildi. 15 Ağustos tarihi atılımı ile bir dönem Kürtler açısından kapatıldı, yeni bir dönem açıldı. 15 Ağustos atılımı her şeyden önce inkar ve imha siyasetiyle yaşanamayacağının ilanıdır. Hem hareketimiz hem Kürt halkı açısından 15 Ağustos bir miladı ifade ediyor. 15 Ağustos atılımıyla artık mücadele eden bir halk dönemini başlatıyor.
12 Eylül rejimi Türkiye ve Kürdistan halkları üzerinden adeta silindir gibi ezip geçiyordu. Diyarbakır Zindanı PKK ve Kürtler için bir beton mezara dönüştürülmek isteniyordu. 12 Eylül faşist rejimi ilk darbeyi Diyarbakır Zindanı’nda aldı.
Elbette ki 15 Ağustos tarihi atılımı kolay gelişmedi. Maraş katliamıyla Kürt toplumuna “PKK’yi desteklemeyin, desteklerseniz Maraş’taki gibi yaparız” mesajı verilmişti. Önder Apo tehlikeyi gördü ve yurtdışına çıktı. Ortadoğu’da bu kadroyu, askeri, siyasi, ideolojik, örgütsel açıdan eğiterek donattı. Hareketi yeniden toparlayıp mücadele eder hale getirdi. İlk önce Botan’da başlatılan ve yerleştirilen gerilla, adım adım tüm Kürdistan’a yayıldı.

15 Ağustos Atılımı denince akla ilk gelen isim Kürt Özgürlük Hareketi’nin öncülerinden Mahsum Korkmaz’dır. Mahsum Korkmaz’ın 15 Ağustos atılımının planlanması ve uygulanmasındaki rolü neydi?

15 Ağustos tarihi atılımını ideolojik, siyasal, örgütsel, askeri, kültürel ve militan olarak bütün yönleriyle hazırlayan Önder Apo’dur. Mahsum Korkmaz arkadaş Önder Apo’nun bu hazırlıklarını pratik planlamaya kavuşturmaya çalışan ve en iyi uygulamaya koyan bir arkadaştı. Diyebilirim ki Önderliğin ne yapmak istediğini anlayan ve anladığı oranda da bunu yaşama geçirmek için büyük çaba gösteren bir arkadaştı. Bu nedenle 15 Ağustos denince hemen akla Mahsum Korkmaz arkadaş gelmektedir. Çünkü bizzat 15 Ağustos’u pratikleştirendir. Eruh baskınının komutanı Mahsum Korkmaz’dır. Eylemi planlamış ve uygulamıştır. 15 Ağustos’un hem komutanı hem eylemcisidir. Bizzat kendisi oradaki birlikle birlikte Eruh’a girmiş ve ele geçirmiştir. Doğrudan öncülük etmiş, birliğinin başında şehre girmiş, eylemi bizzat kendisi gerçekleştirmiştir. Onun için Eruh diğer planlanan baskınlardan daha başarılı olmuştur. Bu başarı Mahsum Korkmaz arkadaşa aittir. Onun için Mahsun Korkmaz büyük bir yürektir. O bir toplumu, insanlığı, onun değerlerini beyninde, yüreğinde bütünleştiren bir arkadaştır.

15 Ağustos atılımının hedefleri seçilirken ne gibi faktörler hesaba katıldı, Şemzinan, Eruh ve Çatak’ın seçilmesinin nedenleri nelerdi?

Buralarda belli çalışmalarımız vardı. Belki de en çok çalışmalarımızın olduğu alanlardı. Bu alanlar seçilerek 15 Ağustos atılımının uluslararası kamuoyuna güçlü yansıması amaçlandı. Sadece sınırda olacak eylem yanlış yorumlanabilirdi. Bu nedenle birbirine uzak ve iki tanesi içlerde olan hedefler seçildi. Çünkü bir ilçe ya da bitişik ilçeler olsaydı Türk devleti bunun kamuoyuna yansımasını önleyebilirdi. Ayrı ayrı ilçeler olursa, ayrı ayrı alanlardan seçilirse bu eylemlerin kamuoyuna duyurulmasını önlemek çok zor olurdu. Eruh baskını tüm yönleriyle amacına ulaştı, tam başarılı oldu. Şemdinli tam başarılı olmadı ama yine de önemli ölçüde sonuçları olan bir eylem oldu. Çatak’a ise hiç girilmedi. Çatak planlaması boşa çıkarıldı. Çatak gücünün başında Terzi Cemal diye birisinin olması bu planlamanın boşa çıkarılmasının esas nedenidir. Ebubekir denen kişinin de gidip onunla buluşması gerekirdi. Talimatları, bilgileri ulaştırması gerekirdi, planlamayı yapmaları gerekiyordu. Aynı anda Çatak’ın da harekete geçmesi gerekiyordu, fakat bunlar zamanında yapılmadı. Bilinçli mi yapıldı, bilinçsiz mi yapıldı onu da hala bilmiyoruz.

15 Ağustos’ta gerçekleştirilen eylemlerin sonuçlarından ne kadar sonra haberiniz oldu?

15 Ağustos tarihi atılımının hangi günde olacağını zaten önceden biz biliyorduk. Çünkü toplantı yapmıştık, gününü belirlemiştik. Onun için ne zaman nerelerde olabileceğine dair haberim vardı. Tabii ki biz bunu geliştirirken çok gizli tuttuk. Arkadaş yapımız bilmiyordu. O eylemleri gerçekleştirecek birlikler bile son ana kadar bilmiyordu. Komutanları ve yönetimleri biliyordu. Gizlilik esas alındı.

15 Ağustos, 12 Eylül cuntasının kaderini nasıl etki etti?

Her şeyden önemlisi, ölüm döşeğinde olan bir halkı savaşan bir halk düzeyine getirdik. Önder Apo, grubu ilk oluşturduğunda hedef olarak böyle bir halk gerçekliğinin yaratmayı önüne koymuştu. Özgürlüğü için savaşan halk gerçekliği yaratma hedefi gerçekleştirilmiştir. Önder Apo, bu konum şimdi de sürdürülmelidir diyor. Çünkü özgürlüğü için savaşan bir halkı hiçbir güç yenemez. Bu, Kürtlerin şahsında da artık ispatlanmıştır. Bu başarıldı. Bugün Ortadoğu’nun en belirleyici mücadele gücü haline geldi. Bugün Ortadoğu’nun en belirleyici Önderi Önder Apo, örgütü de PKK’dir.

HRK’yle başlayan gerilla mücadelesi, ARGK ve sonra da HPG ile gelişti. Bugün Rojava’da YPG, Doğu Kürdistan’da YRK aynı misyonla direnişlerini sürdürüyor. Günümüzde silahlı mücadele Kürt halkı açısından halen 15 Ağustos’un ilk günlerindeki önemini koruyor mu?

Ortadoğu gerçeği dikkate alınırsa Kürtler açısından gerilla öneminden hiçbir şey kaybetmediği gibi bugün daha da önem kazanmıştır. Ortadoğu gerçeğinde kimin silahlı gücü varsa o siyaset yapabiliyor. Ortadoğu’da siyasete yön veren askeri mücadeledir. Belki dünyanın birçok ülkesinde siyaset askerliğe yön veriyor, ama Ortadoğu gerçekliğinde bunun tersi yaşanıyor. Kimin askeri ve mücadelesi varsa o siyaset yapabiliyor, o siyasete yön verebiliyor.
İşte en son Şengal trajedisi bu gerçekliği ortaya koymaktadır. Şengal, farklı kimliğiyle bir demokratik özerkliğe sahip olsaydı, kendi öz savunma gücü bulunsaydı bu duruma düşebilir miydi? Şengal ve Telaffer trajedisi farklı etnik ve dinsel toplulukların demokratik özerklik temelindeki özyönetimlerinin ne kadar gerekli olduğunu gözler önüne sermiştir. Şengal toplumuna dayalı bir öz savunma gücü ve bu öz savunma gücünün yönetim gücü olan demokratik özerklik yönetimi son ferdine kadar direnir ama böyle bir trajedi yaşamazdı. Eğer Şengal’i Şengalliler yönetmiş olsaydı kesinlikle IŞİD saldırıları Şengal’i düşüremezdi. Bu gerçeklik bile toplumların özyönetiminin ve öz savunmasının ne kadar değerli ve anlamlı olduğunu ortaya koymaktadır.

PKK’nin Rojava, Şengal, Maxmur’a müdahalesi yeni bir dönemin başlangıcı mı?

Ortadoğu’da yaşanan kaos, çözümsüzlük ve kördüğüme özgür ve demokratik yaşam kılıcı vuracak güce ulaşmıştır. Kapitalist modernitenin, işbirlikçilerinin ve bunların gübreliğinde büyüyen İslam düşmanı karşıt İslam’ın Ortadoğu’da halklara yaşattığı çıkmaz ve acı 15 Ağustos ruhuyla ortadan kaldırılacaktır. Bugün Özgürlük Hareketi’nin ve gerillanın demokratik ulus ve demokratik özerklik projesiyle Ortadoğu’daki sorunlu alanlarına müdahalesi ve gericiliğe karşı direnişi tüm halklar için özgür ve demokratik yaşamı getirecek bir hamleyi ifade etmektedir. Bu müdahaleler 15 Ağustos tarihi hamlesinin yeni bir aşamaya ulaşmasıdır. 15 Ağustos’un bu yeni hamlesi Kürdistan halkının tüm parçalardaki özgür ve demokratik yaşamına güç vereceği gibi, bütün Ortadoğu halklarının kurtuluşunun da önünü açacaktır. Kürt halkını ve Ortadoğu halklarını özgürlüğe kavuşturacak zihniyet de politika da bugün Kürt halkının elindedir. Kürt halkı bu zihniyeti, direnişi, halkların bir arada yaşamasını esas alan demokratik ulus anlayışıyla Ortadoğu’nun geleceğini belirlemede belirleyici rol oynayacaktır.
Halk olarak da 15 Ağustos tarihi atılımıyla bugünlere geldik, bu güce ulaştık. Bu ruhla yürüyoruz ve yürümeye devam edeceğiz. Bu ruh özgürlük ruhudur, demokrasi ruhudur, eşitlik ruhudur. Bugünün dünya ve bölge koşullarında bu zihniyet ve ruh büyük bir değer ifade etmektedir. Bu ruhu Kürt insanı artık kazanmıştır. Savaşan halk gerçekliğiyle bu ruh tüm Ortadoğu halklarının ruhu haline gelecektir.
Engeller aştık, büyük bedeller verdik ve bütün bunların sonucunda büyük değerler yarattık. Kendimize ait değerler yarattık. Kendimizle insanlığın değerlerini bütünleştirdik ve bu temelde özgürleşmeyi hak ettik. Artık bu hak ettiğimiz özgürlüğü kazanmamız ve yaşamamız gerekir. Beynimizi ve yüreğimizi ayağa kaldırıp mücadeleye her alanda yüklenip özgürlüğü gerçekleştirmemiz gerekiyor. 15 Ağustos’un 30. yıldönümünde yürüyüşümüz bu temeldedir. Bütün kadrolarımızın, savaşçılarımızın ve halkımızın bunu bilerek bulundukları her yerde Önder Apo’nun önlerine koyduğu devrimi gerçekleştirme görev ve sorumluluklarını üstlenmeleri ve bu temelde pratikleşmeleri gerekmektedir.,
Bu temelde bütün halkımızı meydanlara çıkarak 15 Ağustos’un ruhuna uygun biçimde 30. yıldönümünü kutlamaya ve bu temelde 31. yıl yürüyüşünü başlatmaya çağırıyorum.

Yaşam şehitlerle yaratıldı

15 Ağustos’tan bugüne yirmi binden fazla Kürt gerillası hayatını kaybetti. Kürt hareketinin en imkansız koşullarında yaşamlarıyla Kürt halkının geleceğini inşa eden gerillalar bugün nasıl anılmalı? Onların mücadelelerine nasıl sahip çıkılmalı?

Kürt halkı ne kazandıysa bu şehitlerin sayesinde kazandı. Eğer mücadele edilmemiş, bu şehitler verilmemiş olsaydı kesinlikle Kürt halkını hiç kimse ciddiye almazdı, halk olarak bugün yaşayamazdı. Kürdistan’da mücadele yürütülerek, şehitler verilerek büyük değerler yaratılmıştır. Yaşam bununla yaratılmıştır. Kürtlere ait ne varsa bununla yaratılmıştır. Kürt halkı kendini şehitlere borçlu görür ve bu borcunu mücadeleyi geliştirerek öderse özgür ve demokratik yaşama hak kazanır. Şehitlere borcunu böyle ödedikçe kendini daha güçlü kılar, geliştirir ve büyütür. Biz her şeyi bu şehitlerimizle kazandığımız için şehitlerin ölümsüz kılınması gerekiyor. Şehitlerin ölümsüz kılınması demek, onların uğruna mücadele ettiği, şehit düştüğü amaçları gerçekleştirmektir. O zaman şehitler ölümsüzlüğü yakalar. Yani sürekli yaşar ve yaşatılırlar. Şehitlerin layık olduğu da budur, şehitlere ancak böyle layık olunur.
Önder Apo’nun şehitlere bir yaklaşımı vardır, geliştirdiği bir yaklaşım vardır. PKK çizgisini şehitler çizgisi olarak tanımladı. Sürekli her şehidi mücadeleyi geliştirmenin bir halkası haline getirdi, hep bu halkaları birbirine bağlayarak örgütlenmeyi ve mücadeleyi sürekli büyüttü. Şehitlere karşı görev ve sorumluluklarını mücadeleyi büyüterek yerine getirdi. Sürekli şehitler gerçeğinde PKK’yi, PKK militanlarını ve Kürt toplumunu yeniden daha güçlü yaratmaya çalıştı. Giderek şehitler gerçeğinde başka halkları, kültürleri de şehitler gerçeğinde yaratmaya çalıştı. Çünkü şehitler bir halkın mücadele gerekçesidir. Örgütlenme ve mücadeleyi büyütme gerekçesidir. Eğer şehitleri böyle ele alırsanız işte o zaman şehitleri ölümsüz kılabilirsiniz, onların uğruna mücadele ettiği amaçları gerçekleştirebilişiniz ve onları sürekli yaşatabilirsiniz.
Dikkat edilirse eskiden Kürdistan’da Kürtlerin bütün değerleri ayaklar altına alınmıştı, neredeyse Kürtlere ait olan bütün değerlerden Kürtleri, halkları uzaklaştırmışlardı. Önder Apo, “PKK ve 15 Ağustos atılımı buna son vermenin adıdır, bunun hesabını sormanın adıdır” demiştir. Kürt tarihinde her türlü ihanet, suç ve zulüm cezasız bırakılmıştır. Hesap sorulmadığı için de ihanetçiler, zalimler suç işlemekten korkmuyorlardı. Rahatlıkla asimilasyonu, kültürel soykırımı, fiziki soykırımı geliştirebiliyorlardı. Bir gün bunun hesabının sorulabileceğini kimse tahmin etmiyordu. Önder Apo, “PKK demek ihanetin ve suçların cezasız kaldığı tarihe son vermenin adıdır” diyordu. Dolayısıyla ihanete, suçlara, zalimlere, sömürgecilere hesap sorarak geçmişteki tepkisizliğe, her türlü olumsuzlukla yaşamaya müdahale etmenin adıdır PKK.
Bu anlayış ve tutumla hareketimiz bugün yenilmez hale gelmiştir. Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecek bir güce kavuşmuştur. Eğer bugünkü düzeyi kazandıysak, şehitlerin yürüttüğü mücadelenin sonucunda kazandık. Onun için bizim için en büyük değerler bu değerlerdir. Böylesi büyük değerler yaratan bir halk, bir hareket yenilmezdir. Tarihe baktığımızda kendisi için değerler yaratan halklar tarihte yer almış, ama yaratamayanlar tarihten silinip atılmıştır. Eğer bugün Kürtler giderek tarihte onurlu bir yere doğru gidiyorlarsa, bu, şehitlerin yürüttüğü mücadelenin sonucudur.
15 Ağustos’un 30. yıldönümünde bu ruhun yarattığı hareket Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek hale gelmiştir.


 HABER MERKEZİ