KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, AKP hükümetinin savaşta ısrarlı olduğunun anlaşıldığı belirtildi. 

AKP hükümetinin de Kürt sorununda çözüm politikası olmayan tüm hükümetler gibi zorla, şiddetle bastırma ve özel savaş uygulamalarıyla kültürel soykırım politikası yürütüğü belirtilen açıklamada, Türk Başbakan Davutoğlu'nun aylardır dillendirilen görüşleri Mardin’de biraz daha politik dille, yani yürütülen psikolojik savaş diliyle kamuoyuna kardeşlik demagojisini bolca kullanarak sunduğu kaydedildi. Aslında 25 yıldır Kürdistan’la ilgili paket açma gösterilerinden birinin daha yapıldığı; bu paketlerin ismi değişse de amacının değişmediği belirtilen açıklamada, amaç da şöyle ifade edildi: "Kimi sosyal, ekonomik ve kültürel politikalarla Kürtleri özgürlük taleplerinden vazgeçirip kültürel soykırımcı politikalarını engelsiz yürütmektir. Erdoğan’ın her gün tekrarladığı Kürt’ün öz yönetimini reddeden tek devlet, Kürt’ün kimliğini inkar eden tek millet, Kürt’ün yaşadığı Kürdistan coğrafyasını yok sayan tek vatan, Kürt’ün tüm sembollerini reddeden tek bayrak zihniyetiyle saldırılar yapılmakta ve tüm politikalar bu anlayışla pratikleşmektedir. Milli birlik, bütünlük ve kardeşlik dedikleri de Kürt’ü tümden kültürel soykırıma uğratmayı ifade etmektedir. 

Türk Başbakan’ı Ahmet Davutoğlu’nun söyledikleri de Şark Islah Planı'ndan bugüne Kürtler üzerinde uygulanan soykırım politikalarının son halkasıdır. Davutoğlu’nun Mardin’de sunduğu program ve planın özeti, klasik sömürgeci havuç ve kamçı politikalarıyla bazı işbirlikçi ve ajan kesim yaratarak onların üzerinden Kürdistan'daki soykırım politikasını meşrulaştırıp yürütmeyi ifade etmektedir."


Muhataplık meselesi

Eşbaşkanlık, Davutoğlu'nun "Muhatabımız halktır, istişare platformlarıyla birlikte projelerimizi gerçekleştireceğiz" derken şunu kastettiğini vurguladı: "Kastedilen, işbirlikçilere dayalı soykırım politikalarını pratikleştirmek olmaktadır. Halkı muhatap alacağız söylemi; biz Kürtleri bir toplum ve halk olarak muhatap almayız, Kürt halkının diğer halklar gibi siyasi temsilcileri ve önderleri olamaz, kendilerine Kürt halkının temsilcileri ve önderleri diyenler bizim şiddetimiz altında ezilir anlamına gelmektedir."


Şehirlerin yakılıp yıkılması

Eşbaşkanlık, sürekli yeni şehirler ve ilçeler yapacağız demelerinin, bu şehirleri neden yıkıp yaktıklarını ortaya koyduğunu kaydederek, şöyle devam etti: "Kürtlerin yaşadıkları il ve ilçelerdeki toplumsal hafızayı, sosyal ve kültürel yaşamı yerle bir edip halkı devlete bağlı kılan ve kontrolüne sokan uydu kentler yaratmayı hedeflemektedirler. Kürt halkını kendine muhtaç kılan saldırılar yapması bu amaçladır. Kürtleri kültürel soykırımcı sömürgecilik kıskacına bir de bu yolla koymayı amaçlamaktadırlar. Erdoğan, Kürtlerin yaşadığı şehirleri bilerek yakıp yıktıklarını da itiraf etmiştir. Halkın tankla, topla vurularak yerlerinden koparılmasını, 'halk onları yalnızlaştırmak ve devlete yardımcı olmak için mahalleleri terk etmiştir' biçiminde izah etmiştir. Halkın öz yönetim ilan edilen yerlerden koparılarak kendilerine muhtaç kalması için bu saldırıları bilinçli ve planlı yaptıkları anlaşılmıştır."


Diri diri mezara gömme planı

 AKP hükümetinin 1926’da yürürlüğe konan kültürel soykırım amaçlı Şark Islahat Planının güncellenmesine tüm Kürt toplumunun karşı çıkmasını isteyen Eşbaşkanlık, Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı tüm politika ve uygulamaların Kürtleri diri diri mezara gömmek olduğunun görülmesi gerektiğini vurguladı. Türk devleti Kürtleri açlıkla, sıkıntıyla, evsiz barksız bırakmayla tehdit edip şantaj yaparak kendine muhtaç etmek istiyorsa Kürt halkının da onurlu duruşuyla kıt kanaat yaşamasını bilip bu soykırımcı politikalara tutum almasının önemine işaret eden Eşbaşkanlık, açıklamasını şöyle sürdürdü: 

* Kürt halkı hiçbir yerde evini, barkını, mahallesini, ilçesini terk etmemelidir. Kültürel soykırımcı sistemin amacı buysa, o zaman en temel yurtseverlik görevi olarak zorluklar da olsa bulundukları yerde yaşamını sürdürmelidirler. 

* Evini ve mahallelerini TOKİ’ye, müteahhitlere teslim etmemelidir. Türk devletinin bu soykırım amaçlı iskan politikasına karşı direnmelidir. 

* Kürt halkı çocuklarını kültürel soykırım amaçlı hiçbir program, faaliyet ve etkinliğin içine göndermemelidir. 

* Başta kadınlar olmak üzere sosyal danışmanlık adı altında aile ve toplum üzerinde uygulamak istedikleri psikolojik harekatlara karşı çıkmalıdırlar. 

* Tüm bunlar, Kürtlerin kültürel ve sosyal kimyasını bozup soykırıma uğratma amaçlıdır. Kürt halkı “benim nerede ve nasıl yaşayacağıma karışma, devletten ve hükümetten hiçbir şey beklemiyoruz” demelidir. 

* Tüm Kürt halkı varlığına yönelik bir saldırı yapıldığını görmeli, varlığını korumak ve özgürlüğünü kazanmak için her yerde ayağa kalkmalıdır. Sadece Kürdistan'daki halkımız değil, metropollerdeki tüm halkımız, dostlarımız ve demokrasi güçleri de ayağa kalkmalıdır. 

* Tüm Kürt halkı İmralı’da Önder Apo üzerinde uygulanan politikaları, Kürt halkına yönelik inkar ve soykırım politikaları olduğunu bilerek komplonun 18. yılında ayağa kalkarak bu soykırım politikasına karşı mücadeleyi yükseltmelidir. 


BEHDİNAN