Gerçekten de Kürt sorunu hem büyük bir barışa, hem de büyük bir kırılmaya, derin bir kopuşa ve dolayıısyla çok, ama çok kanlı bir savaşa gebedir. Otuz yıldır sürdürülen savaş büyük bir öfke ve kırılmanın yanında, büyük bir içsel çözüm düşünce perspektifini de yaratmıştır.
PKK zaten eskiden beri bu perspektife sahiptir. Devlet de ister istemez böylesi bir perspektife doğru yol alma zorunluluğunu yaşamıştır. Başka çare ve çözüm bulamayınca, Sayın Öclan’la aynı masada oturma gereğini duymuştur. Fakat öyle anlaşılıyor ki devletin temsilcisi olan başbakan Tayyip Erdoğan hem oturmayı düşündüğü masada eğri oturuyor, hem de yanlış konuşuyor. Eğri oturup doğru konuşması gerekirken, ne yazık ki hem doğru oturmuyor hem de son derece yanlış konuşuyor.
Bizce devlet bu yeni konseptte samimi gibi görünmüyor. Şark kurnazlığı ile süreci ucuza atlatarak, kendini çok daha farklı kulvarlara taşımak istiyor. Tarihteki ‘kandırma’, ‘güçten düşürme’, ‘bölme’ ve ‘çembere alarak kırımdan geçirme’ politikasını yenden tekerür ettirmek istiyor.
Başbakan RTE üç yüz yıl sonra ecdadının politikasını yeniden devreye sokarak, büyük bir Kürt kırımını gerçekleştirmeyi düşünüyor.
Peki, nasıl?
Birincisi: Yeni istişare süreci gerçekten de yeni bir konseptin ilk başlangıcıdır. Bu konseptin esas özü, Kürtlerin savaş gerekçesini yapmış olduğu sorunlar çözmeden dağı ‘temizlemek’tir. “Önce dağ silahlardan arındırılmalı, ardından da yapılması gereken neyse o yapılmalıdır” argümanı bu yeni konseptin ana omurgasını oluşturuyor. Yani Kürtlerin özgürlük, Türkler’in ve diğer kesimlerin ise demokrasi sorunları çözme yerine, öncelikle silahları bıraktırma konseptidir. Dolayıısyla bu konseptte samimiyet ve güven unsuru yoktur.
İkincisi: İstişar sürecinde birinci derecede rol oynaması gereken Başbakan ısrarla, “genel af yok, İmralı’daki tutuklunun ev hapsine alınma diye bir şey sözkonus değil ve bu durum AKP döneminde asla olmayacak” diyor. Başbakan’ın bu yaklaşımına ancak; “bu ne pehriz bu ne lahana turşusu” denilir. Bir taraftan ‘İmralı’yla görüşme var ve bu görüşme devam edecek’ dinilecek, hem ardından da ‘amacımız sadece ve sadece terörü bitirmektir’ vurgusu yapılacak. Demek ki bu konsepte çözüm yoktur, samimiyet ekseni üzerinde kurulan veya kurulacak bir çözüm niyeti yoktur.
Üçüncüsü: Kürt sorunun çözümü sadece atılacak bazı palyatif adımlarla değil, gerçekten de ikna olunarak, hazm ederek, düşünsel ve bilinçsel bazda sorunu tamamen kabul ederek ancak çözülebilir. Gerçeklik bu iken, ne yazık ki AKP ve başbakanın felsefesinde böyle bir şey yoktur. “Terörü çözelem, silahları ortadan kaldıralım ve Kürt hareketini zayıflatalım” zihniyeti hala hakimdir. Bu nedenle gündeme konulmak istenilen konsept ‘çözüm’ değil, tamamen kandırmaya dönük bir konseptir.
Dördüncüsü: Kürt sorunun çözümününde tüm akteörler rol oynamak zorundadır. Bir tek aktörün yer almaması, sürecin dışında tutulması bile büyük tehlikedir. Zira her aktör bir taraftır, bir renktir, bir duruştur ve sorunun çözümünde bir iradedir. Bunlardan herhangi birisinin dıştalanması demek, sorunun sürecin tıkanması demektir.
Başbakanın da yaptığı budur. “Bundan sonra sadece İmralı esas alınacak, Kandil muhtap edilmeyecek” söylemi, hem daha ilk adımı atılan sürecin tıkanmasına, hem de samimiyet noktasında büyük bir kuşkunun oluşmasına neden olacaktır.
Bu yaklaşım aynı zamanda yeni konseptin rengini de şekilendirmiş olacaktır. Demek ki konseptin diğer bir adı da, Kürt hareketi ile Kürt Halk Önderi Öcalan’ı karşı karşıya getirme, bazı suni çelişkilerle Kürt önderlerinin arasında bazı çelişkileri yaratma oluyor. ‘Öcalan muhtabımızdır, ne olacaksa Öcalan’la olur, İmralı tamamen sürecin dışında tutulacak’ yaklaşımı bunun en somut göstergesidir. Daha düne kadar Öcalan’ı düşman olarak görenlerin bugün ise tek muhatabımız O’dur, Kandil olamaz’ diyenlerin barış ve diyalog samimiyetlerine inanmak bir hayli zordur.
Sayın Ferda Çetin’in makalesinde dile getirdiği ‘Tilki ve kurt’ meselesini, tam da Türk devleti ve onun başbakanı RTE’nin gerçek niyetini çok yalın bir dille anlatmaktadır.
Beşincisi: Kürt sorunu başbakanın ifade ettiği tarzda çözülmez. Kandırmayla, kurnazlıkla, dalavereyle, art niyetle, ‘önce zayıflatayım sonra bindireyim’ kurnazlıklarıyla asla çözülmeyecek kadar uluslararası bir sorun haline gelen Kürt meselesi, ancak ve ancak Sayın Öcalan ve onun partisi PKK ve yoldaşları olan dağ önderleriyle mümkün olabilir. Bunun dışında ne sorun çözülür, ne savaş biter, ne de ölümleri durdurmak mümkün olabilir.
Kürt hareketi, Kürt siyaseti, Kürtlerin örgütlü iradesi ve onun temel aktörleri bir bütünsellik içinde ele alınırsa ancak doğru bir çözüm noktasında buluşma gerçekleşebilir. Başbakan ve danışmanları ve danışmanlarının danışmanları boşuboşuna zaman harcamasınlar.
Eğer ‘bu kez bir tarafa yakın görünelim, ama öbür tarafa da yüklenelim ve aynı zamanda yakın göründüğümüz tarafla diğer tarafa yüklenelim’ diye bir beklenti varsa, hemen belirtelim ki bu beklenti tamamen boşunadır. Bir milyonluk ordu ve NATO gücüyle yenilemeyen bir hareketi yaşlı ve yorgun kurt kurnazlığı ile yenmek mümkün değildir. Çünkü eğer bir yerde ‘yaşlı’ ve ‘yorgun kurtlar’ varsa, orada ‘uyanık’ ve ‘kurnaz’ tilkiler de vardır. Bu da böyle bilinsin...
fuatkav@hotmail.com
Yeni süreç ve yeni konseptin anlamı...