Kobanê direnişine çarpan Türk devletinin hırçınlığına tanık oluyoruz. Tüm imkanlarını seferber ederek devreye koyduğu planlara rağmen Kobanê'de istediği olmayınca öfkesini Kuzey'de de kusuyor.
Rojava'yı, besleyip saldığı çeteler eliyle boğmaya çalışırken Kuzey'de de 'süreç' diyerek Kürt halkını ve örgütlü gücünü kontrpiyede bırakmayı başaracağını sanan Türk devleti, limitini doldurduğunun farkında. Bunun için Kobanê serhildanıyla birlikte başladığı siyasi soykırım ve açık infazı yasal hale getirirken, Öcalan ile HDP heyetinin görüştürülmesi lütufmuş gibi yeniden palyatif atriksiyonlara girişti. Kobanê üzerinden altına alındığı basıncı hafifletmek için Pêşmerge ve ÖSO'ya onay verirken Mürşitpınar Sınır Kapısı'nı ortağı DAİŞ'e 'kaptırmak', yaralı Kobanêlileri tutuklamak gibi maharetlerini sergilemeyi sürdürdü.
Türk devlet aklı, Rojava ve Kuzey üzerindeki bu ikili oyundan memnun. Şimdilik canının fazlı acıtılmayacağını düşünüyor. Çok fonksiyonlu maskesiyle hem uluslararası basıncı hem Kürt sokağını hem de Kürt siyasetini idare edebileceğini hesaplıyor. Bu rahatlıkla artık istediği zaman istediği Kürt'ü rehin alıyor, istediğini tereddütsüz öldürüyor.
Şimdiye kadar yasadışı öldürdüğü Kürtleri artık yasal yasal öldürmenin startını verdi. Üstelik pilot bölge olarak seçtikleri Colemêrg'de. Başbakan koltuğuna oturtulan Türk Sultan'ın elemanlarından Davutoğlu'nun Colemêrg içi özel stratejilerinin olduğunu açıklamasının hemen ertesi Gever'de Rojhat Özdel, Türk devlet güçlerince infaz edildi. Aynı saatlerde Türk Sultan, günlük rutin nutkunda, polisinin vatandaşı öldürmediğini zırvalıyordu.
Kürdistan Özgürük Hareketi, Yeni Türkiye sürümünün de eskinin hem hafıza kartını hem işlemcisini taşıyan aldatıcı bir monitor olduğunun farkında. Son bir haftadır KCK'nin yaptığı açıklama ve uyarılar nettir: Savunma ve misilleme meşru bir haktır!