İşte yine bahar geldi. Cemre havayı, suyu ve toprağı ısıttı. Bizlerin ruhu, yüreği Kobanê zaferi ve kadının kendi küllerinden yeniden doğuşuyla ısındı, ısınıyor. “Yalancı bahara” inat gerçek baharı halklarımıza yaşatıyor kahramanlar.
Her şeye rağmen, zaman direniş diyor. 8 Mart ve Newroz yürüyüş, miting ve kutlamalarıyla güzelleştik. “Umut zaferden daha değerlidir” düsturu dalga dalga yayılıyor; bunca tahripkar, kirli politikalara rağmen. Yeni yaşam çağrısı kızgın çölde su gibi duruyor halklarımızın önünde. “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım!” diyen Mevlana’nın beklentisini karşılar nitelikte. Totalitarizmin cinayeti “yurttaşlık görevi statüsüne çıkardığı “memlekette yeni şeyler söylemek ve pratiğe geçirmek, ekmek ve sudan daha elzem olmuştur.
Halklarımıza bunca felaketi yaşatanlar, “yalancı baharı” gerçek bahar, eskiyi bile aratan uygulamaları “Yeni Türkiye” diye yutturmaya çalışarak, totalitarizmi ‘’yalan bir hayat tarzı” olarak karşımıza çıkarıyor. Hatta yalanı bir ilke, hüner biçiminde uyguluyor. Çünkü her şey sistematik yalanlar üzerinden yürütülüyor. Ortalık, komplo teorileri yalanlardan geçilmiyor. Toplumu da buna inandırmak, kabullendirmek için ellerindeki tüm imkanları ve araçları fütursuzca kullanıyorlar.
Öyle bir muğlaklaştırıcı, gündem saptırıcı ortam yaratılıyor ki; eğer iyi çözümlenmezse neyin yanlış, neyin doğru olduğunun ayırdına varmak zorlaşıyor. Bu politikalarla toplumun sorgulayıcılığı, başka gözle bakması önleniyor. Kayıtsız, şartsız itaat eden bireyler ve toplum inşası dayatılıyor. Hakeza insanlar “yaşayan cesetler” haline getirilmeye çalışılıyor.
Bugün Türkiye gerçekliğine baktığımızda iktidarın yarattığı veya daha da yaratmaya çalıştığı bu oluyor. Toplum tam bir boğuntu, cinnet, nefessizlik cenderesine sokuluyor, sokulmak isteniyor. “Sürüleşme” diye tabir edebileceğimiz çok tehlikeli politikalar izleniyor. Deyim yerindeyse, “benden sonra tufan” zihniyeti, memleketi yiyip, tüketiyor.
Tam bir kibir, öfke sıtmasına tutulma hali var. Bu totalitarizm kibri, öfkesi felaketlere kapıyı aralıyor. Kamusal alanı havaya uçuruyor. Kolektivizme, insanlar arası ilişki ve iletişime tahammül edilmiyor. Tek-tipçiliği, biatı tüm topluma farz kılmaya çalışıyor. İki kişinin bile bir araya gelmesi, kendi iktidarı için tam bir korku, kabus haline gelmiş bulunuyor. Ülke sanki bir barut fıçısı haline döndü. Her gün kadınlar öldürülüyor. Tacize, tecavüze maruz kalıyor. Sporcuların otobüsü kurşunlanıyor. Tendürek’te 15 asker ölüme terk ediliyor, siviller infaz ediliyor. HDP’ye her fırsatta saldırı gerçekleşiyor...
Kötülük adına sıralayacağımız o kadar çok şey var ki, sayfalar dar gelir. Peki bundan kurtulmanın yolları yok mu? İşte burada çıkış yolunu gösteren, gözümüz gibi koruyacağımız, büyüteceğimiz, hayat bulmasını sağlayacağımız başka bir dünya, gelecek mümkündür. Bu “Yeni Yaşam” çağrısıdır. Radikal demokrasi ve demokratik modernite paradigmasıdır. Mevcut çağrı, uçurumun kenarına gelmiş memleketi kanatlandıracak enerjiyi veriyor. Şimdiye ve geleceğe daha özgür, eşit, adaletli, barışçıl bir dünya inşa etmek için “süpernova” olmanın ilkelerini muştuluyor. Bu gücü, heyecanı, aşkı da Kobanê ruhu ve kadının özgürlük ideolojisi, isyan rengi sunuyor.
Kırıkkale F Tipi Cezaevi