
Kürt kadınlarının Avrupa sahasında diplomasi alanında uzun yıllara dayanan bir çalışma geçmişi bulunuyor. Bu alan, Kürt Kadın Özgürlük Mücadelesi’nin siyasi kazanımlara dönüşebilmesi açısından son yıllarda daha örgütlü ve sistemli bir işlev kazandı. Uluslararası düzeyde birçok ilişki ve ittifak geliştiren Kürt kadınlar, yerelde de meclis ve komün örgütlenmeleri yoluyla komiteleşmeye giderek, Kadın Kurtuluş İdeolojisini ve demokratik konferederal sistemi dış kamuoyuna taşırmayı hedefliyor. Kürt kadın diplomasisinin dünü ve bugününü Uluslararası Kürt Kadın Hareketi Temsilciliği üyesi Nursel Kılıç’la konuştuk.
Kadın diplomasisi niçin gereklidir? ‘Nasıl bir kadın diplomasisi’ sorusuna yıllardır aktif diplomasi çalışmaları yürüten bir temsilci olarak cevabınız nedir?
Diplomasi, bugün daha çok devletler arası ilişkiler ya da daha doğrusu merkeziyetçi yapılanmalar arası iktidar ilişkilerini sağlayacak bir mekanizma olarak işlev görüyor. Kadınlar bu tip diplomasi organlarında da yerleri alıyorlar ancak kadın cinsi olarak değil, bir devletin veya egemenlikçi bir sistemin temsili olarak var olabiliyorlar. Diplomasinin bugünkü belirttiğim tanımı, birçok insanlık değeri gibi ataerkil sistemin toplumsallaşma sürecindeki kurumsallaşması ile birlikte eril, iktidarcı ve egemen bir hal aldı. Aslında ilk toplumsallaşma sürecinde diplomasi dediğimiz olgu, insanlar ve halklararası ortaklaşma ve dayanışma özünü taşımaktaydı. Bu durum tamamen ezen ezilen çelişkisi başladığı dönem ile ilintilidir. Kadın da bu ilişkilerde temel rol oynamaktaydı. Kadın diplomasisi ise bugünün devlet diplomasisinin bir alternatifi diyebileceğimiz bir gerçeğe sahiptir. Öz olarak ilk haline çağdaş bir tarzda dönüştürmenin mücadelesidir.
Kadın ve diplomasi, aynı zamanda eşitlik, demokrasi ve adalet kavramlarını bir özne haline getiriyor. Devlet dışı, daha çok haklar arası diyalog ve ortaklaşmalardan bahsedebiliriz. Toplumda her kesimin eşitçe temsil edilebileceği bir sistem oluşturuyor aynı zamanda. Yine merkeziyetçi yapıları demokratikleştirmeyi hedefleyen bir mekanizma ve bir alan olduğunu söyleyebiliriz.
Kadın diplomasi alanının en temel misyonu, kadın kurtuluş ideolojisini evrenselleştirmektir. Bunu haklara taşımaktır. Demokratik özgürlükçü paradigmamızın inşa sürecinin geldiği aşamaya baktığımızda, Kürt Kadın Hareketinin 40 yıllık mücadele ve tecrübesi içerisinde yürüttüğü zihniyet dönüşüm savaşımını bu alanda da görmek mümkün.
Son bir yılda kadın diplomasisinde ne gibi gelişmeler kaydedildi? Şengal, Mexmûr, Başur, Rojava’da yaşanan gelişmelerle birlikte özelde Kürt kadınların direnişine uluslararası alanda büyük ilgi gelişti. Ortaya çıkan bu fırsatları nasıl değerlendirdiniz/
değerlendiriyorsunuz?)
Son bir yıl içerisinde kadın kırımının bir insanlık suçu olarak tanımlanması için Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerimiz oldu. Paris Katliamı’nın aydınlatılması için kamuoyu çalışmaları yürüttük. Yine demokratik konfederal sistem, Rojava modeli baz alınarak Avrupa, Latin Amerika, Katalonya’da kamuoyuna tanıtıldı.
Ağustos ayından bu yana DAİŞ çetelerinin bölgeye saldırıları ile birlikte çok yoğun bir sürece girildi. Erkek egemenlikli sistemin en zirvede ifadesi olan uluslararası güçlerin yeni müdahale aracı DAİŞ, ataerkil zihniyetin en vahşi uygulamalarını, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere tüm bölge halkı üzerinden uygulamaya yöneldi. Özellikle Şengal’de bir kadın ve toplum kırımı girişiminde bulundu. Buna paralel dünya, Kürt kadınlarının devrim yaratan özneler olduğuna tanıklık etti. Şiddetin üst boyutta yaşandığı Ortadoğu’da insanlık için yeni bir umudun doğuşunu gördü.
Bu süreçte diplomatik çalışmalarımızı en üst düzeye taşıdığımızı belirtebiliriz. Bugüne kadar kriminalize edilen bir hareketin, kadınlar öncülüğünde insanlık onuru için görkemli bir direniş içine girmesi, dünya kamuoyunda olduğu gibi medyada da algı dönüşümüne vesile oldu. Kürt kadın diplomasi alanı olarak da bu süreci beslemek için Avrupa’nın birçok şehrinde, partiler, kadın hareketleri, sivil toplum örgütleri ve üniversitelerde, kadın hareketini ve Rojava Devrimi’ni tanıtan onlarca seminer verdik. Yardım kampanyaları düzenleyip, bunu diğer örgütlerle ortaklaştırdık, Kürdistan’a gözlem için heyetler gönderdik, Rojava ile dayanışma kolektifleri kurduk. Örneğin Paris’te Fransız feministler, Kürt kadınlarının çağrılarına cevaben Kobanê ile Dayanışma Feminist Kolektifi’ni kurdular. İsviçre, Almanya, İtalya ve Avusturya’dan uluslararası bir kadın heyeti Kürdistan’a gitti. Yine özgün olarak Êzîdî kadınların tanıtılmasına ve dayanışmanın yükseltilmesine dönük çalışmalar yürütüldü.
Diplomaside kadın meclis ve komünlerine nasıl bir rol biçiyorsunuz?
Kadın diplomasisinin özgün yanını açığa çıkarmak açısından bazı aşamalar kattetiğimizi düşünüyorum. Ancak örgütlenme modelimiz tam olarak oturmuş değil. Yaşadığımız en temel yetersizliklerden biri, sistemleşme ve kurumsallaşma sorunudur. Kurumsallaşma derken, kurum kimliklerini aşıp bir halk diplomasisi sistemini inşa etmekten söz ediyorum. Avrupa’da merkezi diplomasi çalışmaları yanında yerelde de çalışmalar yürütüyoruz. Ancak yerelde yeterince yansıtamıyoruz. Bu konudaki mekanizmalarımızı güçlendirmeye ihtiyacımız var. Bu alanda iki kez konferans yaptık, somut örgütlenme hedefleri koyduk, ki bu hedefler hala önümüzde duruyor. Örgütlenme esprimiz, yerelden temsile doğru örgütlenmek. Bu örgütlenme modeli ile Avrupa halkına ve kadınına daha yakınen ulaşıp kendimizi doğru tanıtmak istiyoruz. Yereldeki diğer halklardan kadınlarla daha güçlü ilişkiler kurarak, ortak platformlar oluşturmak, Kürt kadınları ile dostluk komiteleri oluşturup, stratejik ve taktik ittifaklar belirlemek istiyoruz.
Meclis ve komünlerimiz, bulundukları bölgelerde kadın hareketleri, sivil toplum örgütleri ve siyasi temsillere hareketimizi tanıtmak, güçlü bağlar kurmakla yükümlüdür. Yine kadına dair kültürel etkinlikler, aktivite ve eylemselliklerin dış ayağını örgütlemekten sorumludur.
Bundan sonra ne gibi hedefler önünüzde duruyor? Geleceğe dönük plan/projeleriniz nelerdir?
Bundan sonraki hedeflerimizden en başta geleni örgütlenme modelimizi bir sisteme kavuşturmak, bu eksende temel gündem ve planlamalarımızı yaşama geçirmektir. Bunun içinde Paris Katliamı’nın aydınlatılmasına dönük siyasi baskı oluşturma, bunun bir kadın kırımı olarak tanımlaması için çalışmaların yürütülmesi var. Yine genel anlamda Kürt Kadın Hareketi’nin kadın kurtuluş ideolojisini evrenselleştirmek, jineolojinin bir kadın bilimi olarak tanımlanmasını sağlamak, demokratik konfederal modelde kadının rolünü tanıtmak, tüm bunları yaparken de siyasette ve yaşamın her alanında kadının eşitlik mücadelesini yükseltmek için uzun ve kısa vadede çalışma planları oluşturmak gibi görev ve sorumluluklar önümüzde duruyor.
Son olarak bu görev sahasında emeği geçen ve öncülük düzeyinde rol oynayan Uta Schneiderbanger ve Fidan Dogan gibi yoldaşlarımızı anmak istiyorum. Onların bıraktığı bu mirası daha da ileriye taşımak için tüm gücümüzle yükleneceğimizi belirtmek istiyorum.
Kürt kadınların diplomasi deneyimi
Kürt kadınlar, diplomaside kadın özgürlüğüne dayalı ideolojik-politik bir çizgi izledi. Ancak Kürt kadın diplomasisini, örgütlenme düzeyinden bağımsız değerlendiremeyiz. Kadınlar kendilerini tanıdıkça, cins bilinci geliştikçe, toplumsal sorunlara çözüm geliştirmekle kalmayıp, kendi mücadele yöntemlerini ve yaşadıkları baskıları dünyaya taşırmaya başladılar.
Bu temelde 80’li yılların sonlarına doğru gittikçe büyüyen kadın örgütlenmesi kendisini dışa açmaya başladı. Avrupa’da 1987’de Kurdistan Yurtsever Kadınlar Birliği kuruldu, 90’lı yılların başlarında Köln’de enternasyonal bir konferans gerçekleştirdiler. Serhildan, baskı, tutuklama ve faili meçhulların yoğunlaştığı bu dönemlerde seslerini uluslararası arenada duyurmaya başladılar. O dönemde Kürt Özgürlük Mücadelesi ve Kadın Hareketine ilgi arttı. İsviçreli, Alman ve Fransız kadınlar, dostluk ilişkisi kurmak ve Kürdistan’daki mücadeleyi tanımak istedi.
1995 yılında YAJK’ın oluşumu ile birlikte Avrupa’da da Kadın Özgürlük Hareketinin bu aşamasını tanıtmak için çalışmalar yürütüldü. Kürt kadınlar, Pekin+10 Birleşmiş Milletler toplantısına bir heyet olarak katılım sağladı. Ardından özellikle Almanya ve Fransa’da gelişen ilişkiler üzerinden uluslararası kadın oluşumlarında temsil edilmeye ve aktif rol almaya başladılar. 90’lı yılların sonunda Uluslararası Demokratik Kadın Federasyonu’nun yönetiminde yer aldılar.
Ceni ile ilk kurumsallaşma
Bu süreçten sonra diplomasi çalışmalarını kurumsallaştırmaya dönük adımlar atıldı. 1999’da Almanya’nın Düsseldorf kentinde Ceni Kürt Kadın Barış Bürosu açıldı. Öncellikle Kürdistan’daki Barış Annelerinin çağrılarını dünyaya duyurmakla başlayan bu çalışma, giderek siyasi ve sosyal arenada bir referans haline geldi, Almanya çapında sivil toplum örgütleri, partiler ve kadın platformları nezdinde aktif temsil gücü haline geldi.
2001 yılında Amsterdam’da Uluslararası Özgür Kadın Vakfı kuruldu. Kadını akademik, eğitim ve ideolojik olarak geliştirmeyi hedefleyen Vakıf, aynı zamanda uluslararası alanda Kürt kadın ideolojisini tanıtma ve kadının her alanda gelişimine dair projeler üretme misyonu taşıdı. 2006 yılında Kürt kadınlarının yaşadıkları travma ve etkilerine dönük AB fon programı ile birlikte ilk akademik kitabını yayınladı. Hemen ardından Almanya merkezli UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi’ni kurdu. Bu merkez de kuluşundan bu yana periyodik olarak kadınlara eğitim, psikolojik ve hukuki destek verip diğer halklardan kadınlarla deneyimlerini paylaşıyor.
Uluslararası Temsilcilik ile yeni aşama
Son olarak 2013 yılında ise yılların birikim ve deneyimleri ışığında Uluslararası Kürt Kadın Hareketi Temsilciliği kuruldu. Bu şekilde kadının siyasi bakış açısını doğrudan taşırma misyonunu uluslararası makamlar, kuruluşlar, kadın hareketleri nezdinde pekiştirdi. Bunun paralelinde Avrupa’da kadın meclisleri oluşturuldu. Bu meclislerin dış ilişki komisyonları bir araya getirilip, Avrupa Kadın Dış İlişkiler örgütlülüğüne gidildi. İki kez gerçekleşen konferansla diplomasi alanında yaşanan sorunları, çalışma yöntemlerini ve örgütlenme sorunlarını ele aldı. Bu alanda kadın örgütlenmesi geliştikçe erkek egemenlikli sistemin aktörleri tarafından hedef olarak belirlendi. Bilinçlenen siyasette belirgin rol oynayan kadın ve kadın erkek eşitliği ilkelerini örgütlü olduğu yaşamın tüm alanlarında uygulayan bu çizgi ataerkil sisteminin yaşam sürdüğü tüm mekanizmalarda bir tehlike olarak görüldü. Özellikle de Kürt sorununun çözüm sürecinde Kürt Özgürlük mücadelesinin öznesi olan ideolojik ve siyasi temsillerimiz hedef alınarak, bir kez daha imha ve inkar politikaları uygulandı. 9 Ocak 2013 Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesi ile kadın özgürlük çizgisine kırım dayatılmak istendi.
Bu süre zarfında birçok ittifak geliştirildi ve uluslararası düzeyde çalışmalar geliştirildi. Kürt Kadın Hareketi, yoğun bir şekilde uluslararası sivil toplum örgütleri ve kadın hareketleri nezdinde tanıtıldı. Uluslararası Demokratik Kadın Federasyonu’ndan başlayarak, Dünya ve Avrupa Sosyal Forumu Kadın Meclisi’nde, Almanya’da İWA örgütünde, Kadın Konseyi’nde, Dünya Kadın Konferansı bünyesinde, Avrupa düzeyinde Avrupa Kadın İnisiyatifi EFİ, merkezi Fransa’da olan Uluslararası Feminist Ağı içerisinde temsilini bulup ortak çalışmalar örgütledi. Buna paralel olarak birçok parlamentoda, AP ve BM’de kadın kırımı ve kadına karşı şiddet konulu Kürt Kadın Hareketi’nin yürüttüğü dönemsel kampanyalar çerçevesinde panel, seminer ve konferanslar düzenlendi.
SOZDAR DÊRSIM