Mehmet YÜKSEL

Türkiye yeni bir seçim sürecine girmiş durumda. Bir yandan seçimin normal zaman olan 2019 Martında mı yapılacağı, yoksa bu sonbahara mı alınacağı, diğer yandan kimin kiminle ittifak yaptığı, yapacağı veya yapıp yapmadığı tartışılıyor.

Faşist ittifakın partileri olan AKP-MHP’nin açıklamalarına ve gizleme gereği duymadıkları eğilimlerine bakıldığında, seçimleri erkene almak istedikleri görülüyor. Her zamanki gibi seçimlerin zamanında yapılacağını belirtseler de CHP’yi ikna etmeleri durumunda seçimleri bu sonbaharda yapmak istedikleri neredeyse kesin gibi. Gerçi normal zamanında da yapılsa, kalan zaman bu seçimler için fazla olmasa da bu partilerin seçim çalışmalarına bakıldığında, tıpkı 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi, hazırlıklarını tamamlar tamamlamaz ülkeyi erken yerel seçimlere götürmeyi esas alacakları görülmektedir. CHP’nin de her zamanki gibi tüm karşıt ve farklı söylemine rağmen kritik tüm konularda ‘faşist’ dediği iktidarın politikalarına destek veren duruşu gözetildiğinde, yerel seçimlerin erken yapılması ihtimalinin, yapılmaması ihtimaline göre daha yüksek olduğu açıktır.

Geçmiş pek çok seçimde olduğu gibi, bu seçimlere de iktidarı paylaşan partilerin daha hazırlıklı oldukları görülüyor. Faşizmi devlet rejimi haline getirip ülkeyi yöneten faşist AKP ve MHP, daha önceki söylemlerinin aksine Cumhur İttifakı temelinde bu seçimlere gireceklerini deklare ettiler. Bahçeli’nin son dönemde yaptığı açıklamalar bu anlama gelmektedir. Sahaya inen, fizibilite çalışmalarını yapan ve gerekli ittifakları kuran bu faşist blok, yaşadığı tüm zorluklara rağmen seçimlere hazır hale gelmek üzeredir. Faşist iktidarına asma yaprağı haline getirdiği parlamento seçimlerinden sonra, şimdi de yerel seçimleri gerçekleştirecektir. Erdoğan-Bahçeli faşizmi resmi olarak parlamentoyu rafa kaldırmamış, ama parlamentoyu anlamsız hale getirerek, parlamentolu bir faşist rejim kurarak yeni bir icadı gerçekleştirmiştir. Genel ve yerel seçimlere giderek, sanki bu seçimler normal bir ülkede yapıyorlarmış havasını vererek, hem içeride hem de dışarıda faşist olmadıklarını, demokrasinin gereklerini yerine getirdiklerini propaganda etmektedirler.

İşin özü demokratik güçler açısından bu süreçlerde yer almak, bu faşist iktidarın ekmeğine yağ sürmek, onların sularında seyretmek anlamına gelecektir. Ancak faşist denilen rejime karşı tutarlı, sonuç alıcı, faşizmi yenmeyi amaçlayan bir mücadele yürütülmediği için hiçbir zaman sandığa giren ile sandıktan çıkanın aynı olmadığı seçim süreçlerine katılmak durumunda kalınıyor. HDP’nin öncülük ettiği demokratik güçlerin kazanacağı belediyelerin elde kalacağının garantisi olmadığı halde, yine de seçimlere giriliyor. Dolayısıyla demokratik güçlerin seçimlere giriyor oluşunu, büyük bir başarıdan ziyade, yetersiz duruştan kaynağını alan bir durum olarak tanımlayabiliriz. Zira faşizm koşullarında, doğru tutum, doğru duruş, faşizme karşı devrimci bir mücadeleye girmektir. Ancak ne yazık ki demokrasi güçlerinde faşizme karşı zengin yöntemlerle, bileşik ve topyekün mücadele yürütmede motivasyon ve anlayış sorunları yaşanmaktadır. Söylemde ‘faşist’ denilen kişiye, partiye, rejime karşı faşizmin özüyle hiç de örtüşmeyen bir yaklaşımla yumuşatmayı, uzlaşmayı esas alan bir tonda mücadele edilmektedir.

Her faşist rejimin olduğu gibi Erdoğan-Bahçeli şahsında Türk özel savaş rejiminin de etkili bir mücadele ile yenilgiye uğratılmasıydı normal olan. Demokratik güçlerin asıl yoğunlaşacakları şey de bu olmalıydı, çünkü bu faşizm koşullarında normal, demokratik bir seçimin yapılabileceğine, AKPliler bile inanmamaktadır. Rejimin anti demokratik ve faşist karakteri seçimlerin normal ve demokratik yollarla yapılmasına engel olmaktadır. Psikolojik bir durum olarak her seçimde bu iktidarın götürülmesinin seçimle olabileceği umudu taşınsa da her seçim sonrasında bu umudun gerçekleşmesinin pek de uzakta olduğu bir kez daha anlaşılır. O nedenle bu faşist iktidarın yenilgiye uğratılmasının seçimlerle değil, karakteri devrimci olan ama herkesin zengin yöntemlerle katıldığı topyekün bir mücadeleyle mümkün olacağı bilinciyle hareket etmek hem daha gerçekçi hem de hayal kırıklıklarına uğramamak için daha rahatlatıcıdır.

Bu durumda faşist ittifakın kayyumla gasp ettiği yerleri bu defa seçimle almak için yoğun bir şekilde hazırlandığı bu seçime, demokrasi güçleri de faşizme karşı topyekün mücadelede başarıyla yerine getirilmesi gereken bir çalışma şeklinde yaklaşmayı esas almalıdırlar. Bu seçimleri ne faşizmi yenilgiye uğratacak ve herkesin faşizmden kurtulacağı bir seçim şeklinde abartmak doğrudur, ne de “nasıl olsa hiçbir şey değişmiyor, kazanılsa da şimdi olduğu gibi tekrardan el koyarlar”, şeklinde faşizme karşı mücadeleyi zayıflatan bir yaklaşımla ele almak doğrudur. Doğrusu, faşist iktidarın çoktan başladığı ve çokça önemsediği bu seçimleri, demokrasi güçlerinin de önemseyerek karşılamasıdır. Bunun için de mevcut rahat havayı dağıtmak, her çalışmanın faşizme karşı mücadele anlamına geldiği bilinciyle hareket etmek gerekmektedir. Aksi halde olası bir baskın seçimde yine büyük bir telaş yaşanacak ve bu da belki de sonuçları ağır olan gelişmelere neden olacaktır…