Yerel Seçimler artık bir yerel seçimler meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır. Hem ülkenin içerisinde bulunduğu siyasi-ekonomik istikrarsızlık, güvensizlik ve belirsizlik hem de geride bırakılan 30, neredeyse 40 yıllık yakın tarihin ortaya çıkardığı sonuçlar, tarihsel köklü sorunların çözümsüzlüğü ülkeyi hızla kaosa sürüklemektedir.

Bunun kaynağı yanlış bir biçimde salt Kürt sorunu ile bağlantılandırılmaktadır. Sanki bütün sorunların kaynağı Kürt sorunuymuş gibi adeta bütün kötülüklerin, yaşanan onca krizin sebebi oymuş gibi manipüle edilmektedir.
Daha düne kadar ülke psikolojik, ekonomik ve siyasal olarak ikiye bölünmüştü. "Güneydoğu” ile "Batı” apayrı iki dünyaydı. Bütün kanıksanmış, görmezden gelinmiş "kötülükler” aşağı karanlık yer altı dünyasına aitti. Zaten orada da kalması gerekiyordu! Şimdi demokratik çözüm süreci ile birlikte sanki bu kötülük etrafa saçıldı; Türkiye çok iyi durumdayken birden krize girdi. Böylesine bir algı-kanı ve bu algıya dayalı oldukça tehlikeli provokasyonlar yaratılmaktadır. Sanki Kürtler olmasa, bu kaos yaşanmayacaktı. Batı huzurlu, barış-dolu, refah içerisinde yaşayacaktı!
Kuşkusuz Kürt sorunu, en büyük ve köklü sorunlardan birisi olarak kendisini her an ve her yerde hissettiriyor.
Fakat aslında Cumhuriyetin 94 yıllık gelişim karakterinin ve bunun biriktirdiği toplam sonuçlar var. Hiçbir zaman tam olarak cumhurun olamayan Türkiye Cumhuriyeti ciddi bir rejim krizi ile karşı karşıyadır. Özellikle bölge ülkeleri ve çatırdayan statükolar göz önüne alındığında, bu krizin çarpıcı bölgesel ve uluslar arası hegemonya ile bağlantıları olduğu bir gerçek. İşin bölgesel boyutları var. Ancak esasta sorun dıştan ithal edilmiş bir sorun veya sonuç değildir kuşkusuz. Kendisini hiçbir zaman demokratikleştiremeyen cumhuriyetin önünde sonunda oligarşik, otokratik bir yapıya dönüşmesi işin doğası gereğidir. 1960’lardan itibaren her on yılda bir askeri cunta ve darbelerle bu krizler bastırılmaya çalışılmıştır.
Hızla diktatörleşen rejimin tekrar-tekrar 1., 2., 3., cumhuriyet deneyimlerine koşması sadece Türkiyenin değil, örneğin Fransa’nın da temel sorunlarından biridir. Bir türlü yerine oturmayan, hep sallantılı, hep ayaklanma halinde çalkantılı bir cumhuriyet tarihidir son ikiyüz küsür yıl. Çünkü iktidarı sınırlandıracak, toplumsal refleksleri ve direnç noktalarını güçlendirecek olan demokratik kültürün gelişimi toplumların iktidar karşısında kendi kimlikleri ve varlıkları için önemli bir denge unsuru olmaktadır. Aşırı büyütülmüş ve ekonomi ile birlikte yaşam alanlarını, siyasetten, sağlık ve eğitim alanlarına kadar her şeyi yutan iktidar, doğası itibarıyle her zaman tekelleşmeye meyil etmektedir.
Sıkışma ve kaos hali cumhuriyetin bu şekliyle sürdürülemezliğinin göstergesidir. Artık askeri veya sivil veya sanal darbeler cumhuriyetin bu yapısal krizini aştıramıyor. Cumhuriyet ya kendisini yenileyecek, demokratikleştirecek ya da çökecektir. Tıpkı Sovyetlerin çöküşü gibi... Tıpkı şimdi Avrupa ülkelerinin dönüşümlü olarak içerisine girdiği toplumsal ayaklanmalar ve krizler gibi. Rejimler çok uzun süreli toplumlara rağmen, toplumlara karşı kendisini ayakta tutamaz. 21. yüzyıl modernitenin rejimler krizinin ve çöküşünün yüzyılıdır. Bütün kapitalist rejimler toplumu yok saydıkları ve her türlü mühendisliği yapabilecekleri bir sürü gibi ele aldıkları için bu rejim krizini yaşamaktadırlar. Daha da yaşayacaklar.
Bu tabloda halkların iradesi hiçe sayılmıştır. Kadınların iradesi hiçe sayılmıştır. Gençlerin iradesi hep güvenlik konseptleri çerçevesinde zapt-u rapt altına alınmıştır. Emekçilerin, aydınların, demokratik-ilerici kesimlerin; kısacası bu ülkeyi oluşturan çoğunluğun iradesi yok sayılmıştır. İktidar odakları ülkeyi bir avuç bürokratik-askeri ve zaman zaman el değiştiren sermaye odaklarının kirli çıkarlarına kurban etmişlerdir. Bu rejim kendisini kurbanlarının kanları ve emekleri ile ayakta tutmaktadır. Kurban her zaman toplumdur; bir dönem Kürtler, sonra Ermeniler, sonra kültürel İslami çevreler, sonra aydın-demokrat, sosyalist insanlar, sonra kadınlar, sonra çocuklar; "terörist” çocuklar! Ekmek alıp-almadığı şüpheli(!), taş atan eylemci çocuklardır!
Berkin ne ilk çocuğumuz, ne de son çocuğumuz. Bu cumhuriyet gerçek topraklarına ayak basmadıkça; demokratikleşmedikçe Berkin Elvanlarımız ve arkasında hep yanacak, hep sönecek, çocuğuyla birlikte çığlık çığlığa toprağa gömülecek analarımız çok olacak!
Yerel seçimler tam da böylesine bir tarihsel süreçte çoktan salt bir yerel seçim olmaktan çıkmıştır. Aslında bir süreç, bir dönemeç. Sadece 30 Mart’a sıkıştırılmış bir süreç değildir. Mutlaka orada da Türkiye halkı gereken cevabı verecektir.
Toplumsal bir iradeyi ortaya koyma, cumhuriyetin demokratikleştirilmesinde bir dönüm noktası olarak tam da bir referandum niteliğindedir. Fakat referandum durumu artık her gün ve zamana yayılmıştır. HDP'nin bu kadar saldırılara maruz kalması seçimlerin bu niteliğindendir.
Başta CHP, MHP, AKP gibi bütün partiler cumhuriyetin bu demokratikleşemeyen yapısallığının ürünleridirler; AKP'nin hızla yükselişi aslında onun cumhuriyet tarihinde dıştalanmış ve ezilmiş bir kesimine dayanma iddiasıydı. Fakat şimdi bu tarihin bütün kirli tortularını ve zorbalığını hem de bu krizli süreçte boynuna bir değirmentaşı gibi geçirmiş. Aşağıya çekiliyor rejimin fazla karanlık ve zorba yapısı ile birlikte. HDP bu tablo içerisinde giderek çok daha fazla öne çıkacak olan stratejik bir rol oynuyor. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesinde, cumhurla buluşmasında ve demokratik irade haline gelmesinde belirginleşen bir kimlik haline gelecektir. Bu kadar organizeli-planlı saldırılara uğramasının sebeplerini burada aramak gerekiyor.
HDP açısından oldukça nazik bir süreçtir aynı zamanda. Kendisini bir irade olarak kararlaştırmasında oynadığı bu misyonun ve sorumluluğun anlamı ve bunun yarattığı ruh bütün zorlukları aşmanın temeli olmaktadır. Sindirilmek ve "yılanın başı küçükken ezme” konseptli bu saldırılar karşısında kararlı ve büyük bir anlam gücü içerisinde dirayet ve dirençli durmak, kesinlikle Türkiye devrimci geleneğine ve büyük önderleri Mahir-Deniz-İbrahimlerin direniş çizgisine kazandıracaktır. Bu gelenek HDP'nin cevheridir, ruhudur. HDP ne sandıkta başlayan ve ne de sandıkta bitecek veya küçülecek bir misyon ve süreçtir.