30 Mart seçimlerine fazla bir zaman kalmadı. Partiler genel olarak adaylarını belirlediler. Seçim çalışmaları bir biçimde başladı. Seçim kampanyası giderek gündemi dolduracak. Seçimlere kim ne kadar iyi hazırlanır ve örgütlenirse o kadar iyi bir sonuç alacak.

BDP ve düzen partileri eşit şartlarda seçimlere girmiyor. Özellikle Kürdistan coğrafyasında bu çok daha belirgin. Öz olarak BDP ve devlet karşılıklı seçime giriyor. Kürdistan’da şu an yarışan iki parti kalmış; BDP ve AKP. Diğer partiler silindiler. AKP ise sadece parti olarak girmiyor. Fiili olarak devletin tüm güçlerinin desteğini alıyor. Tüm bürokrasi ve basının desteği arkasında.
AKP gibi partilerin ekonomik sorunları yok. Hem yüklü miktarda hazine yardımı alıyorlar hem de iş çevrelerinden güçlü desteğe sahipler. BDP ise esas olarak yoksullar hareketi. Herhangi bir hazine yardımına da sahip değil. Bilinçli bir biçimde ekonomik olarak da çökertmek istediler. Tutuklamalar, baskılar ve ekonomik yokluklar içerisinde BDP’yi işlemez kılınmaya çalışıldı.
Güçler dengesi ve olanaklar karşılaştırıldığında BDP’nin dışlandığı ve ona yaşama şansı tanınmadığı ortadadır. Ancak pratikte güçlü, etkili ve moral değerleri üstün olan taraf da Kürt halkı ve siyasi partileridir. Devletin estirdiği amansız terörden günümüze kadar baskılar hiç bir zaman son bulmadı. Şimdi de hapishanelerde hala binlerce BDP yöneticisi ve çalışanı bulunmaktadır. Hatip Dicle gibi insanlar hala içeride tutuluyor. Erdoğan ve Abdullah Gül de Türkiye’yi yöneten makamlarda. Nasıl bir siyasi yarış ve zihniyetle Kürtlerin karşı karşıya olduğu çok açık görülüyor.
Kürt halkı seçimlere çok daha güçlü hedeflerle girmektedir. AKP gibi partilerin hedefi iktidar olmak ve taraftarlarını palazlandırmaktır. Kürtlerin ise kendilerini yönetme, onlarca yıldır yürüttükleri direnişin sonuçlarını derlemek ve kurumlaştırmaktır. Özcesi kendi kendilerini yönetmeyi ve sömürgeci, Ankara merkezli katı, merkezci yönetim ağından çıkmayı istemektedirler.
Yerel yönetimlerin Kürtlerin eline geçmesiyle Kürt sorununun çözümü de giderek kolaylaşacak ve barış süreci daha istikrarlı biçimde devam edecektir. Barış ve Kürt sorunun çözümü için görüldüğü gibi seçimlerin kazanılması çok büyük bir önem taşımaktadır. Tüm Kürdistan’da olduğu gibi dış dünyada da Kürtlerin tanınması ve daha fazla meşrulaşması için de çok belirgin bir rol oynayacaktır.
Radikal demokrasinin gelişmesi ve inşası için de yerel yönetimler çok önemlidir. BDP siyasal bir hareket olarak demokratik bir toplum ve demokratik bir siyasal sistemi savunuyor. Bunu da güç olduğu ve uygulama imkanı bulduğu yerlerden başlayarak pratikleştirmek durumundadır. Bunu uygulayacağı alan da şimdilik elinde bulundurduğu yerel yönetimlerdir. Bu alanda az çok deneyim kazanıldı. Kürtlerin kendilerini yönetebilecekleri de görüldü ve özgüvenin gelişmesi konusunda epey de yol alındı. Bu miras ve birikim üzerinde daha fazlasının yapılabileceği görüldü.
Kürt hareketinin tüm Ortadoğu’da demokratik bir öncülük ve model oluşturma iddiası bulunmaktadır. Rojava Devrimi ve onun inşası ve örgütlenmesinin sürdürülmesiyle bunun sadece teorik bir iddia olmadığı da görüldü. Ayrıca Kuzey Kürdistan’da on yıllardır sürdürdüğü mücadele ile halka dayalı demokratik bir devrimi esas aldığı da artık herkesin kabul ettiği bir durumdur. Hareketin eksikliklerini ve yanlışlıkları şu veya bu şekilde tartışabilirler, eleştirebilirler ama demokratik karekterini inkar edemezler.
Legal alanın oldukça ciddi sorunlarının olduğu biliniyor. Birçok konuda sıkıntı var. Kadro sorunundan, ekonomik alana kadar birçok zorluk var. Ancak devrimci bir harekete zorluk ve yokluklara takılmaz. Eğer yaşama ve çalışma imkanı varsa gerisi gelir. Yaratma ve zorlukları yenme esas alınır. Bugüne kadar böyle gelindi. Bekleyelim yeterli imkan ve hazır ekipler olsun sonra yapalım denilmemiştir. Yokluklardan yaratılıp bugüne gelinmiştir.
Seçim kampanyalarında dikkat edilmesi gereken en önemli yanlardan birisi de provokasyonlara karşı uyanık davranmak gerekmektedir. Ortamı bulanıklaştırmak ve çelişkilerini üzerimizden çözmek isteyen güçlerin olduğu açıktır. Devlet içinde bazı kesimlerin yoğun bir çatışma içinde oldukları bilinmektedir. Tüm yönetici ve çalışanların disiplini sağlamada dikkatli olmaları gerektiği açıktır.
Dağınık ve kendiliğindenci bir tarzla büyük kitle çalışmalarının başarılı biçimde yürüyemeyeceği açıktır. Bu açıdan olabildiği kadar çalışmaları koordine etmek, toplantı sistemini ihmal etmemek çok önemlidir. Görev bölümü yanında kimin ne yapıp yapmadığını toplantılarda gözden geçirmek önemlidir. Eksiklikleri görmek, müdahale etmek örgütlü bir çalışmayı şart kılar. Örgütlü ve kollektif bir çalışmayla daha iyi sonuç alınacağı kesindir. Herkesi katmak ve seferberlik ruhuyla süreci karşılamak günün en yakıcı görevi olarak durmaktadır.