Tarihi direnişçi çizginin demokratik, komünal, ekolojik ve kadın özgürlükçü mücadele deneyim ve birikimleri yerel yönetim pratiğimizin yol göstericileri olmuştur. Genelde devletçi iktidarcı sistem, özelde de ulus devletçi sistemde siyaset; iktidara ve devlete hizmet ettiği için tekçi, dar, statükocu, eril ve anti demokratiktir.
Demîr ÇELİK
Projelerimiz; HEP geleneğinden gelen partilerin 1999-2019 yirmi yıllık yerel yönetimler pratiğinde yerinden yönetim ilkesi gereğince hareket edilmiştir. Demokratik katılımcı, şeffaf, hesap verebilir, sürdürülebilir, verimli, adil ve yerindelik gibi evrensel değerlerle resmiyeti değil, meşruiyeti esas alarak yerel yönetimlerde başarı göstermişlerdir. Sistem ve sistemin yerel yönetimler anlayışını aşmadan, topluma ve yerele kendi seçeneğinizi sunmadan farklılığınızı ortaya koyamaz, iddianızı gerçekleştiremezsiniz. Bu nedenle devlet ve iktidarın çıkarı yerine toplumun temel ihtiyaçlarını doğrudan karşılamanın yolu olan demokratik siyasetle işe başlamışlardı.
Toplumun, devletin yanı başında komün ve meclisler üzerinden demokratik konfederal ilişkilerle kendisini örgütlemesi, siyaseti devletin ideolojik aygıtı olmaktan çıkarması ve özgücüne dayanması halinde kendisini koruması, konuşturması, özgür kılması ve özgürce geliştirmesi mümkün olacaktır.
Kendisini toplum kurtarıcılığı üzerinden tanımlayan, devlet aygıtını ele geçirerek, özgür yaşamı gerçekleştireceğini savunan iktidarcı anlayışın tersine, demokratik siyaset iktidara bulaşmaz, toplumun tarihi direnişçi geleneğiyle hareket eder. Anacıl toplumun ahlaki ve politik değerlerini bugünlere taşıyan bilgeler, ozanlar, evliya ve peygamberler demokratik siyasetin yol yürütücüleridir. Tarihi direnişçi çizginin demokratik, komünal, ekolojik ve kadın özgürlükçü mücadele deneyim ve birikimleri yerel yönetim pratiğimizin yol göstericileri olmuştur. Genelde devletçi iktidarcı sistem, özelde de ulus devletçi sistemde siyaset; iktidara ve devlete hizmet ettiği için tekçi, dar, statükocu, eril ve anti demokratiktir. Kamu yararı gözetmez, kamuyu devletten ibaret görür. Kamu yararı ve güvenliği devletçi sistem tarafından sağlanamaz, toplumun kendi kendisini yönetmesi ile özgürlüğün ve güvenliğin mümkün olabileceğini savunan demokratik siyaset; toplumun demokratik kültürünü ve bilincini esas alır. İnsanın kök hücresi evrensel değerlerinden, onun kültürel kodlarından beslenir. Bu temelde hiyerarşi karşıtı, egemenlikçi sistemi ret eden, eşitlikçi ve özgürlükçü olma karakterine sahiptir. Başta kadın ve gençler olmak üzere toplum dinamiklerinin kendi meclislerinde eşit-özgür yurttaşlar olarak politik süreçlere dâhil olmasını savunan demokratik siyaset; “çokluk içinde birlik” ilkesi ile birinci ve ikinci doğaya yaklaşır. Birinci ve ikinci doğada her şeyin özgün ve özerk olduğuna inanır. Özgün ve özerk parçaların dinamizmi ile bütünün oluştuğundan hareketle toplumsal ekolojiyi savunur.
Demokratik siyaset adem-i merkeziyetçiliği önemser
1- Hizmetin bireye en yakın birim tarafından karşılanmasını (yerellik, yerindelik ilkesi),
2- Hizmetin doğa-insan ilişkisi odaklı olmasını,
3- Güç ve erkin merkezileşmesi yerine egemenliğin paylaşılmasını,
4- Hizmetin üretilmesi ve yürütülmesinde olduğu kadar bütçenin hazırlanması süreçlerinde de demokratik katılımcılığı savunan Kürt siyasal parti geleneği, genel seçimlerden çok yerel seçimleri önemser. İlk önemli başarıyı 1999‘da gösterdi.
Anti demokratik, eşitlikçi olmayan koşullarda yapılan yerel yönetimler seçimlerinin hiçbirinde hazine yardımı almaksızın, halkın katkıları ve yüksek dayanışmasıyla her seçimde giderek yükselen bir başarısı söz konusudur. Bu başarının en önemli gerekçesi, haklı bir mücadelenin halkımızda yarattığı özgüvense, bir diğer nedeni de Kürt Siyasal Hareketinin özgür yaşama dair halka kazandırdığı politik perspektif ve onun yereldeki uygulamaları olmuştur. Kemalist-militarist zihniyetin eril ve elit siyasetine karşı demokratik siyaseti savunan yerel yönetimler pratiğimiz resmiyete karşı meşruiyeti esas alarak öncelikli olarak kendi anlayışını toplumsallaştırmaya çalıştı. Verili olanı red ederek geliştirdiği Demokratik Yerel Yönetimler anlayışını dört temel alan üzerinden örgütledi:
1- Demokratik Katılımcılık: Siyasetin demokratikleştirilmesini ve devletin elinden alıp topluma ait kılınmasını savunur. Siyasetin ve yerel yönetimlerin elit siyasetin geçim kaynağı ve mesleki dalı olmaktan çıkarılmasını esas alır.
2- Ekolojik Yaklaşım: Devletçi sistemin cinsiyetçi, dinci ve milliyetçi zihniyeti toplumu parçalamakla kalmaz, doğamızı ve ekolojik yaşamımızı da parçalamaktadır. İnsan kadar tarihsel varlıklara, bitki ve hayvan çeşitliğine, suya, toprağa, havaya ve kültürel mirasa karşıda kendisini sorumlu görme esastır. Sakin kentleri savunur.
3- Kadın Özgürlükçü Yaklaşım: Her tür egemenliğin, baskı, sömürü ve savaşın kaynağı olan erkek egemenlikçi zihniyeti red eder. Kadın kendisini örgütledikçe, özgür kıldıkça toplumun özgür olacağını savunur. Tüm süreçlerde ve yaşamın kendisinde kadının özne olabilmesi anlayışından hareketle yasa ve anayasada olmadığı halde eşbaşkanlık sistemi ile devrimsel kararlaşma ve pratik içinde olunmuştur.
4- Katılımcı Topluluklar Ekonomisi: Ekonominin devletin ve tekellerin sömürü alanından çıkarılmasını, toplumun temel ihtiyaçlarını başka aracılar olmaksızın doğrudan kendisince karşılanmasını esas alır. Amacı kâr ve tekelleşme olmayan üretim ve tüketim faaliyetlerinin tümünde söz, yetki ve karar topluluklarındır anlayışıyla hareket eder.
Egemen sistemin yerel yönetim anlayışı hiyerarşiyi, baskıyı, sömürü ve devletin yereldeki çıkarlarını esas alır. Bu zihniyeti aşmaya dönük çalışma içinde olmak yapılması gerekendi. Sonsuz boşanma olmasa da topluma zihniyetteki farklılığımızı yansıtmamız, işi söylemden çıkarıp somutta yaşananlarla pekiştirmek, söylem ve pratik birlikteliği ile niteliksel değişimi her alanda yaşamamız ve yaşatmamız gerekmekteydi. Bu nedenle belki de en temel özeleştiri konusu kendi paradigmamızı hayata geçirmede ve uygulamada düştüğümüz zaafiyet ve eksikler olmalıdır. Çünkü biz yeni ve özgür yaşamı inşa iddiasıyla halkımızın huzuruna çıkmış, özgür yaşamın ve kurtuluşun yoluna işaret etmiştik. Siyasal, sosyal, kültürel ve ideolojik alandaki bu yoğunlaşma ve çalışmalarımız paralelinde kentsel projeleri de önemseyen, onları kentli ile birlikte kente kazandırma arayışımızı her tür engele rağmen sürdürmek zorunda olduğumuzun bilinci ile hareket ediliyordu.
‘Kendimizi de Kentimizi de Birlikte Yönetelim’
Gerçekleştirilen Projeler: Yirmi yıllık yerel yönetimler pratiğimizde yerelin toplum dinamikleri kent meclisinde söz, karar ve yetki sahibiydi. Yetkinin tek kişide toplandığı sistemin yerel yönetimler yasası esas alınmamış, yetki toplum dinamikleriyle birlikte paylaşılmıştı. Sokak komünü, mahalle meclisi, emek, kadın, gençlik meclislerinin bileşeni olduğu kent meclisi inisiyatif geliştirmede ve öncülük yapmada tek karar merciiydi. Bu nedenle; “Kendimizi de Kentimizi de Birlikte Yönetelim“ sözü gereğince hareket edilmişti. 1999 Mart seçimleri sonrasında ve sonraki seçimlerde yeni kazanılan belediyelerde öncelikle mahalle toplantıları alınmış, mahalleli yerinde dinlenmiş, temel talepleri ile önerileri alınarak beş yıllık master planlar hazırlanmış, acil ve öncelikli taleplerden başlanarak ihtiyaçlar karşılanıyordu. Kürdistan’da kazandığımız belediyelerin tümünde yüzyıllık geçmişte gerçekleştirilmeyen projeler büyük bir gayret ve özenle gerçekleştiriliyordu. Bu amaçla;
a- Alt yapı projeleri: Kanalizasyon, içme suyu, yol, kaldırım, park vb. 1999 seçimlerine kadar Diyarbakır’da bile kanalizasyon, arıtma sistemi ve içilebilir temiz su hizmetleri yoktu. Bugün Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere birçok il ve ilçemizde en temel alt yapı hizmetleri gerçekleştirilmiştir.
b- Sosyal Projeler: İşsizlik ve yoksullukla mücadele projeleri ile kadın, gençlik, dezavantajlı kesimler, spor ve sağlık alanlarında önemli projeler gerçekleştirilmiştir. Anadilde, parasız sağlık hizmetlerini veren sağlık merkezleri ile anadilde bilimsel ve parasız eğitim veren kreş ve anaokulları açılmış, Eğitim Destek Evlerinde sosyal ve fen bilimleri eğitiminde orta öğretim öğrencilerine dönük eğitim ile anadil eğitimini veren çok sayıda etütler açılmıştı.
c- Kültür Merkezleri: Kürt kültürü, edebiyatı, sanatı ve müzik alanında Kürt Rönesansını yaşatmak amacıyla kültür merkezleri açılmıştır.
d- Kadın Dayanışma evleri: Kadının paylaşan, dayanışan, ortaklaşan özgürlükçü kimliğini toplumsallaştırmaya dönük çalışmalar yürütülmüştür.
e- Ana dilde hizmetlerin üretilmesi ve yürütülmesi gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla kentte yaşayan Kürt, Arap, Ermeni, Asuri, Azeri ve Acem halklarımıza anadillerinde hizmetler ulaştırılmıştır.
Yapılmayanlar: Birçok belediyemiz süt entegre tesisi, su paketleme sistemi, raylı sistem başta olmak üzere üretim, ulaşım, alt yapı hizmetlerinde geliştirdiği projelere uluslararası kredi desteği sağlanmış, ancak Hazine Müşteşarlığı kefil olmadığı için onlarca projemiz gerçekleştirilememiştir.
Hangi belediyeler kazanılmıştı: 1999 Yerel Seçimlerinde; Diyarbakır, Batman, Siirt, Bingöl, Ağrı, Van ve Hakkari illerinin de içinde olduğu 37 belediye kazanmıştı. 2004’te 56, 2009‘da 99, 2014‘te 102 belediye kazanıldı. Öncelikli olarak demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma gereğince Kürt kimliği, Kürt dili ve kültürünü geliştirmek ve toplumsallaştırmak amaçlı çalışmalar esas alınmış, kıt olanaklarla önemli çalışmalar yapılmış, inkarcı zihniyet aşılarak meşru hakların arkasında durulmuştur. Yerel Yönetim pratiğimizin nitelikli çalışmasıyla kazanılan toplumsallığımız devleti ürkütmüş, 30 Ekim 2014’te MGK‘da hem askeri alana, hem siyasal ve toplumsal alana müdahale edilme kararı alınmış, kent savaşları ile halkın iradesi kırılmak istenmiştir. Bununla yetinilmemiş, 1925 Şark Islahat zihniyeti güncellenerek uygulamaya konulmuş, yüzde 80-90 halk iradesi ile seçilen belediye eşbaşkanları tutuklanmış, belediyelere el konulmuş, halk iradesi gasp edilmiş, kayyumlar atanmıştır.
Bugün ve yapılması gerekenler: Bugün dört parça Kürdistan‘da Kürt kimliğine, diline ve kültürüne topyekûn saldırı vardır. Kürtlük adına nerede bir değer varsa başta TC olmak üzere, sömürgeci egemenlerin saldırısına maruz kalınmaktadır. Demokratik siyasal alanın otuz yılı bulan mücadelesinin yarattığı uyanışın ve toplumsallığın yanı sıra kırk yılı aşan Kürt Siyasal Hareketinin uluslararası kazanımları ve meşruiyetinden hareketle yaşanan sürecin her tür olumsuzluğuna rağmen direnerek kazanmak yapılması gerekendir. Bu temelde Kürtlerin ulusal demokratik talepleri etrafında kenetlenmeleri ve birlikte mücadele etmelerini sağlamak oldukça önemlidir. 2019 yerel yönetimler seçiminde buna dönük kimi adımlar atılmışsa da yetersiz kalındığı bilinmektedir. Esas olan siyasal partilerin keyfi, kendine göreci, ben merkezci anlayışları yerine tabanda olabilecek çok geniş yelpazede halkın birlikte mücadele koşullarını yaratmaktır. Faşizmin topyekûn saldırısına karşın, toplumun kendi demokratik ve özgür yaşamı için birlikte hareket edilmelidir. Bunun yolu da yirmi yıldır dişe diş bir mücadele ile uygulamaya çalıştığımız yerel yönetimler anlayışımızı esas almaktır. Kentte yaşayan herkese ulaşan, onlara dokunan, asgari müştereklerde birlikte hareket etmeyi önemseyen çalışmalar içinde olmalıyız. Toplumsal kesimleri ötekileştirmeden, özgür yaşam alanlarımızı çoğaltmayı başarmak durumundayız. AKP-MHP faşizmin sınır tanımayan saldırılarına karşın halkımızın birlikteliği önemsenmelidir. Dili yasak, kimliği yasak, üzerinde yaşadığı coğrafyasının adı bile yasakken yapılması gereken şey inkarcı, imhacı politikaları red etmek, halk olmaktan ileri gelen haklarımızın etrafında yan yana gelmeyi başarmak durumundayız.
31 Mart‘ta büyük başardığımızda yeni bir yol bulmak mümkün olacaktır. Faşist diktatörlüğün devletin bekası olarak topluma dayattığı politika Kürt ve Kürdistan karşıtlığıdır. Yüzyıldır devletin değişmeyen bu jeo-stratejisine rağmen birçok Kürt aydını ve şahsiyeti elit siyasete bel bağlayarak sistem partilerinin albenisi üzerinden halkımızı iknaya çalışmaktadır. Bunca zamanda, yaşanan onca acıya rağmen hala egemenden medet ummak, zalime bel bağlamak artık kabul edilmezdir. Birbirimize esirgediğimiz sempati ve sevgiyi zalime sunduğumuzda Cizre, Şırnak, Sur, Nusaybin ve Efrîn’de olduğuna benzer bomba olup halkımızın başına düşeceğini akıldan çıkarmamalıyız. Gün topyekün saldırıya karşı topyekûn direnmenin, dayanışmanın, kazanmanın günüdür.