Nitekim 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece 81 kadın belediye başkanının seçildiği, 30 binden fazla seçilmiş erkek belediye başkanı içinde 81 sayısının dehşet verici olduğu sır olmaktan çıkmış durumdadır. Yani kadın açısında siyasal alanda değer kazanma ve karar sahibi olmak öyle kolay elde edilecek bir hak veya nitelik olamıyor. Bunun nedenlerini açmaya çalışmak elbette bu makalenin sınırlarını çok aşar, ama geleneksel erkek zihniyetinin içsel egemen kültürü kadar siyasal alışkanlıkların, kodlamaların ve siyasal dünyanın bilinçaltının derin direncinin etkisinin büyük olduğunu belirtmekte yarar var. Öyle ki her seçim öncesi kadınların siyaset yapamayacağı, siyasal iktidar alanında güç olamayacağı, iradi davranamayacağı inceltilmiş suni gündemlerle veya motiflerle tekrar tekrar işlenmektedir. Bu bakımdan belirtmek gerekiyor ki kadın özgürlüğünden dem vuranlar da dahil olmak üzere birçok çevrenin yaklaşımı eril yetke endekslidir.
Açık ki dönüp söylemlerinin içsel yapısına, derinliklerine baktığımızda karşımıza çıkan saf iktidar hesapları olmaktadır. Özcesi kadınların eril siyaset içinde kendini var etme çabası; ataerkil ideolojinin egemenliğine, katı gelenekler ve kültürel yapılanmaya, siyasi parti ve seçim yasalarının antidemokratikliğine, partiler içi demokrasi eksikliğine, erkek yönetici sultası vb. sıralanabilecek birçok engeli aşmış değildir.
Diğer taraftan HEP, HADEP, DEHAP, DTP ve BDP ile süregelen Kürt siyasal geleneği, kadın özgürlüğü sorununu stratejik düzeyde ele alıp, mevcut siyasal geleneğe karşı ciddi bir alternatif siyaset çabası içinde olmuşsa de devlet kaynaklı baskı ve zulüm uygulamalarından kurtulamamış ve bu çaba etkisizleştirilmeye çalışılmıştır. Bu siyasal gelenekte rol alan ve kadının siyasete katılımına ciddi bir ivme kazandıran birçok kadın siyasetçinin hala cezaevlerinde tutulduğunu da bu vesileyle belirtmek gerekiyor. Sadece KCK adı altında yapılan operasyonlarda bile Viranşehir Belediye Başkanı Leyla Güven, Derik Belediye Başkanı Çağlar Demirel, Bostaniçi (eski) Belediye Başkanı Gülcihan Şimşek başta olmak üzere onlarca Belediye Meclis Üyesi ve siyasetçinin hala cezaevinde olması bile yaşananların vehametini gösterir niteliktedir.
Tüm bu tartışmalar bir yana önümüzdeki süreç açısından hayati ve belirleyici olacak olan kadınların siyaset alanında adeta ölümcül bir şekilde yenilenip duran bu tutumlardan nasıl kurtulacağıdır. Biliyoruz ki erkekle iktidar özdeşleşmiştir. Erkek siyaseti; politikada yalanın egemenliği, manipülasyondaki ustalık, yapılmayanı yapılmış gibi topluma sunma ustalığıdır. Erkek siyaseti; bir öteki yaratıp onun üzerine kendini kurmaya dayanmaktadır. Bunun karşısında kadın siyasetli egemenlik kurmayan, farklılıkları bir arada tutan, ortaklaştıran, ötekileştirmeyen bir siyaset olacaksa kadınlar bunun mekanizmalarını nasıl oluşturacaklar? Çoğu zaman özgürlükte karıştırdığımız ve bize dayatılan toplumsal kurallar karşısında kadınlar kendilerine siyasal ve toplumsal haklarının tanınması için nasıl projelerin sahibi olacaklar? Kadınlar kendileri için siyasetin önünü hangi somut çalışmalarla açacaklar? Kuşkusuz bunların sağlanmasını, iktidar hırsıyla gözleri körelmiş, politik bir kibirle başkalarının katılımına tahammülü olmayan bir eril zihniyetten beklemek de gerçekçi olmayacaktır.
Kanımca bunların aşılması için; her şeyden önce kadınların bu seçime daha büyük bir güç birliği ve dayanışmasıyla girmesi kadar hangi siyasal parti içinde olunursa olunsun her kadının partisindeki cinsiyetçi tutum ve söylemlerle hesapsızca mücadele etmesi de önemli olacaktır. Büyük bir deneyim ve mücadele gücü açığa çıkarmış Kürt Kadın Hareketi’nin bu alandaki tecrübesi, bunun için bir ilham kaynağı veya model olabilir kuşkusuz. Yeter ki kadınlar öncelliklerini doğru belirleyip ortak paydalarda bir araya gelebilsin.
* Diyarbakır Cezaevi
Yerel yönetim seçimlerinin düşündürdükleri