Minbic kent merkezinden Cizir Kavşağı’na giden yol üzerinde bulunan Şex Akîl Mezarlığı, şimdilerde çocuklar için oyun alanına dönüşmüş durumda.
Minbic kent merkezindeki en büyük mezarlık olarak bilinen Şex Akîl Mezarlığı, kent merkezinde koca bir hayalet şehri andırıyor. Uzaktan bakılınca sarı yıkık bir siluet olarak görünen mezarlığa yaklaşınca yıkıntıların arasında parçalanmış mezar taşları görünüyor.
Mezarlığa adını veren bölgenin Arap kanaat önderlerinden Şex Akîl’in anısına dikilen kubbe de DAİŞ çeteleri tarafından patlatılmış. Kubbeden geriye kalan şey sadece koca bir boşluk.

Parçalanmış beton yığınları arasında neresi kimin mezarı artık belli olmuyor. Tüm mezar taşları parçalanıp bırakılan onbinlerce mezar, DAİŞ çetelerinin unutturmak istediği toplumsal hafıza ve tarihi-kültürel değerlere bir yenisini eklemiş.
Mezarlığında etrafında bulunan mahallelerde yaşam yeniden boy vermeye başlarken, mahallenin çocukları da yıkıntılar arasında ne olduğundan habersiz oyun oynuyor. Taş parçalarını yeniden dizerek kendilerine evler kuruyorlar, etrafını temizliyorlar. Yanlarına yaklaşıp soruyorum, ‘Oyun oynadığınız parçalar nereye ait?’ Verdikleri cevap ‘DAİŞ yaptı’ oluyor. İçlerinden bir tanesi ailesinin anlatımlarından aklından kalan bilgilerle olacak ki, soruma ağlayarak cevap veriyor. Sonradan anlıyorum, kırılan mezarlardan aile büyüklerine ait olanlar varmış.
Çocuğun gözyaşlarından akan damla, Suriye’de 2011 yılından beri devam eden çatışmalı ortamda yıkılan, patlatılan tarihi değerlerden birer kare gibi görünüyor gözüme. Palmira’dan Ninova Duvarı, Musul Kütüphanesi’nden Nemrud Antik Kenti’ne kadar olan sayısız tarihi eser,miras geliyor aklıma.
Mahalle sakinlerinden mezarlığın nasıl bu hale getirildiğine dair bilgiler alıyorum. DAİŞ çetelerinin mezarlardan hoşlanmadığını belirterek başlıyorlar sözlerine.
Kadınlar, evlerinin camlarından gördükleri görüntüleri anımsayarak, ‘neredeyse her gün erkekler buraya getirilerek, mezar taşlarını kırmaya zorlanıyorlardı’ diyorlar.
DAİŞ çeteleri, bölgede yaygın bir kültür olan nargile ve sigarayı yasaklamıştı. Fakat kentteki sivillerin birçoğu sigara ve nargileyi gizli de olsa içmeyi sürdürdü.
Sigara ya da nargile içerken yakalanan siviller, bir süre kent merkezindeki kafeslerde bekletildikten sonra mezarlığa getiriliyordu. Burada bazıları bir gün bazıları da birkaç gün mezarları kırmakla cezalandırılıyordu.
Minbic’in özgürleştirilmesi ardından hem Minbic Sivil Meclisi’nin hem de kent sakinlerinin yoğun bir çabası söz konusu. Bu çerçevede büyük bir olasılıkla mezarlık da kapsamlı bir onarımdan geçirilecek.
Sadece mezarlık değil elbette, kent genelinde onarımdan geçirilen her yerde yeniden birlikte eylemenin kokusu yükseliyor. Demokratik Federalizm çok uzak bir ihtimal gibi bir algı yaratılsa da halk, birlikte sarıyor yaralarını.
‘Mezarlığın onarılmasını ister misiniz’ diye soruyorum kadınlara, Arap bir kadın ‘Burada gömülen yakınlarımızın mezarlarını ziyarete gittiğimizde, tanıdığımız Kürt ve Türkmen komşularımızın da mezarlarına gider, dua ederdik. Burası bizim dualarımızın ortaklaştığı yerdi, çetelerin buraları yıkması mezar sevmediğinden değil, bizim komşularımızla birliğimize bir de burada darbe vurmak istediler’ diyor.
Kentin orta yerindeki bu mezarlıkta oynayan çocukları görünce, inşa çalışmalarının başlaması gereken yerlerden biri, ivedilikle burası olması gerekiyor diyorum. Çocukların payına ölüme dair hiçbir şey düşmesin diye.

Evcilik oynarken kurdukları taşların neye kime ait olduğunu bilmeyen çocuklar, bundan sonrasında kendilerine ait yaşamların peşinden gidecekler Minbic’de. Çünkü, çok dilli, çok kültürlü bir yaşam vuku buluyor burada. Çocuklar anadillerinin farkı gözetilmeksizin eğitim görüyor. Leyla’nın babası Ebu Leyla gibi kahramanların kendi elleri ile yazdıkları destanı okuyacak çocuklar, sahip çıkacaklar, paylarına mezar taşlarında yazan kırık dökük isimleri okumak düşmeyecek.
Dikili bir mezar taşı bırakılmayanlar ardında bıraktıkları birlik olgusu kentleri yeniden kurmaya muktedir güçte ve görünen o ki, buna en iyi örneklerden biri Minbic olacak.