
İki ayrı isimli kent: Serekaniyê
Adı tarih boyunca hep Serekaniyê olarak bilinmiş. En azından şimdiye kadarki bilinebilen tarihteki adı Serekaniyê olmuştur. Yörede yaşayan halklar da bu kenti bu isimle bilmişler ve hala bu isimle onu tanıyorlar. Tarihi bir kent olmasından ötürü düşmanları da sürekli olmuştur. O yüzden tarih boyunca birçok saldırıya maruz kalmıştır. Ama hep Serekaniyê olarak kalmayı başarmıştır. Ancak düşmanları da hiçbir zaman ondan vazgeçmemiştir. Sonunda Kürdistan’ın dörde bölünmesinin anlaşmalarından sonra sınırlar çizilince bu kentte ikiye bölünüyor. Bir parçası Batı Kürdistan’da diğer parçası ise Kuzey Kürdistan’da kalıyor. Ancak hala uzaktan tek bir kent gibi görünüyor. İkiye bölünme gerçeğini, ortasından çekilen tel örgüler insanın içini acıtsada gösteriyor. İkiye bölünmesinden sonra aynı kent iki ayrı isimle bilinmeye başlıyor.
Suriye denetiminde kalan Batı Kürdistan’daki parçası Baas Rejimi tarafından adı Arapça Resulayn olarak değiştiriliyor. Türkiye’nin sömürgesi altında kalan diğer parçası da adı Türkçeleştirilerek Ceylanpınar olarak değiştiriliyor. Ancak bütün bunlara rağmen hala içinde yaşayan Araplar, Çeçenler, Kürtler, Ermeniler, Asuriler, Çerkezler, Türkmenler tarafından adı Serekaniyê ve tek bir kent olarak biliniyor. Tarih boyunca bu halklar Serekaniyê’de hep bir arada, barış içinde kardeşçe yaşamışlardır. Şu an bile kente girildiğinde bu halklardan insanların birbirlerine karşı ne kadar saygılı davrandıkları çarpıcı bir biçimde görmek mümkün.
Yaşam yeniden yeşeriyor
Tarih boyunca birçok saldırıyı yaşayan Serekaniyê iki ay önce yeni bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Bu seferki saldırıda diğerlerinden farklı değildi. Kürtlerin ve Kürtlerle birlikte bir arada yaşayan halkların düşmanlarıydı bir kez daha Serekaniyê’ye saldıranlar. Bir yandan Silahlı Çete grupları diğer yandan Suriye devletine ait savaş uçaklarının hedefi olan Serekaniyê’deki halkın büyük çoğunluğu canlarını kurtarmak için evlerini terk ederek göç etti. Kimileri tel örgülerini geçerek Kuzeye geçti, kimisi en yakın yer olan Derbisiyê’ye geçti, kimisi Qamişlo, kimisi de daha farklı yerlere göç etti.
Birkaç gün şiddetli süren çatışmalar ardından Serekaniyê yıkılan bir kent haline gelmişti. Aradan bir ay geçmeden silahlı çete grupları yeniden Serekaniyê’lilere saldırmaya başlamasıyla Halk Savunma Birlikleri’yle (YPG) aralarında yeniden şiddetli çatışmalar başladı. Yaşanan iki üç günlük şiddetli çatışmalarda silahlı çete grupları büyük darbeler yedi. Çete gruplarının büyük darbeler yemesi Serekaniyê’de yaşayan halkları sevindirdi. Çünkü son çatışmalarda Halk Savunma Birlikleri silahlı çete gruplarının elinden birçok yeri kurtardı.
Ve geri dönüş...
Silahlı çete gruplarının zulümlerinden kaçıp kurtulmak isteyen halk gittikleri yerde kulakları hep Serekaniyê’de. Bir gün Serekaniyê’den gelecek evleriniz, sokaklarınız çete gruplarının ellerinden kurtarıldı haberini beklediler hep. Sonunda Serekaniyê’den 13 Aralık çatışmalarından sonra o haberi geldi. Çünkü Halk Savunma Birlikleri onların elinden birçok yeri kurtarmışlardı. Bu haberi alan Serekaniyê halkı, göç eden halk göç ettikleri yerden tarihi kentlerindeki evlerine, sokaklarına geri dönmeye başladılar.
Kentte gönüllü Erzak Dağıtma Görevini üstlenen Kültür Hareketine Bağlı Koma Mizgin üyesi İbrahim Mamo şimdiye kadar yaklaşık bin ailenin geri döndüğünü söylüyor. Bu aillerin de geri dönmesiyle kentin sokaklarında yeniden çocuk seslerinin duyulmaya başladığı, bunun yaşamın işareti olduğunu söyleyen Mamo, “hiçbir zaman burayı terk etmedik. Ve etmeyeceğiz de. Çünkü burası ata, dede topraklarımızdır. Serekaniyê’yi terk etmek şehitlerimizi bırakıp gitmek olacaktı” diyerek Serekaniyê’ye onları bağlı kılan değerlerine vurgu yapıyor.
Duvarlardaki mermi izleri…
Kasım ayında başlayan ve Aralık ayında bir kez daha kendini gösteren saldırılardan dolayı kent bir viraneye dönmüş. Kentte mermi izleri olmayan hiçbir duvar kalmamış gibi. Duvarlardaki mermi izleri Serekaniyê’deki savaşın şiddetini gösteriyor. Aslında şimdi Serekaniyê’de dilleri olmayan duvarlardaki mermi izleri kent sakinlerinden ve herkesten daha çok anlatıyor. Hep dilsiz ve soğuk olmuştur duvarlar. İnsanlar arasında yükselmişlerdir. Ama şimdi Serekaniyê’de dile gelmişlerdir. Çünkü şimdi Serekaniyê’deki savaşın en iyi anlatan onlardır.
Yıkıntılar altındaki çocuk oyuncakları…
Kentte yaşanan savaşın şiddetini sadece isabet eden mermilerle delik deşik olmuş dilsiz duvarlar anlatmıyor. Belki de onlardan daha çok Baas Rejiminin savaş uçaklarının bombaladığı ve üçü çocuk 13 kişinin öldüğü Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Havarna mahallesinin yıkıntıları anlatıyor. O yıkıntılar altında kim bilir ne hayaller, ne özlemler kaldı. Kim bilir kaç kişinin çocukluğu, kaç kişinin gençliği kaldı. Yıkıntılar altında kalan ve bazılarının bir ucu dışarıda kalan çocuk oyuncakları haksız savaşın ve saldırıların acımasızlığını gösteriyor.
Serekaniyê halkı yaşadığı şiddetli savaşın yıkıntıları altında belki bazılarının hayalleri, özlemleri, çocuklukları, gençlik anıları kaldı. Ama umutları hiç kırılmadı. Aksine eskisinden daha fazla bilendi. Yıkıntılar arasında oyun oynayan çocukların yükselen sesleri bunu çok iyi gösteriyor. Oyuncakları yıkıntılar arasında kalmış olsa da onlar hala o sokaklardaki oyunlarına devam ediyorlar. Ama bu kez yeni oyuncaklarla. Şimdiki oyuncakları ise mermilerin boş kovanları ve tahta, ağaş parçasından yaptıkları silahlardır.
Savaşın kirlerini süpürmek
İkinci yani 13 Aralık’tan sonra Serekaniyê’nin Havarna mahalesindeki evine yeni dönen bir ana eline almış küreği kapısının önünde biriken savaş kalıntılarını temizliyordu. Sokağın ortasına sandelyesini atmış sigarasını tüttüren eşi de onu izliyordu. Üç dört yaşlarındaki bir çocuk kadınla adam arasında gidip geliyordu. Birkaç gidiş gelişten sonra kapılarının önündeki savaş kalıntılarını temizleyen ninnesinin arkasındaki süpergeyi eline kalarak kapının önünü süpermeye başladı. Süperge boyunu aşıyordu. Yerden kaldırmakta zorlanıyordu. Ama evlerinin önünden savaşın kirlerini temizlemekte kararlıydı. Gücü yetmese de süpürgeyi eline almış oraya buraya sallayarak kendince evinin önünde birikmiş savaşın kirlerini temizlemeye çalışıyordu.
Bu çocuğun savaşın kirlerini evlerinin önünden temizledeki ısrarını görünce Kürtlerin tarih boyunca kapılarına kadar gelen savaşları temizlemelerine rağmen hiçbir zaman savaş kapılarından eksik olmadı diye düşünmekten alamadım kendimi.
Mahallelerini koruyan gönüllüler
Bir süre kapısının önündeki savaş kalıntılarını temizlemek isteyen nine ve küçük yaştaki torununu izledikten sonra sokağın sonuna doğru yürüdüm. Havarna mahallesinin sıvasız, yoksulluğun derin izlerini taşıyan duvarlı evlerinin arasından geçerek sokağın sonuna vardım. Yoksul Kürtlerin mahallesi olduğu sıvasız ve yoksulluğun sindiği duvarlarından belli oluyordu.
Son evin arka tarafında oturan biri yaşlı sayılabilecek biri de çocuk olan üç kişinin yanına doğru yürüdüm. Bizi görünce gülerek ayağa kalktılar. Önlerindeki tavlaya benzer ama tavla olmayan tahtadan yapılmış şey dikkatimi çekti. Selamlaştıktan sonra ne olduğunu sorduğumda taşlarla oyunun bir oyun aracı olduğunu söyledi yaşlı olan. Buyrun oturun bir çayımızı için dedi yaşlı olan. Genç olan ise şimdi belki savaştan dolayı erzak sıkıntımız var, ama yüreğimiz büyük. Ve size bir çay verecek kadar gücümüz var dedi.
Eviniz burada mı, burada ne yapıyorsunuz diye sorduğumda genç olan o ana kadar görmediğim silahını kaldırarak “mahallemizi ve sınırımızı koruyoruz” dedi. Sınırlarımızı koruyorum derken eliyle birkaç metre ilerimizdeki boş alandaki dikenli telleri gösteriyordu. Gencin işaret ederek gösterdiği tel örgüleri görünce sınıra ne kadar yakın olduğumu anladım. Çizilmiş olan suni sınırlardı. Yüreklerimizin orta yerinden çekilmiş olan sınırlardı. Bizi iki ayıran sınırlardı. Bir bedeni ikiye ayırmak gibi bir gerçeği gösteriyordu oradaki tel örgüler...
Apo’cu çocukların savaş oyunu...
Mahallelerini koruyan gönüllünün yanından çaylarını içmeden ayrılarak Serekaniyê’nin bir başka sokağına girdim. Havarna mahallesinin bir başka sokağıydı. Bir önceki sokaktan biraz daha kalabaktı. Kent merkezine biraz daha yakın olduğundan öyleydi belki de. Sokaktan yürürken kapısına oturmuş derin düşüncelere dalan insanları gördüm. Yoksulluğunu düşünüyordu belki de. Ve birde bu yoksulluk üzerine gelen ve tarihlerini, kültürlerini talan etmek isteyen güçlerin başlattığı ama başaramadığı savaşın ortaya çıkardığı sorunları düşünüyordu kim bilir. Yaşlılar, kadınlar kapılarının önüne oturmuş bir derin düşüncelere dalmıştı ama çocuklar her olduğu gibi yine çocukluklarını yaşıyordu. Zaten çocukluk her koşul altında çocukluğunu yaşabilmektir.
Caddenin ortasında bir grup çocuk toplanmış oyun oynuyorlardı. En büyükleri 8 yaşlarını gösteriyordu. Biraz daha yaklaşınca oynadıkları oyunu anlayınca gözlerim doldu. Kendilerine oyuncak olarak tahtadan, ağaç parçasından, taşlardan silahlar yapmış ellerinde tutuyordu. En büyüklerinden biri olan bir kız çocuğu oyun kurucluğunu yapıyordu. Grubu ikiye ayırmıştı. Bir gruba siz silahlı çete gruplarından birinin adını vererek o gruptansınız bizde Apo’ciyiz diyordu. Çocukta olsalar oyunları artık savaş oyunu olmuştu. Belki büyük ağabey ve ablaları gibi kentlerini silahla koruyamıyorlardı. Ama yaşadıkları onlarda bu duyguları yaratmıştı. Kız çocuğunun söylediklerini duyunca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın emekleriyle Rojava’da çocuklar da dahi oluşturduğu devrimci düşünceyi gösteriyordu. Zaten gerçekleşen devrimde buydu.
Halk Serekaniyê’yi korumakta kararlı...
Birkaç saat kalabildiğim tarihi kent Serekaniyê’de eskisi kadar olmasa da yaşamın hala sürdüğünü daha doğrusu savaşın yıkıntıları arasından yeniden yeşerdiğini gördüm. Yok edilmek istenen hayat sahipleri tarafından sıkı sıkıya sarılarak korunmaya çalıştıklarını görmek insanı sevindiriyor. Toplumsal yaşamın başladığı yerde insanlarının her türlü zorluğu hatta ve hatta ölümü bile göze alarak sahiplenmeye çalışmaları tarihin derinliklerindeki köklerine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Sokakta karşılaştığım Arap, Kürt, Ermeni, Çerkez Serekaniyê’liler çocuklukları, gençlikleri geçen bu kutsal kenti korumakta kararlı olduklarını söylüyorlardı.
Çünkü silahsız neredeyse hiç kimse yok. Serekaniyê’de bir tek çocukların silahları yok. Aslında onlarda çoktan kendilerine tahtadan, ağaçtan vb eşyalardan silah yapmışlar. Bazıları silahlarını saklamadan gururla yanlarında taşıyorlar. Bazıları da herhangi bir durumda hemencecik ulaşabilecekleri yakınındaki bir yerde bulunduruyorlar. Serekaniyê’de kapısının önünde oturmuş avuçları arasına silahını almış bu sağına soluna bakan altmışlı yaşlarıdaki yaşlı adam her şeyi anlatıyordu aslında.
Bu topraklar bizim. Bu kent bizim. Kim ve neyle gelirse gelsin biz buradayız ve çıkıp hiçbir yere gitmeyiz. Gidenler de oldu. Ama yeniden geri gelmeye başladılar diyerek ne kadar kararlı olduklarını gösteriyorlar.
SEYİT EVRAN