'Tek başına hücrede kalamaz’ raporu değiştirilerek Adalet Bakanlığı’nın özel talimatıyla hücreye konulan Mehmet Said Yıldırım’ın sağlık durumu kötüleşiyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, Adalet Bakanlığı’nın özel talimatlı yazısıyla hücreye alınan Mehmet Said Yıldırım’ın sağlık durumunun kötüleşmeye doğru gittiğini söyledi.

Yıldırım, 'diyalog süreci' sırasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın talebi doğrultusunda 15 Mart 2015’te sekretarya görevi çerçevesinde İmralı Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne gönderilen 5 tutsaktan biriydi. Yıldırım, İmralı Cezaevi’nde Öcalan ile birlikte 9 gün kalmış, kalp rahatsızlığı nedeniyle daha sonra Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilmiş, ardından Bolu’dan Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’ne, oradan da Ödemiş T Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderilmişti.

65 yaşındaki Yıldırım, ağır kalp hastalığı, akciğer ve tansiyon olmak üzere birçok hastalıkla mücadele ediyor ve 24 yıldır cezaevi koşullarında yaşıyor. Şimdiye kadar Diyarbakır, Ödemiş ve birçok cezaevinde ‘tek kişilik hücrede kalamaz’ raporu mevcutken en son Mayıs 2018'de sürgün edildiği ve hala tutulduğu Kırıklar 1 No’lu F Tipi Buca Cezaevi’nden götürüldüğü sağlık heyetince aynı teşhisler tespit edilmesine rağmen ‘tek kişilik hücrede kalabilir’ raporu verildi.

Bakanlığın direkt talimatı

Yıldırım’a yönelik hukuka aykırı uygulamaların kaygı verici olduğunu ifade eden Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, şöyle şunları söyledi: “Adalet Bakanlığı’nın direkt talimatıyla tecrit edilmek istenen Yıldırım'a bulunduğu Kırıklar 1 No’lu F Tipi’nde artık ‘ağırlaştırılmış müebbet’ hükümlü infaz koşulları uygulanacağı da görüşmecisine iletilmiştir. Ağırlaştırılmış müebbet gibi bir cezası bulunmayan ve 1996’da kesinleşmiş müebbet cezası bulunan Yıldırım'a hukuka aykırı ve tecrit amaçlı bu uygulamalar kaygı vericidir.” BİNGÖL

Tutsaklar hastaneye götürülmüyor

Rize'deki hasta tutsaklardan Medeni Varol'un, 3 aydır hastaneye götürülmediği ve durumunun kötüleştiği öğrenildi.

Rize L Tipi Cezaevi'nde kalan hasta tutsak Medeni Varol'un kardeşi Ruken Varol, ağabeyinin durumunun ağırlaştığını ifade etti. Ağabeyinin ÜÇ kurşun yarasıyla cezaevinde tutulduğunu söyleyen Varol, şunları söyledi: "Her görüşte gitmeye çalışıyoruz ve her gittiğimizde farklı baskılara maruz kalıyoruz. Ağabeyim yaklaşık 2 yıl önce tutuklandı, tutuklandığında 3 yerinden kurşun almıştı ve yaralıydı. Tedavisi yapılmadan cezaevine gönderildi. Sonrasında doktor tedavisinin yapılması gerektiğini söylemesine rağmen hastaneye gidişleri aksatıldı. Son 3 aydır da neredeyse hiç götürülmüyor. 2 yıldır yarasında hiçbir iyileşme yok ve durumu kötüleşiyor. Ağabeyimle beraber kalan diğer tutuklular da aynı durumu yaşıyorlar."

Cezaevinde çok sayıda hasta tutsağın bulunduğunu kaydeden Varol, "Rize L Tipi şimdiye kadar birkaç kez hak ihlalleri ile gündeme gelmişti fakat yeterince üzerinde durulmamıştı. Tutuklular ciddi sorunlar yaşıyorlar. Belirttiğim gibi çok sayıda hasta tutuklu var ve tedavileri yapılmıyor. Hastaneye ve ya revire götürülmeleri haftalar sürüyor" diye konuştu.

Varol, sürekli hücre cezaları verildiğini, koğuşlara sistematik şekilde baskın yapıldığını belirtti. Varol, bunun tutsakları sindirmek için bilinçli yürütülen bir politika olduğuna dikkat çekti.

Cezaevleri Türkiye’nin özetidir

Olağanüstü Hal’in (OHAL) ilanıyla birlikte cezaevlerinde gittikçe artan hak ihlalleri OHAL kalksa da kötü muamele devam ediyor. Birçok yaşam fonksiyonunu yitiren ve yaşam mücadelesi veren bin 200’den fazla hasta tutuklunun yanında, binlerce kişi cezaevinde çeşitli hastalıklara yakalanıyor. Cezaevine girmeden önce hiçbir sağlık sorunu olmayan Koçer Özdal ise el ve ayakları kelepçeli bir şekilde yaşamını yitiren hasta tutuklulardan yalnızca biriydi.

Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) Üyesi Ahmet Baran Çelik, cezaevlerinde insan onuruna yakışmayacak uygulamaların olduğunun altını çizdi. Çelik, hasta tutsakların durumunu şu sözlerle anlattı: “Hasta mahkumlara ilaçları verilmiyor. Baştan savma bir tedavi yapılıyor. Hastaneye sevk edilmiyor. Sevk olduğundaysa erken tedavi şansını çoktan yitirmiş oluyor. Bir diş tedavisi için 3-4 ay bekleyen hastalar oluyor. Ağır hasta- bazıları engelli olan mahkumlar- cezaevinden hastaneye giderken direkt darp ediliyor, tacize uğruyor, ağır hakaretlere maruz bırakılıyor. Oturmakta zorlanan hastalar ters kelepçeyle götürülüyor. Çok ciddi hak ihlalleri yaşanıyor.”

20 kişilik koğuşta 40 kişi

Cezaevlerindeki en önemli sorunlarından birinin doluluk oranlarının çok yüksek olduğuna dikkat çeken Çelik, kapasitelerinin iki katına çıkarıldığını kaydetti. Çelik, 20 kişilik koğuşlarda 40 kişinin kaldığını belirterek, şöyle devam etti: “Devlet, insanları düşmanlaştırma ve cezaevlerine tıkma konusunda çok ısrarcı davranıyor. Bazı cezaevlerinde bir insana 4-5 metrekarelik bir yaşam alanı kalıyor. 20 kişilik bir koğuşta 40 kişi kaldığı için de yemekler yetmiyor, sıcak su sorunları yaşanıyor. Kalabalıktan dolayı spor alanlarına 15 gün boyunca çıkamayan mahkumlar var. Zaten devletin deyimiyle ceza çekip terbiye edilen bu insanlar, bir de böyle sorunlar yaşıyor. Cezaevlerindeki durumun özellikle OHAL’den sonra daha da ağırlaştığını söyleyebiliriz.”

Doktorlar suç işliyor

27 Ağustos’ta el ve ayakları kelepçeli bir şekilde yaşamını yitiren 65 yaşındaki hasta tutsak Koçer Özdal’ı hatırlatan Çelik, şöyle devam etti: “Bilinci kapalı olan bir hastadan bahsediyoruz. Kelepçe tutuklunun kaçmasını engellemek için takılır. Hasta zaten bilincini kaybetmiş. Kaldı ki jandarmalar tarafından sürekli gözetim altında tutuluyor. Tedavisi yetersiz olduğu için hayatını kaybedecek olan birini bu şekilde tedavi eden doktorlar da suç işledi. Meslek ilkelerine aykırı bir durum var ortada. Bu, çok ciddi bir problemdir. Bu durum, hem tutukluya yapılan işkencedir hem de doktorların meslek etiklerini nereden aldığını, kendi kendine sorgulaması gereken bir durumdur. Hayat kurtarmak için orada olan bir insanın buna göz yumması kabul edilemez. Doktorun inisiyatif kullanarak o şekilde tedaviyi kabul etmemesi gerekir.”

ATK raporları bekletiliyor

Yaşam hakkı tehlikede olan tutsaklara mahkemelerin takdir yetkisini kullanarak serbest bırakabileceğine vurgu yapan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hasta tutuklara ilişkin Adli Tıp kurumlarına raporlar gönderilir. Oradan bir görüş alınır. İlk raporda bu insanların durumunun iyi kötü nasıl olduğu belli oluyor zaten. Mahkeme çok rahat bir şekilde hasta tutukluyu serbest bırakabilecekken çok katı davranıyor. Hastaneden gelen raporu uzunca bir süre bekletiyor. O rapor gelene kadar hasta tutuklu yaşamını kaybediyor. Bazen de yüzde 70 engel kaybı olan 60-70 yaşındaki biri için ‘Hayatını cezaevinde devam ettirebilir’ şeklinde cevaplar gelebiliyor ya da o rapor geldiğinde raporun bir anlamı kalmıyor. Hastalık çok ilerlemiş olduğu için hadi ailenizin yanında ölün diye gönderiliyor.”

Siyasi konjonktüre göre

ÖHP’nin tüm cezaevlerini dolaşarak tutuklularla birebir görüşmeler yaptığını belirten Çelik, görüşme sonrası raporlar yayınlayarak hukuki destek sunduklarını ifade etti. Türkiye cezaevlerindeki sorunların hemen hemen aynı olduğunu kaydeden Çelik, “Cezaevlerinde yaşananlar, Türkiye’nin bir özetidir aslında. Siyasi konjonktüre göre cezaevlerinde yaşanan ihlaller de artıyor. Tutuklular üzerinde topluma ve ailelere bir mesaj verilmeye çalışılıyor. Öç alınıyor gibi bir tutum söz konusu. Yaşanan bunca şeye rağmen sadece ölüm ve facialarda gündeme geliyor. Cezaevinde yaşanan hak ihlalleri daha fazla gündemde tutulmalı; özellikle hasta tutuklularla daha yakından ilgilenilmeli” dedi.

Ölüyorlar ama herkes izliyor

İntikam duygusuyla yaklaşması nedeniyle hasta tutsakların adeta ölüme itildiğini söyleyen İHD Merkezi Cezaevi Komisyon Üyesi Avukat Yusuf Erdoğan, “Hasta mahpuslar ölüyor ama sadece devlet izlemiyor, herkes izliyor” eleştirisinde bulundu.

Avukat Yusuf Erdoğan, Koçer Özdal'a dönük muameleye, hala diğer tutsakların maruz kalmaya devam ettiğini belirterek, şunları söyledi: "Hasta tutsak Fatma Özbay, Erzurum Hapishanesi’nde kalıyor. 13 Ağustos’ta cezaevinde kendisiyle görüşme yaptık. 20 yıldır cezaevinde kalıyor. Mayıs ayından itibaren kendisine meme kanseri teşhisi konulmuştu. Kanser hastası olmasına rağmen kemoterapi tedavisine çok geç başlanmış. Hastaneye getirilip götürülürken kelepçe takılarak tedavi politikası izleniyor. Bir hasta tutsağa kemoterapi öncesinde ve sonrasında kelepçe takılarak getirilip, götürülmesinin insanlık onuruna yaraşmadığını belirtmek istiyoruz. Kanser hastası tutsağın alması gereken besinleri kantinden istemesine rağmen alınmadığı ve cezaevi yönetiminin özellikle yemek ve hijyen konusunda kendisine yardımcı olmadığı da belirtildi."

Ameliyatı geciktirildi

İHD yöneticisi Erdoğan, yine Elazığ Cezaevi’nde kalan bir diğer hasta tutsak olan Dicle Bozan’ın da bir ayağının kesik, bağırsaklarının ise dışarıda bulunmasına rağmen tedavisinin geciktirilmesi sorunuyla karşı karşıya olduğunu paylaştı. Erdoğan, durumuna ilişkin girişimlerde bulunduklarını söylediği Bozan’a dair, “Uzun bir süre tedavi gördü. Tek kişilik koğuşta tedavi olması yönünde bir dayatma olduğu söylendi. Tekrar Elazığ Cezaevi’ne gönderildi. Şu anda ameliyatının gecikmesi gibi bir sorunla karşı karşıya kalmış durumda" bilgilerini verdi.

Muhatap siyasi iktidardır

Girişimlere rağmen gerekli önlemlerin alınmadığını ifade eden Erdoğan, durumun vahametini şu sözlerle dile getirdi: “Hasta mahpuslarla ilgili durum, siyasal değişikliklere göre değişen bir konu. O yüzden muhatabımız siyasal iktidar. Hasta tutsakların cezaevlerinde kalmaları, tedavi edilmemeleri zaten ağır bir tecridin olduğunu gösteriyor. Hasta tutsakların birçoğu cezaevi koşullarından dolayı hastalanıyorlar. Hem tedavi edilmiyorlar hem de kişiliklerine dönük saldırı söz konusu. Yine onlar üzerinden dışarıda bulunan insanlara da bir mesaj söz konusu. Hasta mahpuslar sürekli koz olarak kullanılıp, bir rehin politikası yürütülüyor."

ATK ve savcıların rolü

Av. Erdoğan, üzerinde durduğu Adli Tıp Kurumlarının (ATK) hasta tutsaklarla ilgili verdiği “cezaevinde kalabilir” raporlarının da kabul edilemez olduğunu ifade etti. Erdoğan, "ATK doktorlarının hasta tutsaklara dair verdiği ‘tutukluluk koşullarında yaşamını idame ettirebilir' raporlarını kabul etmiyoruz. Bu İstanbul Protokolü’ne uygun değil. Bu yüzden ATK’yi bu hususta karar alıcı bir merci olarak kabul etmiyoruz. Yanlı raporların olduğunu düşünüyoruz. Kalıcı rapor verildikten yakın zaman sonra hasta mahpusların vefatı gerçekleşiyor. Celal Şeker, ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verildiği halde hastaneye sevk edildi ve hastanede yaşamını yitirdi" diye konuştu.

Zamana yayılmış ölüm

 Yine savcıların hasta tutsakların tahliye edilmemesi noktasında bir tavır sergilediklerini ve bunun infaz yasasından kaynaklandığını söyleyen Erdoğan, “İnfaz yasasının hasta tutsaklar için değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü 'Toplum güvenliği açısından tehlike arz ediyor’ gerekçesiyle tahliye edilmeyen birçok hasta mahpus şu an ölümün eşiğinde. İnfazları beklenmeden zamana yayılmış bir ölüm politikası güdülüyor iktidar tarafından. Siyasal iktidarların özellikle siyasi tutsaklar üzerinden intikam alma gibi bir düşünceleri var. İntikam alma duygusu var. Hasta olsan dahi, ‘ölsen bile dâhil benim kelepçem senin kollarında olacak, senin tutsaklığın kanıtlanacak’ anlayışı güdülüyor.”

Bu duruma karşı “Hasta mahpuslar ölüyor, devlet gizliyor” sloganını daha da genişletmek gerektiğini söyleyen Av. Erdoğan, burada da kendilerine ve ilgili sivil toplum örgütlerine, siyasi partilere, uluslararası kuruluşlara çok iş düştüğünü belirtti.

 “Hasta mahpuslar ölüyor ama sadece devlet izlemiyor, herkes izliyor” eleştirisinde bulunan Av. Erdoğan, hasta mahpusların yaşadığı hak ihlallerini kamuoyuna taşıma konusunda ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarını ama kamuoyundan bu konuda duyarlılık beklediklerini kaydetti.

Meclis Başkanı soruları beğenmedi

Yeni yasama döneminde Meclis Başkanlığı'na sunulan 400 soru önergesi yanıtlamayı bekliyor. Tutuklu gazetecilerin durumuna ilişkin sunulan soru önergesi ilk iade edilen önerge oldu.

Meclis’in yeni yasama yılında geride kalan yaklaşık iki aylık süre içerisinde toplamda 405 soru önergesi verilirken, bunlarda sadece 5'i yanıtlandı. Her dönemde yüzlerce soru önergesinin çeşitli gerekçelerle reddedildiği Meclis Başkanlığı’nca bu dönemin ilk iade önergesi tutuklu gazetecilerin cezaevlerinde yaşadığı ağır hak ihlalleri ve koşulları oldu. Gazeteciler İdris Yılmaz ve Ziya Ataman’ın tutuklu bulundukları cezaevindeki ihlaller ve tutukluluk koşullarına ilişkin yazdıkları mektuplarla konu kamuoyu gündemine gelmişti.

Gazete Yaşam'ın Genel Yayın Yönetmeni Yılmaz ile KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Ataman’ın karşı karşıya kaldıkları ihlallerin gündeme gelmesini ardından HDP Ağrı Milletvekilli Dilan Dirayet Taşdemir de konuyu Adalet Bakanı Abdullhamit Gül’ün yanıtlaması istemiyle Meclis’e taşıdı. HDP’li Taşdemir, Yılmaz’la ilgili olarak “İdris Yılmaz cezaevinde beslenme yetersizliğinden kaynaklı tam 33 kilo kaybetmiş ve ciddi sağlık sorunları yaşamaktadır. Sadece adil yargılanma hakkının değil aynı zamanda beslenme ve sağlık hakkının da engellendiği bu durumla ilgili Bakanlık olarak bu hak ihlallerinin giderilmesine dönük bir çalışmanız olacak mıdır?” sorularını yöneltti.

 Ataman’ın da aynı günlerde yazdığı mektuptaki ihlalleri Gül’e yönelten Taşdemir, şu sorulara yanıt istedi: “Yargı mekanizmasının bir insanlık suçu olan işkenceyi araştırmak ve sorumluları açığa çıkarıp yargılamak yerine, işkenceyle alınan düzmece suçlamalar üzerinden yargı sürecini devam ettirmesinin gerekçesi nedir? Kadir Ataman, Ziya Ataman’ın üzerine atılı suçlamaların kendisine işkence sonucu zorla imzalatıldığını mahkemede gerek sözlü gerekse yazılı olarak beyan etmiştir. Yargı mekanizmasının bir insanlık suçu olan işkenceyi araştırmak ve sorumluları açığa çıkarıp yargılamak yerine, işkenceyle alınan düzmece suçlamalar üzerinden yargı sürecini devam ettirmesinin gerekçesi nedir? Cezaevi doktorunun da tespit ettiği üzere Ziya Ataman’ın bağırsaklarının iflas ettiği ve çok ciddi sağlık sorunları yaşamasına rağmen tedavisi neden engellenmektedir?”

İade edildi

Gazetecilerin başta sağlık sorunları olmak üzere cezaevinde maruz kaldıkları hak ihlallerini de kapsayan bu soru önergesi ise geçtiğimiz günlerde Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın imzasıyla iade edildi. İade gerekçesi ise Meclis İçtüzüğü’ne dayandırıldı. Gerekçe iade yazısında şöyle yer aldı: “Meclis İçtüzüğünü’nün 97’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde 'tek amacı istişare sağlamaktan ibaret konular' olan soruların Başkanlıkça kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.”

 Yazıda, söz konusu soruların çıkarılmasıyla birlikte önergenin yeniden düzenlemesi durumunda işleme konulacağı ifade edildi.

Gerilla babası defnettirilmedi

Mardin’de tedavi gördüğü hastanede vefat eden Fetullah Avcı’nın cenazesinin memleketi Nusaybin’de bulunan Hececa Mezarlığı’nda defnedilmesine polisler tarafından izin verilmedi.

Mardin Devlet Hastanesinde tedavi gören ve önceki gün yaşamını yitiren Fetullah Avcı’nın cenazesi ailesi tarafından memleketi Nusaybin’e getirilerek, defnedilmek istendi. Ancak polislerin, Avcı’nın cenazesini kente bağlı Kışla Mahallesi’nde bulunan Hececa Mezarlığı’nda defnetmek isteyen aileye engel çıkardı. Avcı’nın yakınları, mezar yeri dahi kazınan cenazenin defnedilmesinin polisler tarafından engellendiğini aktardı. Avcı’nın yakınları, polislerin kendilerine cenazenin farklı bir mezarlığa defnedilmesini ve bunun da valilik kararı olduğunu ileri sürdüğünü söyledi.

Mezarlık etrafından cenazenin defnedilmesini engelleyen polisler çok sayıda zırhlı araç ve TOMA ile bekleyişini sürdürdü. Çok sayıda zırhlı aracın konuşlandırıldığı mezarlık önünde bir süre bekleyen Avcı’nın yakınları, defin işlemlerine izin verilmeyince cenazelerini İlçe Devlet Hastanesi’ndeki morga götürdü.

HDP’li vekillerin Mardin Valiliği yaptığı görüşmeden sonra cenaze morgdan alınarak defnedildi. Defin sırasında da mezarlığı etrafındaki zırhlı araçlar ve TOMA bekletildi.

Hayatını kaybeden Avcı’nın, 8-11 Haziran tarihleri arasından Şırnak’ın Besta bölgesinde yaşanan çatışmalarda şehit düşen HPG’li Zınar Avcı’nın babası olduğu öğrenildi.

Kadın tutsak yazdı: 10 arkadaştan haber alamıyoruz

Tarsus Cezaevi'nden iki posta halinde 1 Ağustos’ta yapılan sürgünle Kayseri Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderilen 28 kadın tutsaktan biri olan Nazlı Soglin, yaşananları yazdı.

Soglin, JINNEWS’e gönderdiği mektupta şunları aktardı: "2 koğuş halinde, 18 kadın arkadaşla yan yanayız. Ancak 10 kadın arkadaşımızın nereye götürüldüğünü bilemediğimiz gibi haber de alamıyoruz. Başlarına ne geldi bilmiyoruz. Cezaevi müdürü ile görüştük arkadaşlarımızın koğuşlarını ve bloğunu bildirmedi. Yanımızda boş koğuşlar olmasına rağmen yanımıza getirmiyorlar. Bu durumdan endişeliyiz.

 Sorunumuz sadece bu da değil, iki arkadaşı aynı anda müdür görüşüne kabul etmiyorlar. Radyo, kitap, elbise, saat cam, suluk, çatal ve rendeye kadar birçok şeyimize el konularak emanet birimine teslim edildi. Kayseri soğuk bir yer. Günlerdir emanette bulunan kazak, hırka ve çorap gibi eşyalarımız almaya çalışsak da Kurum Müdürü "Emanetçi izinde" diyerek kıyafetlerimizi bizlere vermeme ısrarını sürdürüyor.

 Kendi paramızla aldığımız çamaşır suyu bile kurum tarafından verilmemektedir.