Çünkü bir yaratım sanatı olarak da folklor, bir halkın dinamikleri yaşadığı sürece yaşar, üretir. Halk danslarımız da bu dinamiğin önemli bir bölümünü kapsamaktadır. Yine uluslararası bir Kürt kültür festivaline katılan İrlandalı bir parlamenter dostumuz “İrlanda için şarkıların ülkesi denir, bugün gördüm ki asıl şarkıların ve dansların ülkesi Kürdistanmış” belirlemesinde bulunmuştu.
‘Bedensel masallar’ başlığını koyarken halk oyunlarımızın özündeki güçlü anlatının masal tadında olduğunu düşündüm. Folklor araştırmacıları, henüz dillerin oluşmasından önce  bedensel anlatı olarak dansı (halk oyunlarını) ilk dil olarak kabul eder. Nasıl ki, duyu organlarında biri eksik olduğunda diğerleri daha aktif çalışıyorsa, bedenin dili de böyledir. Buradan yola çıkarak medeniyetin beşiği olan Mezopotamya’ya yüzümüzü döndüğümüzde halk danslarının, bedensel, masalsı anlatımına hayran kalmamak elde değil. Coğrafya üzerindeki varoluştan günümüze yaşanan sosyal olaylar, savaşlar, doğa-insan ilişkileri, insan-insan ilişkileri, coşku, hüzün, yas, kahramanlık ve aşklar destansı bir beden diliyle ifade edilir. Bu konuyu daha iyi anlayabilmemiz için oyunlarımızı çeşitli başlıklar altında incelememiz gerekir.

Ateşle oynanan oyunlar 
Daha çok Semsûr (Adıyaman), Meletî ve Dêrsim’de oynanan Simsime oyunu, ateşin Kürtlerin dünyasındaki kutsallık kültüne çok iyi bir örnek teşkil eder. Oyuncular ortada yakılan ateşin etrafında coşkuyla dönerler. Bu sırada yer yer ellerindeki sopalar ya da Qayiş diye tabir edilen deri parçaları ya da Weris denilen keçi kılından el örgüsü iplerle kendisini işaret eden oyuncuyu kovalayıp sırtına vurarak halkanın dışına çıkarırlar. Oyun başka bir oyuncuya meydan okuyarak sürer, gider. Makamsal yapısı (ezgisi) ve ritmi birbirine benzer.
Türkiyeli araştırmacılar bu ezgileri Cezayir diye adlandırsa da, büyük usta Egîdê Cimo bir sohbetimizde bu tür ezgilerin meşa suwaran (atlıların yürüyüşü) diye adlandırıldığını söylemişti. (Bu oyunların ritmi atların rehvan yürüyüşüyle birebir örtüşmektedir.) 
Bütün halk oyunlarımızın öykülerini bir yazıya sığdırmak mümkün değil. Elimizden geldiğince çarpıcı anlatımı olan birkaç oyunu özetleyerek geçeceğiz. Ateşli oyunlara en güçlü örneklerden biri de Xarpêt (Elazığ) yöresinden Çayda Çira oyunudur. Rivayete göre Xarpêt beyinin oğlunun düğününde gelin, Fırat’ın karşı yakasındandır. Düğün alayı nehri geçerken  ay tutulur. Daha önceleri ay tutulması karşısında dualar edilip, kurbanlar kesilip ağlanırken, konu beyoğlunun düğünü olunca bir tabu yıkılır. Beyin emriyle yolun iki tarafına nehir kıyısından kaleye kadar ateşler ve meşaleler yakılır. Düğün alayı bu ateş yolunun ortasından yürür, bu coşkuyla yürüyüş oyuna dönüşür, günümüze kadar gelir.

İş oyunları
Bu gruba giren oyunlara Riha’dan Qimil, Semsûr’dan Galuç, Gimgim’dan Zivkiro, Wan’dan Kelekwan, Amed’den Teşî-Berî oyununu örnek göstererek Qimil’ın hikayesini özetliyoruz. Qimil, tarım zararlısı bir böceğin Kürtçe adıdır. Gösteri oyuncuların uykudan uyanmasıyla başlar. Daha sonrasında sürülen tarlaya tohum atılır, bereketli olması için tanrıya dualar edilir. Zirai mücadele ilaçların olmadığı zamanlardır, oyuncular parmakları ile eşelediği topraktan çıkardıkları qimil’ları avuçlarının içinde öfkeyle ezerler. Daha sonra hasatla beraber oyun sona erer.

Ağıt oyunları
Bu gruba giren oyunlara Gilîdax’dan (Ağrı) Hesîko, Gimgim’dan Yare, Semsûr’dan Kelek oyununu örnek gösterip Hesîko’nun hikayesini özetliyoruz: Hüzünlü bir müzik eşliğinde oyuncuların başı eğiktir. “Yellî ha, yellî ha hesîko yellî, hesen zava ye lo bûk li ser xelî...” Kadın oyunculardan biri, başının üzerinde bir tas su taşır. Oyuncu oynarken suyu dökmeyerek ustalığını gösterir. Daha sonra başının üzerindeki tası alarak eliyle suyu toprağa serper (Kürtler cenazeleri defnederken de birçok yörede toprağa su dökerler).

Savaş oyunları
Bu gruba giren oyunlara Gilîdax’dan Eloyê Şiwan, Mûş’tan Yarkuşta, Bedlîs’den Rext, Amed’den Şûr û Mertal ve Çewlîk’ten Çepik oyununu örnek vererek Eloyê Şiwan’in hikayesini özetliyoruz. Eloyê Şiwan, ağanın kızıyla sevdalıdır. Ağa, kızını başkasına verince düğün alayının önünü keserek çarpışır, çarpışma sonucu sevdiğine kavuşur. Kavga oyunlarının çarpıcı bir özelliği, kavgayı bitiren en önemli figürün kadın olmasıdır. Baş bağlamasını kavga edenlerin arasında yere sererek kavganın bitmesine vesile olur.
Bu olay günümüzde hala yaşanmaktadır. Kürtlerin geleneksel baş bağlaması genelde yedi renkli puşîden oluşur. Bu renkler gökkuşağının renkleridir. Gökkuşağı (keskesor) kutsal bir külttür. Gökkuşağını yere indirmek gibi derin bir anlamı vardır. Bu kavganın durması için yeterli bir nedendir. (Kadının toplumdaki sosyal yeri - otoriter, yaşlı, dul, sözlü, nişanlı, genç mi olduğu - baş bağlamasından anlaşılır)

Hayvan-insan ilişkilerini anlatan oyunlar
Bu gruba giren oyunlara Çewlîk’ten Kartal (Lorî Eylo), Gilîdax’dan Qaz Qaz, Cizîr’den Qûlingî, Amed’den Gûr û Pez oyununu örnek vererek Kartal’ın özetini anlatalım: Avcılar, Bingöl dağlarında avlanırken kartalların kendi aralarındaki bir leşi paylaşmasını gözlemleyip oyunlaştırmışlardır. Bu tür oyunlarda leşi kimseyle paylaşmak istemeyen güçlü kartala karşı güçsüzlerin toplu olarak saldırıya geçip, leşi paylaşması gibi dayanışmayı anlatan öğretiler de vardır.  Ayrıca  Kürdistan halk danslarında, beraber yaşadığımız kadim komşularımız Ermeniler, Asuriler, Azeriler ve Araplardan motifler görmek de mümkündür.
Sonuç olarak yazının başında belirttiğimiz gibi, halk danslarımızın karakteristik, ritmik, makamsal, giyim ve kuşam özelliklerini bir yazıya sığdırmak zor. Bütün bu konular belki de kitaplara sığmayacak kadar genişliktedir. Bu oyunlarımızın deformasyonlara uğramadan, formunu bozmadan, ritmik yanlışlara düşmeden Kürt araştırmacılar tarafından derlenip kayıt altına alınması görevi önümüzde duruyor. Bütün bu çalışmalar yapılırken ülkemiz devletler tarafından dört parçaya bölünmüş olsa da, bu kültürel bir bölünme değildir. Aramızdaki sınırlar yapaydır. Örneğin Gurgum (Maraş) ve Efrîn, aralarındaki yapay sınıra rağmen giyim kuşam ve oyunlarıyla birebir örtüşmektedir. Bu özelliği makamsal yapıda da görmek mümkündür. Ya da Gimgim’da (Varto) oynanan Çepkî’nin bir versiyonu, aynı giyim-kuşam ve aynı ritmik ölçüyle birlikte Lolan’da karşımıza çıkmaktadır (Varto’da Lolan aşiretine mensup otuza yakın köy vardır). Yine Wan’da hala önemli sayıda yaşamakta olan Buriki aşireti mensupları ile Kafkasya’da yaşayan Burikiler aynı makamlar ya da klamlar eşliğinde aynı oyunları oynamaktadır. Yine Kafkasya’daki Kürt kadınlarının giyim kuşamı, özellikle kofîleri Gilîdax’daki ve Wan’dakiyle birebir aynıdır. Aynı şekilde Colemêrg ve Behdînan arasındaki yapay sınırlara rağmen çok güçlü bir dil (ağız) birliği yanı sıra giyim-kuşamda da, danslarda ve makamsal yapıda da birebirlik sözkonusudur.
Bu gözlemler ışığında bundan sonra halk oyunlarını bir de bu bakış açısı ile izleyip kendi bedensel masallarınızı kendinizin kurması dileğiyle! Bir varmış, bir yokmuş Gilîdax’ın (Ağrı Dağı) eteğinde bir Eloyê Şiwan yaşarmış...