Kapitalist sistem kendi varlığını sürdürmek için, tüm acımasızlığı ile, hiçbir değer yargısı taşımadan insana ait ne varsa yok etmeye çalışıyor. Kar hırsı ile insanlığın geleceği adım adım yok ediliyor. Dünya üzerinde birbirini tamamlayan insan ve doğa ilişkisi, her geçen gün bozularak insanlığın geleceği risk altında tutuluyor.
Emperyalizm kendi geleceğini garantilemeye çalışırken, dünyanın geleceğini tehdit ediyor. Bozulan çevre dengesi ile yeryüzünde insanın geleceği soru işaretleriyle anılmaya devam ediyor.
Türkiye’de bugüne kadar çok önemsenmese de doğa ve çevre sorunları artık tartışılmaya başlanmıştır. Yapılmak istenen nükleer santraller, kontrolsüz sanayileşme, doğayı saran barajlar, yok edilen tarım arazileri ve giderek büyüyen çevre sorunları artık Türkiye açısından da ciddi problem oluşturmaktadır. Toplumda oluşan doğa ve çevre bilinci henüz yeterli düzeyde olmasa da gelecek açısından umut verici olsa da yarın geç olabilir kaygısı büyüyor.
Mersin, Bergama, Sinop, Fırtına vadisi, Dêrsim, Cilo, Hasankeyf vb. yerlerdeki direnişler Türkiye’de artık çevreci mücadelenin özgün bir alan olarak büyüdüğünü gösteriyor.
Tüm yaşanılanlar içerisinde bakıldığında Dêrsim için ayrı parantez açmak zorunlu görünüyor zira Dêrsim coğrafyasına dönük saldırılar salt ekonomik kaygılar ile değil, egemen zihniyetin bilinçaltındaki düşmanlıklar ve güvenlik konsepti ile harekete geçmiş durumda. İddialı bir tespit olarak gözükse de Dêrsim coğrafyasında yürütülen baraj ve maden politikası salt ekonomik kaygılar ile değerlendirilemez çünkü Dêrsim coğrafyasının insanın yaşadığı bir geçmiş canlı olarak gözlerimizin önündedir.
Egemenlerin Dêrsim politikası hep özel olmuştur. Tarih boyunca sürdürülen köleleştirme ve biat ettirme saldırılarına karşı direnen Dêrsimliler, doğası yok edilerek tutsak alınmak isteniyor.
İnancı, kimliği, ideolojik duruşuyla her dönem egemenlerin hedefi olan Dêrsim tüm saldırılara karşı özüne sahip çıkmaya çalışmıştır. Bu uğurda ödediği büyük bedeller ve çektiği acılara karşı Dêrsim farklı olma, özgür duruş gösterme mücadelesini her zaman sürdürmüştür.
Egemenler tarafından sürdürülen şiddet politikalarına ve beyaz katliama direnen Dêrsim, şimdilerde ise inceltilmiş asimilasyon ve güvenlik konsepti ile yok edilmek isteniyor.
Toplumlar geçmişi ile doğası ile vardırlar. Doğa insan yaşamı ve kültürü üzerinde belirleyici etkiye sahiptir. Doğadan ve geçmişinden koparılan toplumların yaşayabilmesi mümkün değildir. Bugün Dêrsim coğrafyası üzerinde yapılan ve yapılmak istenen barajlar ile Dêrsimlinin doğa ve geçmişiyle bağları koparılıyor, kültürel kaynakları kurutuluyor.
Dêrsim inancı doğa üzerinden beslenir yani bir yönüyle doğa toplumudur. Doğada yaşayan her canlı Dêrsimli için yaşamın bir parçasıdır. Döngüsel sistemi içerisinde ağacı, kayası, çeşmesi kutsallık atfedilir zira doğa içerisindeki her canlı insan yaşamının bir parçası döngüsel sistemin ayağıdır. Bundandır ki Dêrsimli için dağlar kutsaldır, su kutsaldır, ağaç kutsaldır, güneş kutsaldır. Birbirini besleyen ve yaşamlarının devamını sağlayan doğa insan ilişkisi inancın temeline oturur.
İşte barajlar ile yok edilmek istenen Dêrsimlinin doğa ile olan bu ilişkisidir. Baraj suları altında bırakılan kutsallarımız inancımıza dönük hançerleme girişimidir. Kültürümüzü besleyen en büyük olgulardan inanç, buradan zayıflatılarak Dêrsimin maneviyatı ile oynanıyor.
Dêrsim’deki barajlar altında kalan kutsallarımız, çok farkında olmasak da inancımızın asimilasyonunda hızlandırıcı bir rol oynuyor. Doğa tanrıcı inancın güçlü etkileri hızla yok edilirken, yerine Türk İslam anlayışı içerisine yerleştirilen Alevilik konulmaya çalışılıyor.
Öte yandan ise maden arama bahanesiyle kutsal kabul ettiğimiz dağlarımız yok ediliyor. Sayısı yüzlerle ifade edilen maden ruhsatı verilmiş durumda. Verilen maden ruhsatları ile dağlarımız yok edilirken çevre kirliliği ve doğa tahribatı hızla büyüyor.
Tekelci şirketler ve işbirlikçileri tarafından istihdam ve refah kaynağı olarak gösterilen maden arama ve işleme faaliyetleri çocuklarımızın geleceğini yok ettiği gibi, başı sıkışan her Dêrsimliye kucak açan Dêrsim dağları da yok ediliyor. Bugün Düzgün Baba’ya, Zel Dağına, Tujik Baba’ya uzanmamış olsalar da, yarın buralara girmeyeceklerinin garantisini kimse veremez.
Dêrsimin dört bir yanında açılan maden arama ve işletme sahaları endemik bitki örtüsünden, türü yok olma eşiğine gelmiş hayvan türlerine kadar Dêrsime, Dêrsimliye ait özgünlükleri yok ediyor.
Dêrsimli doğasına sahip çıkma noktasında duyarlı olsa da, bu duyarlılığı sürece yayarak etkili eylemlikler ve demokratik mücadele yürütme noktasında sıkıntı yaşamaktadır. Çok büyük çevre yürüyüşleri düzenlendi ama sürekliliği maalesef sağlanamadı. Bu yüzden de tekelci şirketler ve işbirlikçileri ile Dêrsim coğrafyası ve kutsalları yok ediliyor.
Dêrsimliler iç ihaneti iyi bilirler, 38’de Raybere Kopların halkımıza yaşattığı acıyı bugünde iliklerimize kadar hissediyoruz. Şimdi barajlar için, madenler için tekelci sermayeye hizmet eden işbirlikçiler bilmeli ki; bu halkın yeni Rayberlere tahammüllü yok. Hele hele bu işbirlikçilikle yok olan, tümden geleceğimiz olan doğamız ve kutsallarımız ise.
Dêrsimli kurumlara, siyasilere önemli görev düşmektedir. Defalarca kanıtlandı ki Dêrsimli birlik konusunda hassastır. Birlik oluşunca halkın katılımı da büyüyor. Bunun için farklı görüşlere mensup olunsa da çevre ve doğa mücadelesi ortak yürütülmelidir.
Unutmayalım ki katledilen kutsallarımız, yok edilen doğamız ortak geleceğimizdir. Sermayenin Dêrsim topraklarına diktiği gözlerini kapamak, işbirlikçilerine yol vermemek anacak ortak mücadele ile mümkündür.
Daha önce yapılan çevre ve doğa mitinglerinin katılım düzeyi birlik açısından önemli bir göstergedir. Herkes bilir ki coğrafyamızın en büyük mitingleri çevre mitingleri ile olmuştur çünkü halkımız doğasına tutkundur. Siyasileri ise bu yaklaşımı iyi ölçmelidir. Çevre mitingleri CHP ve AKP dışındaki tüm siyasileri, kurumları kapsadığı için başarılı olmaktadır.
O zaman hep beraber elimizden alınmaya çalışılan, üzerinde dua edeceğimiz kutsallarımız yutan, çocuklarımızın geleceği olan coğrafyamıza daha fazla sahip çıkalım. Çevre ve doğa mücadelesini yükselterek Dêrsim’in inancına, kültürüne ve geçmişine sahip çıkalım.
Yok etme yöntemi olarak doğa katliamı