
Araştırmacı yazar Aziz Tunç, Halkların Demokratik Partisi’nin Maraş milletvekili adayı... Fakat Tunç, çok daha öncesinden itibaren Maraş’la ve özel olarak da Maraş’ın Alevileriyle ilgili araştırmalarından tanıdığımız bir isim...
Maraş’ta HDP’yle kazanılan ivmenin emektarlarından Tunç, Maraş’ın Alevilerinin devlet tarafından sürüklenmek istedikleri yok oluştan kurtulmak için HDP’yle buluşmaları gerektiğini söylüyor. Tunç, HDP’yle birlikte kentin bütün kesimlerine dokunmak istediklerini de belirtiyor ve Maraş’ın sorunlarını şöyle özetliyor: “Maraş, katliamdan önce de sonra da kuralsız, katmerli bir sömürünün, baskının, talanın yaşandığı bir şehirdir. Maraş kent merkezinde yüz elli bin insan, tam anlamıyla kölelik koşullarında çalıştırılıyor. Sendikasız, sigortasız, asgari ücrete mahkum edilerek çalıştırılan bu insanların sisteme karşı mücadele etmesi, katliamcı politikaların yarattığı atmosferden dolayı imkansız hale getirilmiştir. Oysa Maraş, bir emekçi yatağıdır; varoşlarla çevrilmiş bir yoksulluk diyarıdır.”
Öncelikle neden HDP’den aday oldunuz?
Uzun yıllardır sürdürdüğüm demokratik, politik faaliyette daha etkili, daha verimli olabilmek için oldum. HDP ve önceli partilerde zaten önceden beri mücadele yürütüyordum. Şimdi seçimlere parti olarak giriyoruz. Bu dönemde Maraş‘tan aday olmak, faaliyet yürütmek, benim için özellikle önemli ve anlamlı.
HDP’den aday olmak, uzun yıllardır sürdürdüğüm mücadelenin doğal sonucudur. HDP, siyasal olarak kendimi ifade etmekten onur duyduğum yegane parti. Demokratik mücadelenin en güvenilir, en diri, en toplumsal mevzisi. HDP’den başka bir politik tercihimin olması, mümkün olamazdı yani.
Bir Alevi olarak HDP içinde yer alıyorsunuz. HDP’nin Aleviler açısından yeni, önemli olan nesi var?
Aleviler, HDP haricinde bugüne kadar Türkiye siyasetinde hiç Alevi kimlikleri ve özgünlükleriyle temsil edilmediler. Diğer partilerdeki Aleviler halen Aleviliklerini toplumsal bir kimlik, bir kimlik sorunu olarak ifade edemiyor. CHP Genel Başkanı da bunlardan biri. Bu durum bile tek başına devlet ile Aleviler arasındaki ilişkinin anlaşılması için yeterlidir. Aleviler, diğer siyasi partilerde inançlarını gizleme gereği duymaktadır. Alevi kimlikleriyle, Alevilerin temsilcisi olarak milletvekili olmuş değiller.
Peki Maraş Alevilerinin güncel ve özgün sorunları neler?
Aleviler, asimilasyon ve imha süreçlerinden geçtiler. Bu süreçlerin sonuçları, halen en ağır biçimde yaşanıyor. Maraş Alevileri için de bu asimilasyon ve imha politikaları, oldukça yoğun gelişti. Özellikle Maraş Katliamı’nın bölgenin Alevi halkı açısından çok dramatik sosyolojik sonuçları oldu. Katliamdan hemen sonra başlayan yoğun göç dalgası, Alevilerin bir anlamda geleceğini elinden aldı. Aleviler, Avrupa’nın varoşlarında kaybolmaya zorlanmıştır. Katliamdan sonra Avrupa’ya giden halkımızın çocukları ve torunları topraklarını, halkını unutmaya zorlandı; bilinmezliğe hapsedildi. Bir boşluğa hapsediliyorlar. Sadece bugüne kadar yaşananlar, bir toplumsal yapının tarihten silinmesi için yeterli nedenlerdir aslında. Dolayısıyla bölgenin Alevi halkı, adım adım yok oluşa sürüklenmektedir. Bu yok oluşa doğru gidişi ise Kürt Özgürlük Hareketi’nin müdahalesi önemli ölçüde engelledi, durdurdu. Fakat buna rağmen katliamdan sonra göçe zorlanan insanların, onların çocuklarının yok olmasını önleyecek mekanizmaların yaratılması, önemli bir görev olarak önümüzde duruyor.
Kuşkusuz sadece Maraş Alevilerinin oylarını değil, bütün Maraş’ın oylarını istiyorsunuz. Maraş‘la ilgili hep olumsuz düşünmeye meyilliyiz. Nasıl düşünmek gerekir? Maraş nasıl bir yer, nasıl sorunları var?
Maraş’ın çok temel ve yapısal sorunları var. Bu sorunlara geçmeden önce hem Maraş’ın hem de tüm Türkiye’nin demokratik kamuoyunun Maraş’a dair algılarını yeniden kurgulaması gerekiyor. Biz de Maraş’ı hep yakın tarihte yaşanan katliam üzerinden anlamaya, anlamlandırmaya çalıştık, bundan vazgeçmeliyiz. Maraş’ta, 1977-78’de yaşanan katliamlar kuşkusuz ki çok önemli. Ancak Maraş’ı sadece bu katliamı imgeleştirerek anlamak da mümkün değil.
Maraş, katliamdan önce de sonra da kuralsız, katmerli bir sömürünün, baskının, talanın yaşandığı bir şehirdir. Maraş kent merkezinde yüz elli bin insan, tam anlamıyla kölelik koşullarında çalıştırılıyor. Sendikasız, sigortasız, asgari ücrete mahkum edilerek çalıştırılan bu insanların sisteme karşı mücadele etmesi, katliamcı politikaların yarattığı atmosferden dolayı imkansız hale getirilmiştir. Aynı şekilde, Maraş dağlarının eteklerine 1978’den, katliamdan önce bir gecekondu bile yapılmasına izin verilmezken bugün pervasızca yandaşlara peşkeş çekiliyor, talan ediliyor. Buna benzer sayısız sosyal, ekonomik, ekolojik sorun Maraş’ta yaşayan yoksulların sorunudur.
Maraş, bir emekçi yatağıdır; varoşlarla çevrilmiş bir yoksulluk diyarıdır.
Baraj sorununuz var mı?
Analizlere de bakarsak, toplumsal gözlemlerimize de bakarsak, rahatlıkla söyleyebiliriz: HDP’nin şu anda baraj sorunu yok. Bu durum AKP ve diğer sistem partileri tarafından da net biçimde görülmüştür. AKP’nin son günlerde artan saldırganlığı da HDP’nin yüzde on barajını aşacağını anlamış olmasındandır. HDP, barajı aşıp parlamentoya daha yüksek sayıda milletvekiliyle girmesi, AKP’nin sonunun yaklaştığı anlamına gelecek. AKP’nin çılgınlığına yol açan bu; bu çılgınlığa önlem alınmak zorunda elbette. Fakat bu çılgınlık aynı zamanda, bizim için baraj sorununun çok gerilerde kaldığının da belirtisi.
HDP çalışmalarının Maraş’ta da ciddi bir heyecan yarattığını görüyoruz. Neden?
Maraş’ta HDP ile bugüne kadar olandan farklı, daha yaygın, daha derinliğine, daha güçlü bir çalışmayı pratikleştirmeyi amaçlıyoruz. Bu perspektifle başta doğal kitlemiz olarak gördüğümüz toplumsal kesimlerin oylarının bölünmemesi gerektiğini söylüyoruz ve bu yaklaşımı etkili kılmaya çalışıyoruz. Bugüne kadar ulaşamadığımız ya da önyargıları nedeniyle bize uzak duran çok farklı kesimlere de kendimizi anlatmaya, onlarla gönül birliği yapmaya, onlara sevgimizi sunmaya çalışıyoruz. Yani biz bütün toplumsal kesimlere, bütün seçmenlere HDP’yi anlatmayı esas alıyoruz. Bundan önce hangi siyasi görüşte olursa olsun, hangi partiye oy vermiş olursa olsun... Kimseyi dışarda bırakmayacak bir çalışma tarzını esas alıyoruz, almalıyız.
Nasıl yapıyorsunuz bunu?
Diyoruz ki, Maraşlı HDP’lilerin her şeyden önce dar bakmaması, HDP’ye oy vermeye ikna edebileceğini düşündüğü herkesi ikna etmesi gerekiyor. Bu yapılmadan olmaz. Zaten HDP’li olan arkadaşlarımıza ulaşarak sorumluluğumuzu yerine getirme rehavetine kapılamayız. Her birimizin mutlaka kazanması gereken beş-on oy vardır. Gidip konuşacağız, ikna edeceğiz, derdimizi, taleplerimizi, programımızı anlatacağız. İkna edemezsek bile ilişki kurmuş, sohbet etmiş olacağız. İkna edersek, ne ala! Eğer bunu yapmamışsak, kendimizi kazanmış sayamayız.
Maraş, bizim köylerimizden, mahallelerimizden ibaret değil. Maraş’ın merkezinde ve diğer bütün ilçelerinde önemli bir güç ve etki yaratamadığımız sürece, sadece kendi oylarımızla sınırlı kalırız. Bu hak etmediğimiz bir sonuç ortaya çıkarız. Çok daha fazlasını hak ediyoruz. Türkiye’de yaşayan bütün halklar için doğru adres, şimdiye kadar kim tarafından nasıl kandırılmış olurlarsa olsunlar, HDP’dir. Israrla farklı etnik kimliklere, dinsel topluluklara yönelmemiz gerekiyor. Bir kez sonuç alamayız, iki kez, üç kez, beş kez... Ama biz samimiyetimizi göstermiş oluruz. Emekler, mutlaka bir gün sonuç verir. Yaratıcı yöntemler geliştirip bu alana yönelmeliyiz.
Bir başka önemli husus ise, sandıkta oylarımızı korumaktır. Bütün halkımıza müşahit olma çağrısı yapıyoruz. Başta HDP’li ve HDP’ye gönül vermiş arkadaşlarımız, kendilerini birer milletvekili adayı gibi, birer yönetici gibi görmeli, sahip çıkmalı. Kazanmak için bu bilinçle çalışan binlere ihtiyacımız var.
En nihayetinde biz, tüm Maraş halkının kaygılarını, korkularını sevgiye dayanan bir dille, politikayla aşabileceğini düşünüyoruz. Seçimlerden sonra da Maraş’ta sevgi kazanacak, diyoruz.
Heralde Maraş’ta yaşayan HDP destekçilerinin birkaç katı kadar Maraşlı HDP’li, Avrupa’da yaşıyor. Onlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
Avrupa’da yaşayan Maraşlılara, her şeyden önce sonsuz bir şükran ve teşekkür borçlu olduğumuzu söylemek isterim. Avrupa’daki hemşehrilerimiz, olağanüstü bir çaba ve emekle seçim çalışmalarını yürütüyor. Bu çalışmanın sonuçları gittiğimiz her yerde bize de yansıyor, çok mutlu oluyoruz. Bu çalışmaların büyüklüğü, kapsamı ortadadır. Anlamı da ortadadır. Ancak yine de her zaman daha ileri sonuçları hedeflemek zorundayız. Bunun için de seçim sonuna kadar aralıksız çalışmaları sürdürmek zorundayız. Avrupa’da yaşayan dostlarımız bu çalışmaların önemli bir öznesi. Hem toplumsal kopuşları önlemek hem de köklerimize, ülkeye dönüş için orada yürütülen çalışmaların büyük önemi var. Avrupa’daki halkımız da bunun bilincindedir. Hem güçlü katkı sunuyorlar hem de alınacak sonucu etkiliyorlar. Umuyor ve inanıyoruz ki 7 Haziran’dan sonra bütün bu fedakarlıkların karşılığını hep birlikte alacağız.
HDP’nin AKP’yle anlaşması için...
Bir de genel soru soralım... Erdoğan’ın Başkanlık Sistemi hayali, bu seçimlerin temel konularından biri... HDP, bu konuya ilişkin ne düşünüyor? Çeşitli spekülasyonlar yaratmaya çalışan çevreler de var biliyorsunuz...
Erdoğan, Başkanlık Sistemi getirmek istiyor. Halka karşı işlediği suçların cezasından kurtulmanın tek yolu tek adam olmak. Böylece bir padişah olarak hem kendisini kurtarabileceğini hem de halklara karşı zulmünü daha pervasızca sürdürebileceğini hayal ediyor. Kafasından geçen başkanlık sistemi, sosyolojik verilerin ortaya çıkardığı siyasal bir sistem değil. Dikkat edilirse Erdoğan, başkanlık sistemini “Türk tipi başkanlık sistemi” olarak tanımlıyor. Bu kavramdan anlaşılması gereken, Erdoğan’ın kişisel otoritesinin kuvvetlendirildiği bir sistemdir. Bu sistemde Erdoğan, hiçbir kural tanımadan toplumu yönetmeyi arzulamaktadır.
Şimdi bazıları çıkıp diyor ki, “HDP ile Erdoğan bu sistem için anlaşacak.” Böyle bir sistem doğrultusunda HDP ile Erdoğan arasında bir anlaşma olabileceğini düşünmek bile gerçeklere uzak bir yaklaşımdır. HDP, sadece çıkar birliği etmiş gruplardan oluşan bir ittifak değil, ayrıca politik bir halk hareketidir. Politikalarını belirleyen halkın çıkarlarıdır. Erdoğan’ın başkanlık sistemi, tek adamlık rejimi vasıtasıyla halklara zulmü esas alan bir siyasal yapıdır. HDP var oldukça bu yapının kurulması mümkün olamaz.
Peki HDP, AKP’yi hiç mi desteklemez? Bizim AKP ile anlaşabilmemiz, ancak AKP’nin kendini inkar etmesi, yani demokratikleşmesi koşuluyla mümkün olabilir.
Aziz Tunç kimdir?
1958 yılında Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Körücek Köyü’nde doğru. İlkokul ve ortaokulu Elbistan’da okudu; liseye Malatya’da başladı. Lise yıllarından itibaren devrimci hareketle tanışan Tunç, TKP ML Hareketi örgütünde yer aldı; Malatya, Maraş ve Antep’te tutuklu kaldı. 12 Eylül 1980 Darbesi’nin hemen ardından cezaevinden çıkan Tunç, bu kez de cunta yönetimi tarafından iki kez idamla yargılandı ve kaçak duruma düştü. Yurtdışına çıkmadan önce 13 yıl, ülkenin değişik yerlerinde kaçak yaşadı. Hakkındaki davalardan biri 1989’da zaman aşımına uğradı, diğer 1991’de beraatle neticelendi.
Kaçak durumdan kurtulması ardından devrimci mücadeleye açıktan emek vermeyi sürdüren Tunç, Halkın Emek Partisi (HEP), Demokrasi Partisi (DEP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ve Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile İnsan Hakları Derneği, Yaşam Ağacı Derneği, Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma Derneği ve Akçadağ-Elbistan Vakfı’nda yöneticilik yaptı. 4 Ekim 2011 tarihinde ise bu kez KCK operasyonlarında tutuklanarak cezaevine girdi; 7 Haziran 2013’te tahliye edildi.
Tunç, araştırmacı yazar kimliğini Maraş Katliamı üzerine yaptığı önemli araştırmalarla kazandı. Yazarın “Maraş Kıyımı: Tarihsel Arka Planı ve Anatomisi” (Belge Yay.) ve “Ben Sen Öldür - Maraş 78” (Fırat Bsm. Yay.) isimli araştırma kitapları bulunmaktadır.
HÜSEYİN BAKIR/HAGEN