İtalyan öğretim görevlisi Gianluigi Deiana, “Kürt sorunu ile Yılmaz Güney’in ‘Yol’ filmini izledikten sonra tanıştım. 1980’li yılların başında Yol filmini izledim ve beni çok etkiledi. O kadar etkilendim ki oğluma ‘Yol’ ismini verdim. Yol filminde bahsi geçen coğrafyayı araştırdım ve bu vesile ile Kürtlerle tanıştım” diyor.
ERKAN GÜLBAHÇE
İtalya’nın Sardinya adasında yaşayan 66 yaşındaki öğretim görevlisi Deiana, 40 yıl felsefe ve tarih dersleri vermiş, 2 yıl önce ise emekli olmuş. Deiana ile “Faşizmi Yıkalım, Tecridi Kıralım, Öcalan’ı Özgürleştirelim” şiarı ile Lüksemburg’dan Strasbourg’a gerçekleşen bu yılki Uzun Yürüyüş’te tanıştık. İlerleyen yaşına rağmen dinç görünen, duruşu ve konuşmaları ile çevresindekiler üzerinde etki bırakan Deiana, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İtalya’da çıkarılıp Kenya’da Türkiye’ye iade edilme sürecini anlatırken, üzüntüsü gözlerinde okunuyor. Deiana, “Gerek Massimo D’Alema gerekse İtalya solu bu olayın altından nasıl kalkacak, bunun hesabını nasıl ödeyecek, bu utançtaan nasıl kurtulacak” diyerek İtalya soluna ağır eleştirilerde bulunuyor ve Kürt halkına borçlu olduğunu belirtiyor. Kürdistan-Sardinya Dostluk Derneği içerisinde de yer alan Gianluigi Deiana ile 1980’li yıllara uzanan Kürtlerle dostluğu, üzerinden 20 yıl geçen uluslar arası komployu bugün nasıl değerlendirdiği, Rojava devrimi ve Öcalan üzerine konuştuk. Sözü Gianluigi Deina’ya bırakıyoruz.
Yol filmiyle Kürtlerle tanıştı
Kürt sorunu ile Yılmaz Güney’in ‘Yol’ filmini izledikten sonra tanıştım. 1980’li yılların başında ‘Yol’ filmini izledim ve beni çok etkiledi. Filmden o kadar etkilendim ki oğluma ‘Yol’ ismini verdim. Filmde bahsi geçen coğrafyayı araştırırken Kürtlerle tanıştım. Film, o dönemin Türkiye cezaevi koşullarını irdelemişti. Cezaevlerini araştırmaya başlayınca, Kürt mahkumların durumunu ve o dönem gerçekleştirdikleri eşsiz direnişi gördüm. Kürtlerin o dönem geliştirdikleri insanüstü direnişe hayran kaldım. O dönem ‘Kürdistan’daki cezaevleri vahşetini ve bu vahşete karşı gelişen direnişi Batı’ya anlatmamız gerekir’ diyerek başladım ve o günden beri Kürt sorunu ile alakalı çalışmalar yürütüyorum.
Kürdistan derneğinin 30 yıllık geçmişi
Kürdistan-Sardinya Dostluk Derneği yöneticisiyim. Bu derneğin geçmişi 30 sene öncesine dayanır. Kürt halkı ile dayanışmak amacı ile bir araya geldik ve derneğimizi kurduk. Kürdistan-Sardinya Derneği, Kürt kültürünü Sardinya’da tanıtmak, Kürt sorununu Saardinya halkına anlatmak gibi bir çalışma yürütüyordu. 1999 yılına kadar standart bir derneğin yürütebileceği alanlarda çalışmalar yürüttük.
Öcalan’ın İtalya’ya gelişinde rol aldılar
Ancak 1999 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Ortadoğu’dan çıkmak zorunda kalınca önderliği koruma altına almak için çalışmaya girdik. O dönem Kürdistan-Sardinya Dostluk Derneği üyesi Ramon Montevani aynı zamanda milletvekili (Yeni Komünist Partisi) ve Massimo D’Alema hükümet koalisyonun üyesiydi. Bundan dolayı Ramon Montevani’yi Sayın Öcalan konusunda görevlendirdik. Moskova ve Atina arasında mekik dokudu. Önderliğin İtalya’ya gelmesi konusunda ciddi çalışmalar yürüttü.
İtalyan solu nasıl hesap verecek?
O dönem İtalya’da sol partileri ağırlıklı bir koalisyon ile yönetiliyordu. Ben de Ramon Montevani ile aynı partinin üyesiydim. Çok umutluyduk. Nihayetinde iktidarda sol bir koalisyon vardı. Koalisyondaki yer alan partilerin nerdeyse tamamı Öcalan’ın İtalya’da kalmasında hemfikirdi. Bundan dolayı Önderliği koruyacağımızdan şüphemiz yoktu. Fakat olaylar istediğimiz yönde gelişmedi. O dönem Başbakan olan Massimo D’Alema’nın Amerika Başkanı Clinton ile olan özel ilişkisinden bahsedildi. Ya da farklı iddialar ortaya atıldı. Bu iddialar çok önemli değil. Abdullah Öcalan olayında, gerek Massimo D’Alema gerekse İtalya solu, bu olayın altından nasıl kalkacak, bunun hesabını nasıl ödeyecek, önemli olan budur. İtalya solu emperyal devlet ABD ile olan ilişkilerini nasıl açıklayacak? İtalya solu Kürt Halk Önderi’ni koruyamadı. İtalya solu bu utançtan nasıl kurtulacak?
Neden Öcalan’ı korumadılar?
Şu bir gerçek ki hükümetin gücü vardı ancak İtalya hükümeti bir şey yapmadı. Devlet, çıkarları gereği dış güçlerle, onların istemi temelinde hareket etti. Halkın isteğini karşılamadı, ona göre hareket etmedi. Sayın Öcalan bu çelişkiden dolayı İtalya’dan çıkmak zorunda kaldı. Kısaca halk Öcalan’ı istiyordu. Hükümetin de gücü vardı. Ama devlet anlayışı üstün geldi ve Öcalan İtalya’dan ayrılmak zorunda kaldı.
Öcalan’ın İtalya’da kalması için yapılması gerekenlerin neden yapılmadığını daha iyi anlatmak için şu örneği verebilirim. On yıl önce bir Filistinli komutan İtalya sularında özel bir gemide yer alıyordu. ABD, İsrail ve diğer güçler bu komutanın kendilerine verilmesi için bir baskı uyguladı. Ancak dönemin İtalya Başbakanı ‘Amerika’ya, idam olan bir ülkeye veremeyiz’ diyerek rest çekmişti. Demek ki Sayın Öcalan konusunda da bu rest çekilebilirdi.
İtalya solu erozyona uğradı
Sayın Öcalan’a karşın geliştirilen komplodan sonra İtalya solu ciddi bir erozyona uğradı. Solun çok zayıfladığını net bir şekilde görebiliyoruz. O günden beri İtalya solu bir savunma pozisyonuna geçmiş durumda. Aynı şekilde o dönem Öcalan’ın İtalya’da kalması için üzerlerine düşen görevi layığı ile yerine getiremeyen İtalyan aydın ve ilerici kesimi de bir erozyon yaşadı. Hala savunma pozisyonundalar. Son süreçte İtalya halkı tarafından Sayın Öcalan’ın sadece siyasi bir tutsak olmadığı çok net bir şekilde görülüyor ve tartışılıyor. İtalya halkı tarafından Sayın Öcalan’ın bir filozof olarak görüldüğünü belirtmek isterim. Bu İtalya’da birçok kesim tarafından açıkça ifade ediliyor ve bu akım güçlenerek gelişiyor.
Sadece lider değil önemli bir düşünür
Sayın Öcalan’ın fikirlerine çok önem veriyorum. Fikirleri sadece Kürtler açısından değil tüm insanlık için önemli. Öcalan’ın fikirleri ve projeleri bize alternatif bir yaşamın kurulabileceğini gösteriyor. Bu yaşamın nüvelerini ise bize Rojava’da gösteriyor. Sayın Öcalan fikirleri, plan ve projeleri ile sadece bir lider olmadığını yüzyılın en önemli düşünürü olduğunu da bize açık bir şekilde ispatladı.
Öcalan var olanla yetinmeyen biri. Daha ileriye gitmek için, daha iyiyi yakalamak için bir mücadele içerisinde olduğunu söylemek istiyorum. Yokluktan var eden biri. Çok zor koşullarda olmasına rağmen, pes etmiyor ve tüm zor koşullara rağmen üretiyor. Yazılarına baktığımızda olayları çok iyi analiz ettiğini, olaylara doğru yaklaşım gösterdiğini belirtmek lazım. Sadece bölge sorunları için değil, dünyadaki diğer sorunlar içinde kafa yorduğunu ve bu sorunları çözmek için öneriler sunduğunu görmek gerekir.
Rojava modeli için seferber olmalı
Rojava’yı yakında takip etmeye çalışıyorum. Rojava, barbarlara karşı verdiği mücadele ile ön plana çıktı. Evet çok önemli bir direniş sergiledi ve bu direniş sonunda çok şey kazandı. Ancak bu direnişin yanında sesiz sedasız alternatif bir model gelişiyor. Benim için bu model çok önemli. Rojava’da yaşayan tüm renkler bu sistemin içinde yer bulabiliyor. Bu sitem için çok önemli bedellerin verildiğini unutmayarak, kendine devrimciyim, demokratım diyen herkesin bu modelin yaşayıp gelişmesi için mücadele vermesi gerektiğini belirtmek isterim.
Kardeş belediyeler artmalı
Çoğu kimse Rojava devrimini bilmiyor. Rojava genelde İŞİD’e karşı verdiği mücadele ile anılıyor. Oysa bizim her yerde, her alanda Rojava devriminden bahsetmemiz gerekiyor. Avrupa’ya ve Dünya’ya Rojava’yı anlatmalıyız. Orada kurulan sistemleri anlatmamız gerekiyor. Belediyelerle görüşme yapmalıyız. Büyükşehir belediyelerini harekete geçirmemiz gerekiyor. Rojava’daki şehirlere kardeş şehirler kazandırmalıyız. Buradaki belediyecilik deneyimlerini Rojava’ya aktarmak için önayak olmamız gerekiyor. Ben şahsen birçok belediye ile yaptığım görüşmelerde çok önemli sonuçlar aldığımı, Rojava’yı anlattıktan sonra çok olumlu dönüşler olduğuna tanıklık ettim. En son örneği Uzun Yürüyüş sırasında Fransa’nın Metz belediye yetkilileri ile yaptığımız görüşmedir. Görüşmede anlattıklarımızla onları etkilediğimizi söylemek isterim. Bu tür görüşmeleri sıklaştırmalıyız. Bu tür görüşmelerden sonuç alacağımıza olan inancımı belirtmek isterim.
Kürtler hak ettikleri desteği görmüyor
Kürtler, insanlık için büyük bedeller verdi. Rojava’da verdikleri mücadele tüm insanlık içindir. “Kürtler bu kadar ağır bedeller vermelerine rağmen dünyada özellikle Avrupa’da bekledikleri desteği gördüler mi?” diye sorarsanız “hayır” derim. Ama Kürt halkı şunu çok net bilmeli ki; gün geldiğinde herkes Kürtlerin verdiği bu mücadeleyi görecek ve anlayacaktır. Avrupa, Kürtlerin insanlık için verdiği mücadeleden dolayı Kürt halkına borçlu olduğunu anlayacak. Ve umarım uzun zaman borçlu kalmaz. Borcunu ödemek için bir çaba sarf eder.
Sardinya halkı Kürtlerle
Kürtler kendilerini yalnız hissetmemeliler, çünkü tahmin bile edemeyecekleri yerlerde onlarla dayanışma içerisinde olanlar var. Sardinya halkı olarak kendimizi Kürdistan’la birleşmiş gibi hissediyoruz. Bu dostluğu pekiştirmek ve daha ileriye taşımak için tüm çabamızla mücadele edeceğimizi belirtmek istiyorum. Sayın Öcalan’ın bir gün özgürlüğüne kavuşacağına inanıyorum. Sayın Öcalan’ın fikirleri bir gün dünya tarafında anlaşılacaktır. Bütün bunlar için mücadelemizi daha da yükseltmeliyiz.