Anket sonucu bize diyor ki; 1- Halkın yüzde 23'ü, rüşvet ve yolsuzluk yok diyor. Yine demek istiyor ki, AKP'nin yüzde 50'lik oyunun yüzde 23'ü partisinin temiz olduğuna 'samimiyetle' inanıyor.
Bu 'temizlik ve samimiyet' konusuna eğilmek şart. Zira Türkiye gibi bir ülkede bırakın karşılığında maddi çıkar elde edilen yahut maddi çıkarların korunduğu alanları, sağlık gibi eğitim gibi temel insani alanlarda dahi rüşvetin kapıları açtığını herkes bilir ve bunu normal bir durum olarak kabul eder. Nitekim bu duruma uygun üretilmiş sözlerle de kısadan bu kanaatini bildirir. Der ki, 'bal tutan parmağını yalar'. Der ki, 'yedi ama yedirtti de, helal hoş olsun'. Rüşvetin, yolsuzluğun adı kimi yerde bilmem hangi vakıfa bağış, çoğu yerde dosya masrafı, kimi yerde katkıdır ya da benzeri bir şey. Ama hangi isimle anıldığının bir anlamı yoktur, alan da veren de ne yaptığını bilir çünkü.
Durum, o ya da bu iktidar dönemi ayırt etmeksizin bu kadar netken, ‘halkın yüzde 23'ünün rüşvet ve yolsuzluk yoktur’ demesinin samimiyetle bir ilişkisi kurulabilir mi? Ha, belki halen ‘iktidar bu pis işlere karışmadı’ diyen olabilir mi? Öyleyse bunu diyenler, başbakanlık yaptığı süre içinde sadece maaşıyla ailesine çocuklarına Amerikalarda eğitim ve trilyonluk servet nasıl sağlanır sorusuna ne derler peki?
‘Balık baştan kokar’ diye bir söz vardır, pek de bilinir halk arasında. O halde başbakanı Erdoğan olanın, bakanı da çocukları da hırsız olmuş çok mu, diyebilir miyiz? Buradan varacağımız sonuç ortada aslında. Halkın bu 23'ü, safa yatmakta direnen, riyakarlığın ve gizli muhafazakar koruma kalkanının önde gidenleridir.
Anket sonucuna dair ikinci değerlendirme konusu da şu: Ankete göre AKP'nin oy oranı değişmemiş. Yani kabaca söylersek yüzde ellilik oy oranını koruyor. Yani halkın yaklaşık yüzde 27'si 'hırsızsa da arsızsa da benim tercihim AKP' diyor ve samimiyet testinden geçiyorlar bence. Samimiyet testinden geçiyorlar ama insanlık, doğruluk, dürüstlük testinden kalıyorlar. 'Dinleri imanları para' nitelemesini hak ediyorlar sonuna kadar…
Seçimlere bu kadar yaklaşmışken asıl sorun siyasetçilerin değerleri ya da ahlakı mı derseniz, değil zannımca. Asıl mesele, bu ahlaksızlığa halkın ortaklığı meselesi bence. Üstelik bu ahlaksızlığın AKP ile devasa boyutlara ulaştığı bir gerçekse de, cumhuriyet tarihi boyunca devlet yapısında var olduğu ve halka nüfuz ettiği malum. Bu durumda önümüzde iki görev beliriyor. Biri, seçimlere bu kadar yaklaşmış olmayı fırsata çevirerek, yolsuzluk, hırsızlık yapan ve halkın ekmeğini çalanlardan adalet ve halk önünde hesap sormak. Diğeri ve daha önemlisi ise, halkın hırsızlığı, arsızlığı, yol açtığı ahlaki yozlaşmayı her boyutu ile reddetmesini, hayatından çıkarmasını sağlama yolunda mücadele etmek. Temiz siyaset ve temiz siyasetçilerle halka örnek ve umut olmak.
Ancak bu, ‘ha!’ deyince başarılacak bir iş değil. Zira başı kusturacak derecede kokan bir balığın gövdesinden bu kokuyu temizlemek pek de kolay görünmüyor.
Yolsuzluk ve rüşvet halkı içten çürütüyor
Dünkü Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, yapılan bir anketin sonucu şöyle: "Halkın yüzde 77'si rüşvet ve yolsuzluk var diyor, ama oy tercihini değiştirmiyor." Türkiye'de, basın yayın organlarının üzerlerindeki siyasi baskı nedeni ile yalan ya da çarpıtılmış haberlerle halkı meşgul ettikleri bir gerçekse de, açıklanan bu anketin ahlaki çürümeye işaret eden yanı üzerinde özenle durulmalı düşüncesindeyim.