• Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yılın 2. çeyreğine ait Kısa vadeli dış borç (KVDB) istatistiklerini açıkladı.

 

KVDB stoku, Haziran'da bir önceki çeyreğe göre yüzde 2,5 artarak 170,7 milyar dolar olarak tespit edildi. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine bir yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 239,5 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Güncel tabloya göre, kısa vade­li dış borç yükünün yaklaşık yüzde 65’ini bankalar ve şirketler toplamı olarak tek başına özel sektör sırt­lanıyor. Özel sektörün toplam 155 milyar 327 milyon dolarlık yüküm­lülüğünün 82 milyar 590 milyon doları finansal olmayan kuruluş­lar (reel sektör firmaları), 65 mil­yar 289 milyon doları ise özel ban­kalar tarafından taşınıyor. Şirket­lerin yüksek döviz yükümlülüğü, küresel piyasalardaki faiz oynak­lıklarına karşı hassasiyeti artırıyor.

Kamu sektörünün bir yıl içinde çevirmesi gereken toplam borç 61 milyar 113 milyon dolar ve bu­nun 45 milyar 946 milyon dolar­lık ezici bir kısmı kamu bankala­rına ait. Genel hükümetin borcu 11 milyar 62 milyon dolar seviye­sinde. Merkez Bankası’nın doğ­rudan kısa vadeli yükümlülüğü ise 23 milyar 94 milyon dolar.

Rezervler sınırın altında

Ekonomistler, 239,5 milyar dolarlık devasa borç stokunun, son dönemde toparlanma eğilimi gösteren Merkez Bankası rezervleri üzerindeki baskıyı canlı tuttuğuna dikkat çekiyor. Son dönemde Merkez Bankası brüt rezervlerinin 183 milyar dolar bandına çıkması ile bu cephede ciddi bir toparlanma bulunuyor. Dünya gazetesinden Naki Bakır, 239,5 milyar dolarlık kısa vadeli borç karşısında brüt rezervlerin bile borcu en az bire bir karşılama oranının, ancak yüzde 76’sı düzeyinde kaldığına dikkat çekti. Guidotti-Greenspan kriterine göre uluslararası finans çevrelerinde brüt rezervlerin kısa vadeli borçları bire bir karşılaması kriter olarak kabul ediliyor. Buna göre bu oran Türkiye için henüz sınırın altındaki seviyelerde seyrediyor. Uzmanlar, küresel likidite koşullarının sıkı olduğu bu dönemde, Türkiye’nin risk priminin (CDS) düşük tutulması ve yabancı sermaye girişinin sürekliliğinin, bu borcun sorunsuz çevrilebilmesi için kritik önemde olduğunu vurguluyor.

Asıl risk nerede?

Bir yıl içinde ödenmesi/çevrilmesi gereken dış borç tablosu, Türkiye ekonomisinin finansal kırılganlığının faturasını kimin ödediği ve ekonomi yönetiminin hareket alanının ne kadar daraldığını gösteren bir röntgen niteliğinde. Söz konusu dış borç tablosuna sadece bir “vade ve miktar” sorunu olarak bakmak, asıl yapısal riski gözden kaçırmak anlamına geliyor. Uzmanlar, devletin veya bankaların borcu “rakamlardan” ibaret kalabilirken, reel sektörün çevirmesi gereken 82,5 milyar dolarlık borcun “istihdam, maaşlar ve tezgâhın dönmesi” ile yakından ilgili olduğunu vurguluyor. Bu borcun çevrilememesi, finansal bir krizden çok doğrudan bir üretim ve geçim krizini tetikleme potansiyeli taşıyor.

Uzmanlar, bankalar veya devletin dış borcunun bir şekilde “finansal mühendislikle” döndürüleceğini, ancak şirketlerin borç çevirememesinin doğrudan fabrikaların durması, konkordatolar, iflaslar ve istihdam kaybı/işsizlikte artış anlamına geleceğini vurguluyor.

***

Yoksulluk sınırı 122 bini aştı

Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) Ağustos 2026 dönemine ilişkin hesaplamasına göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yalnızca gıdaya ayırması gereken aylık tutar, 37 bin 203 liraya çıktı. Aynı ailenin gıda dışındaki temel ihtiyaçları da hesaba katıldığında yoksulluk sınırı 122 bin 217 lira olarak hesaplandı.

***

Madenciler Ankara'yı terk etmiyor

Bağımsız Maden-İş üyesi Doruk Madencilik ve Elazığ ETİ Gümüş maden işçilerinin, alacaklarının ödenmesi talebiyle başlattıkları eylem devam ediyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde eylemlerini sürdüren işçiler, "Alparslan Bayraktar çık karşımıza", "Alparslan Bayraktar insan yemeyiz", "Direne direne kazanacağız", "Holdinglere el pençe, madenciye abluka" ve "Ölmek var dönmek yok" sloganlarını attı. 131 gündür mücadele eden 12 gündür yeniden Ankara'da olan  işçiler, alacaklarının tamamı ödenene kadar Ankara'dan ayrılmayacaklarını söylüyor. ANKARA