
Tarihini koruyan bir halk!
Euskal Herria, Euskera lehçesiyle Bask dili konuşan bir halktır. Bu halk Adour nehri ve Ebro nehrinin her iki tarafındaki toprakları işleyerek yaşamını Batı Pyrenees’de sürdürür. Tarihi ilkel çağlara kadar dayanan bir halkız. Fakat bugüne kadar her zaman kimliğimiz inkar edilmiştir. Birçok kraliyet tarafından katliam ve halkımız ateşe atılmıştır. (Özellikle İspanya Katolik Kraliyet’i döneminde -1512-) Buna rağmen bir ulus olarak dönemin koşul ve dengelerine göre kimliğini ve tarihini korumayı başarmıştır. Basklıların halen kendilerini bir ulus olarak koruyabilmeleri kendilerinin diline, kültürüne, ortak yaşam ve çalışma koşullarını yaratma ve kadın, erkek arasındaki eşitliği her dönem savunması halkımızın hiçbir zaman işgalci veya da emperyalist bir güce dönüşmemesini sağlamış, aynı zamanda günümüze kadar ulus olarak kalmasını sağlamıştır. Bask halkının Fransız Cumhuriyeti ve İspanya Kraliyeti tarafından inkar edilmesi ve aynı zamanda bu inkar politikasının dünya kamuoyunun sessizliğiyle onaylanması halkımızın nüfus olarak az olmasının da büyük payı var. Ama halkımızın vermiş olduğu direniş onu bir ulus olarak bugüne kadar getirmiştir. Yaşanan bir inkar politikasıdır. Bu da asla kabul edilemez.
Merkezi devletlerin inisiyatifi!
Bir halkın kendi kaderini tayin etme ve kendi öz iradesiyle ekonomik, sosyal, kültürel kendini idare etmesi en temel haktır. Bu hak birçok uluslararası anlaşma ve belgelerde de tarif edilmektedir. Birleşmiş Milletler şartı ve uluslararası birçok anlaşma ve insan hakları sözleşmesi gereğince temel bir haktır. Aslında burada tuzak olan, uluslararası kamuoyunun bir halkın veya bir ulusun gerçek tanımını yapmamasıdır. Bunun açılımı otonomi ve özerklik yetkisini merkezi devletlerin inisiyatifine vermektir. Bu da yukarıda belirttiğim temel haklarla bir çelişki oluşturur.
Birçok devlet diğer halkların varlığını inkar ederek kendi devletlerini bu halklara resmen bir açık hapishane haline getirmektedir. İspanya anayasası kendi ulusal toprakları üzerinde İspanyol olmayan hiçbir halkın varlığını kabul etmemektedir. Yine İspanyol anayasası İspanya’nın toprak bütünlüğünü koruma için askeri müdahaleyi meşru göstermektedir. Bunu da sınırlarını korumak için bir zorunluluk olarak görmekte fakat bu şekilde azınlık halkların en temel haklarını inkar ederek, tek ulus ve tek devlet mantığını koruma savunmasını vermektedir.
Monarşinin demokrasisine ret
Bask halkı başından beri tereddütsüz bir şekilde monarşik demokrasiye geçiş ve İspanyol anayasasını ret etmekte. Çünkü bu anlaşma ve anayasa 1975’de Franco’nun ölümünden sonra onun mirasçıları tarafından inşa edilmiştir. İspanya Komünist Partisi, Sosyalist İşçi Partisi ve Ulusal Bask Partisi bu rejimi ve anayasayı kabul ederek Franco’nun diktatörlüğünün bir devamı olan monarşi demokrasi altında yaşamayı kabul ettiler. Solcu Yurtsever Bask Hareketi (Sol Abertzale) bu anlaşmaları kesinlikle ret etmektedir. Bu anlaşmayı merkezileşme politikası, bürokrasinin merkezileşme politikasını ve Gernika yönetim politikasını kesinlikle ret ediyor. Aynı zamanda Bask halkı NATO gücüne dahil olmayı da ret ediyor. Bu kararlılığını da Sosyalist hükümet Felipe Gonzalez’in düzenlemiş olduğu referandumda açıkça dile getirmiştir. Halkımız aynı zamanda İspanyol ve Fransız vergilendirmesine karşı durmaktadır. Bask halkının ulusal ve politik mücadelesi (son üç yıl öncesine kadarki silahlı mücadelesi); kendi temel hakları, dilini, kültürünü, tarihini, kendi zenginliklerini koruyabilme ve kendi toplumuyla bu doğal zenginliği paylaşmak için sürdürdüğü mücadelede son 50 yılda 1303 kişi öldü. 35 bin kişi tutuklandı veya rehin alındı. 10 bin kişi işkence gördü. Ve onbinlerce insan sürgün edildi. Şuan Bask siyasi tutsaklar kolektifine üye 578 siyasi tutsak vardır (EPPK). İspanya, Fransa ve daha farklı ülkenin 77 tane ayrı hapishanesinde tutulmaktadırlar. Sayıyı sadece 3 milyonu bulan bir halkın fertleri olarak değerlendirildiğinde tablonun vehameti ortaya çıkıyor.
Stratejik değişim!
Ülkemizin topraklarının kuzeyi Fransız Cumhuriyeti’nin; güneyi ise İspanya Kraliyeti’nin işgali altındadır. 40 yıllık Franco yönetimi altında infazlar, işkenceler, gözaltılar, devlet cinayetleri, dilimize ve kültürümüze dayatılan her türlü yasak korku ve baskı bizi neredeyse yok olmanın eşiğine getirdi. Sürgünde bulunan Bask burjuvazisi ve onun hükümeti (PNV) toplumumuza pek faydalı olamadılar. Aslında örgütlenen kendi kimlikleri ve dilleri için silahla mücadele eden bizim gençlerimiz oldu. Ve bu şekilde 1950’li yılların sonunda ETA inşa edildi. İlk başta stratejik mücadelesi İspanyol hükümetine karşı silahlı mücadele yürüterek neticede görüşme masasına oturmak ve nihai olarak da bağımsız sosyalist bir Euskadi devleti inşa etmek hedefini taşıyordu. Fakat Franco diktatörünün ölümünden sonra örgütte bir bölünme yaşanarak birileri silahın bırakılmasının zamanının geldiğini savunurken, bir bölümü mücadelenin devam etmesi gerektiğini savundu. Silahı bırakanlar, daha sonra sosyo-demokrat ve sistem tarafından eritildiler. Diğerleri ise 1980 yılından günümüze mücadele etmeye devam etmektedir. 1990 yılının ortalarında sosyalist bloğun yıkılmasından sonra içimizde stratejik bir değişime ihtiyaç duyduk. Özellikle bu strateji değişimine götüren oluşumlar Nikaragua’da, Salvador, Guatemala, Kolombiya’da barış veya demokratikleştirme hareketleridir.
Balığın suyunu çekme stratejisi
Bask toplumunun stratejik değişikliği nedeniyle 1989 yılında Cezayir’in başkenti Algeri’de başlatmış olduğu ETA ile İspanya devleti arasındaki görüşmeler başarısızlıkla sonuçlandı. Bundan dolayı da daha geniş tabanı içine alarak (sosyal, sendika, sivil toplum örgütü vb) İspanyol devleti ile barış görüşmeleri başlatıldı. Barış görüşmelerinde (Accord Lizarra Garazi) böylelikle devletle masaya oturan sadece silahlı kanat değil tüm Bask toplumu olarak temsiliyet kazanması hedefleniyordu. Bu barış anlaşması Bask burjuvazisinin (PNV) sürekli anlaşmaları ihlal etmesinden dolayı silahlı mücadele her defasında yeniden başlamıştır. Tabi ki bu barış görüşmelerinin maddi ve insani boyutu çok ağır olmuştur. Bu aşamadan sonra İspanyol hükümeti 1980 yılından bugüne kadar süren anti-terör stratejisini (ZEN) ve devlet terörizminin (GAL) başarısız olduğunu kabul ederek yeni stratejiler aramaya girişmiştir. Yeni strateji ise balığın suyunu çekmek olmuştur. Böylelikle halkın sosyal ve maddi desteğini örgütten çekmeyi planlamıştır. Demokratik yöntemler ve kendi yasalarını da çiğneyerek birebir işyerlerini, gazeteleri, dergileri kapatarak bu şekilde özgürlük mücadelesini yalnızlaştırma ve illegalleştirme politikası yürütülmüştür. Bu stratejiyi uygulamak için de devletin dört gücünü kullanarak (yasama, yürütme, yargı ve basın) 11 Eylül 2001 Bush hükümetinin de stratejisinin arkasına sığınarak kirli hukuk politikasını basını da daha da manipüle ederek başarılı bir biçimde kullanmıştır. Bu şekilde İspanya’da sosyalizm, bağımsızlık mücadelesini yürüten her kişi veya oluşum, basın, hukuk, yasama karşısında ETA üyesi olarak görülmüştür. Bu politika dün olduğu gibi de bugün de “HER ŞEY ETA’dır”. Yani silahsız terörizmdir. Fakat bu karara karşı Bağımsız Solcu Bask örgütü ve Sol Abertzale örgütünün stratejisi illegaliteye düşmemektir. Ve mümkün olduğunca yasal mücadele yürütme konusunda ısrarcı olmuşlardır. Bu sürede 800’den fazla militan hapsedilirken bu sayı çok kısa zamanda Franco diktatörü dönemini geçmiştir. İlk dönemlerde devletin bu politikası kitleler üzerinde bir korku cenderesi kurmaya yetmiştir. Fakat Bask halkı ve onun örgütü birlikte mücadele ederek bunu aşmayı hedeflemiştir. Kısa bir sürede yeniden bir politik inşaya giderek aşağıdan yukarıya örgütlenme yenilenmiştir. Daha önceki tecrübeleri de değerlendirerek yeni stratejiler geliştirerek baskılara karşı mücadele devam etmiştir. 11 Mart seçimlere üç gün kala (15 Mart 2004 tarihinde gerçekleşen seçimler) Madrid’de bir trene karşı saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırı yalancı AZNAR hükümetinin düşmesine yetmiştir. Bu saldırı ETA’nın üzerine yıkılmak istense de daha sonra açığa çıkmıştır ki ETA tarafından gerçekleştirilmemiştir. Bunların tamamı ETA’yı stratejik değişimlerinden, yeni örgütlenme biçiminden vazgeçirmenin birer yöntemiydi.
Tüm tecrübelerimizden çıkardığımız sonuç barış talebimizin gerçekleşebilmesi için birçok parti, oluşum ve kurumla bağlantı kurmamız gerekiyor. Uluslararası diplomaside uzman kişilikler yaratmamız gerekiyor. Bu şekilde imkansız gözüken hedeflerimizi, girişimlerimizi normal bir politikayla çözüp halkların eşit ve barış içerisinde yaşamaları için mücadele etmeye devam etmeliyiz. Biz biliyoruz ki bizim özgürlüğümüzde diğer halkların kendi özgürlük mücadelesinde aldıkları yol ışık tutacaktır. Çeviri: Selma Akkaya ve Berivan Akyol
WALTER WENDELIN