
Eril zihniyetin en uç boyuttaki temsilcisi DAİŞ, Ortadoğu’da estirdiği terörle insanlık dışı sistemini hayata geçirmeye çalışırken, Rojava’da ise Kürt kadınlarının görkemli direnişi ile karşılaştı. Özellikle son bir yılda sergilediği direnişle tüm dünyanın dikkatini üzerine çeken YPJ, 2015 yılı 8 Mart ve Dünya Kadın Yürüyüşü 4. Eylem Yılı etkinliklerinin de odak konusu haline geldi. YPJ Genel Komutanlık Üyesi Sozdar Dêrik, YPJ’nin öz savunma temelinde direnişi ve direnişin dünya kadın hareketlerine sunduğu perspektifleri değerlendirdi.
Dünya kadınları bir 8 Mart’ı daha mücadele ile karşılıyor. Sizin için 8 Mart ne anlam ifade ediyor?
Erkek egemen sistemin kadın üzerindeki kırımı ve zulmü artarak devam ediyor. Dünyada mevcut tüm ideolojiler ve toplumsal sistemler kendi içlerinde farklılıklar barındırsa da kadına karşı çok güçlü bir birlik oluşturmuş durumda. Sistemlerde değişmeyen tek şey, sistemin kadına bakış açısıdır. Kadının mülkleştirilerek erkeğe, aileye, devlete bağımlı kılınması, direkt ve dolaylı olarak kadın katliamlarının önünü açıyor.
Mülkleştirmenin kadın gücünün açığa çıkmaması için yapıldığı çok açık. Mülkleştirerek iradesini teslim alan sistem, sahte özgürlük anlayışlarıyla metalaşmayı içselleştiren bir algı yaratıyor, şiddet, taciz, tecavüz kültürüyle de göz korkutuyor. Bu şekilde kadını bertaraf edebileceğini düşünüyor.
Bütün bunlar bizim için mücadele sebebidir. Kadının kendi cinsinden uzaklaştırılarak, kimliğinden yoksun bırakılmasına izin veremeyiz. Kadın mücadelesinde bir dönüm noktası olan 8 Mart’ı da kimliğimize sahip çıkmanın adı olarak görüyor ve kutluyoruz. 8 Mart bir kadın isyanıdır. 129 kız kardeşimiz şahsında kadın varlığına yönelen katliama, her türlü tehdide karşı isyanın adı. Bu yönüyle 8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını, özgürlük mücadelesinde büyük bir sıçrama olarak görüyoruz.
Kadının yaşadığı sorunları yılda sadece bir gün gündemleştirerek çözüm bulamayacağımız bir gerçek. Ancak egemenliğe karşı ayaklanan kadının gücünün tüm dünyada hissedilmesi açısından oldukça önemlidir. Bizim için önemli olan; her günü, her dakikayı, her saniyeyi mücadeleyle donatmak ve her yerde kadının egemenliğe, zulme, katliamlara karşı ayaklanmasını sağlamaktır.
Kürt kadınlar evden dışarı çıkamayan bir konumdan dünya liderlerinin muhatap aldığı bir konuma ulaştı. Bu düzeye nasıl gelindi? YPJ’yi bir anda ortaya çıkmış gibi geçmiş mücadeleden koparan, sadece DAİŞ’e karşı savaşla sınırlayan yaklaşımlar var. YPJ’yi Kürt kadınlarının yürüttüğü 30 yıllık mücadeleden kopararak değerlendirmek mümkün mü?
Kürt kadını, dünyanın en savaşçı kadınıdır. Rojava’daki kadın mücadelesine ömür biçmek doğru değildir, yıllarla sınırlandırılamaz. Kürt kadını her dönem mücadelede aktif rol oynamıştır. Sırf savaşıyla değil sanatı, kültürü ve emeği ile de biliniyor. Ancak çok dillendirilmedi; çünkü Kürt toplumu tarihi boyunca topyekün bir imhayla sınandı.
Kela Dimdimê direnişindeki Lapzeri’nin annesi, direnişin yükselmesinde rol oynayan kadındır. Zarife’den Besêlere, Sakinelere; Bêrîtanlardan Zîlanlara ve Arînlere ulaşan bu direniş zinciri bugün de devam ediyor. Düşmana teslim olmamak için sulara atlayarak, uçurumlarda ölümsüzleşerek, bedenini düşman gerçekliğinde patlatarak zalimin üzerine yürüyen bu yiğit kadınlar, yeni yaşam seçeneklerini bugüne taşıdılar. Rojava’daki kadınlar bugün bu direniş kültürüne sahip çıkıyorlar. Öyle bir düzeye gelindi ki direnişleri dünyayı sarsıyor. Aslolan askeri direnişi değildir; ‘kendini bil, kendin ol’ ilkesiyle hareket etmesidir. Savaşımımız sadece DAİŞ’e karşı değil, kadını tanımayan tüm karanlık ve gerici zihniyetlere karşıdır. Bu bir başkaldırıdır ve meşru müdafaa hakkımızdır.
2014’e Rojava kadın mücadelesi, özelde de YPJ damgasını vurdu. Mücadeleniz dünya kadın hareketine nasıl bir ivme kazandırdı?
Rojava’daki kadınlar, kadının örgütlü mücadeleyle bütün karanlık zihniyetleri alaşağı edebildiğini ispatlamıştır. Kadın doğasında yok etme yoktur, aksine yaratma vardır. Ancak kırım tehdidine karşı kendini savunma zorunluluğu vardır. Daha güzel, adil, barışçıl ve yaşanılabilir bir yaşam için savaşmak zorundayız. İnsanlığın beşiği olan Ortadoğu, insanlığın yaratıcısı olan kadına mezar yapılmak, dolayısıyla insanlık bitirilmek isteniyor. Buna karşı durmak zorundayız. Bugün kaç kadın düşmanın elinde esirdir? Kaç kadına el uzatıldı, kaç kadın sırf kadın olduğu için öldürüldü; bunları biliyor muyuz? Bir toplumun düşürülmesi, kadının düşürülmesi ile başlıyor. Her gün kaç kadının vahşetle sınandığına tanıklık ediyoruz. Bunun için isyan etmekten başka bir çözüm yolu bırakmayan bu düzene karşı savaşıyoruz.
Özellikle Kobanê direnişi için evrensel düzeyde eylemler gerçekleşti. Bundan sonrası için beklentileriniz neler?
Özellikle Şengal, Cezaa, Rabia, Serêkaniyê ve son olarak da Kobanê’de sergilenen direniş mücadeleyi zirveye taşıdı. Kobanê aslında kadın iradesinin zaferidir. Bilinsin ki bu irade her türden düşmana karşı sergilenecektir.
Kadın dünyanın her yerinde tehlike altındadır; tecavüz, taciz, kadın ticareti, kaçırılma, köleleştirme, metalaştırma tehdidi altındadır. Bununla mücadele etmenin tek yolu; dünya kadınlarının birbirleriyle kenetlenmesi ve örgütlenmesidir. Öz savunma temelinde kendilerini savunmalıdırlar. Ulus, din, renk, ırk, dil ayrımı yapmadan örgütlenmelidirler. Çünkü egemen güçler kadın kırımında ulus, din, renk, ırk ayrımı yapmıyor. Kadınlar dünyaya şekil verecek güce sahip olduklarına inansınlar. Bizim kadınlardan tek beklentimiz güçlerine inanmaları, kadın kimliği etrafında birleşmeleridir. İyi bilmeliyiz ki tek bir kadın bile şiddete maruz kalıyorsa, hiçbir kadın özgür değildir.
Dünya Kadın Yürüyüşü’nün ana teması YPJ ve öz savunma oldu. Bu yürüyüşe nasıl bir önem atfediyorsunuz?
Evde, iş yerinde, tarlada; kısaca yaşamın her alanında emeği sömürülen, kadın kimliğinden ötürü yok sayılan, kıyımlardan geçen kadınlara diyeceğimiz tek bir şey var. Aslında biz insanlığın mezarlığı haline getirilmek istendiği Rojava’da yeni bir yaşam mücadelesini kanla yazarken, sizler de yaşadığınız her alanı mücadele alanı haline getirin. Size dayatılan bu yaşamı kabul etmek ve boyun eğmek zorunda değilsiniz. Hakikat şudur ki kadın ayağa kalkarsa devrim olur.
Kürt ve dünya kadınlarına çağrımız şudur: Kendinize, toprağınıza, kültürünüze sahip çıkın. Korkmayın, boyun eğmeyin, zalime teslim olmayın. Karanlığı paramparça edin ve aydınlık bir dünya yaratın. Kadının öz savunma güçleri olarak örgütlenin. Cehaletin, köleliğin, bilmemenin karşısında kadın devrimi yaratmanın yolu ancak örgütlenmeden geçer. Savaşsız, barışçıl ve özgür bir dünya için omuz omuza verin ve özgürlük için yürüyün. Yaşam özgürlükle anlamlıdır.
Yarın: KJA Yürütme Üyesi Yüksel Baran’ın Kuzey Kürdistan’daki kadın mücadelesine ilişkin yazısı.
LORÎN PÎROZ/QAMIŞLO