
Türk sömürgeciliğinin Kürt halkına karşı başlattığı soykırım planlarına karşı 44 gündür direnişte olan Şirnex kentine giden tüm yollar asker-polis tarafından tutulmuş, kent kuşatılmış ve çevresine konumlandırılan tanklarla bombalanıyor. Şırnak ise direniyor. Bu durum, Botan halkı için yeni değil. Rivayet odur ki; bilinmez bir tarihte bugün Şirnex ilinin bulunduğu bölgeyi işgal etmek isteyen işgal ordusu, görkemli bir direnişe çarpar. Bölgenin adı “Şernexweş” yani işgalci için “Savaşın iyi olmadığı yer” olarak dilden dile dolaşır. Şirnex halkı, içinde kahramanlık, ihanet, zafer olan bu hikayenin adeta güncellenmiş halini yaşıyor.
Kara bulutların içinde bir kent
Kömür ocaklarının kara toz bulutunun kapladığı kentin seması, bir yandan da tank, top ve silah sesleriyle yarılıyor. Evlerin tek tek yıkıldığı kentte, 44 günü tarihte anlatılan hikayenin benzeri amansız bir direniş sürüyor. Kente zorla göçertilen yurttaşlar aylardır, kentin birkaç kilometre uzaklıktaki köy ya da boş alanlara kurdukları çadırlarda yaşamaya çalışıyor. Avga Masiya bölgesinde çadırlarda yaşamlarını sürdüren yurttaşlar, dayanışma içinde ihtiyaçlarını karşılıyor. Birlikte yemek yapılır, birlikte sofra kurulur. Her anne, her bebeğin anası oluyor. Kentten gelen her bir haber pürdikkat takip ediliyor.
Burası tam bir ‘Şernexweş’
Savaş ve katliam koşullarında kendi halini bir kenara bırakıp bizi her zamanki misafirperverlikleriyle karşılayan Şinex halkının direnişi şaşırtıyor. Yemekten sonra koca bir çadırda etrafında onlarca insana tarihi bilinmeyen bir hikaye anlatıyor Zerê nine. Zerê ninenin anlattığı tarihi bilinmez rivayete göre; işgalci bazı ordular birleşmiş, kentin stratejik noktası ve Qileban ile Elkê’den Zozanlara (Yayla) varan tek yolu ele geçirmek isterler. Gabar ve Cudi’nin heybetli duruşundan dem vuran Zerê nine, işgal ordularının Qesrik boğazını geçip bugün çadır kurdukları Avga Masiya bölgesine ulaştıklarında Şirnexlilerin görkemli direnişine çarptığını söylüyor. O günün ardından direniş adı tüm coğrafyaya yayılıyor ve bölenin adı “Şernexweş” yani, işgalciler için “savaşın iyi olmadığı yer” olarak anılmaya başlıyor. Zerê nine, çadırdakilerin gözlerine tek tek bakarak “O günden sonra Şirnex’te savaş, işgalciler için hep hezimet oldu” diye ekliyor.
İki kuzen siper yoldaşı
Zerê ninenin rivayeti bugün yaşadığımız modern işgal halini gözlerimizin önüne getiriyor. Topraklarını teslim etmeyen iki Kürt gencin hikayesine bu kez kulak misafiri oluyoruz. Mustafa ve Xalit Külter kardeşler; ikisinin de oğullarını kente devam eden öz yönetim direnişinde kaybetmiş. Birinin adı Cemil diğerinin adı Mehmet Sait olan iki kuzen, iki yoldaş, 90’larda köyleri yakılınca şehre yerleşmişler.
Birlikte büyüdüler, yürüdüler
Bir süre aynı evde yaşayan amca çocuklardan Mehmet Sait’in babası Adana’ya göç eder. Direnişin başlamasıyla Mehmet Sait Külter yeniden dönmüş doğduğu topraklara. Amcasının oğlu Cemil’e birlikte, çocukluğunda yakılan evlerinin bir daha yakılmaması için YPS’ye katılıyorlar. Direnişte şehit düşen iki can, iki siper yoldaş şimdi yan yana yatıyor.
Avga Masiya’ya yeniden dönüyoruz
Bu iki kuzenin hikayesi bizi Zerê ninenin tarihi bilinmez hikayesine geri götürdü. Cemil’in babası Mustafa Külter, “Haklı bir davada can verdi. Onunla hep gurur duyacağız. Bu topraklarda Cemiller on yıllardır toprağa düşüyor ancak mücadele devam ediyor. Oğlum ve yeğenimin mirasını devir alacak binlerce Kürt genci var” diyor.
Mehmet Sait’in babası Xalit Külter ise çocukluklarından bu yana birlikte haksızlığa karşı direnen iki can arkadaşı “Onlardan geriye bize çok şey kaldı. Direniş başladıktan sonra onların yüzüne hasret kaldık. Gecelerini gündüze katıp işgal karşısında direnişin hazırlığını yaptılar. Onlarla her zaman gurur duyduk” diye yad ediyor.
Çadırlardan ayrılıp Cizîr’e dönüş yolunda, Zerê ninenin anlattığı hikayesinde geçen Avga Masiya bölgesinde bir soluk alıp Cemil’i, Mehmet Sait’i ve “işgalci orduları” düşünüyoruz…
Önce korcu kulübeleri, ardından jandarma noktaları ve polis özel hareket bölgelerinden geçe geçe “tarihi bilinmez” hikaye kulaktan kulağa yayılmaya devam ediyor.
Erdoğan’a bırakmayız
Avga Masiya’da kurdukları çadırlarda yaşamlarını sürdürenden Emine Katar, “Devlet istediği kadar yasak koysun biz topraklarımızı bırakmayız. Devlet zorla evlerimizden çıkarttı. Topraklarımızdan göçertmeye çalışıyor. Evlerimizi yakıp yıktı. Çocuklarımızı sokak ortasında katlediyor, öldüremediklerini de cezaevine tıkıyor. Memleketimize değil 2 ay yasak koysun, 10 yıl da yasak koyarsa, yakıp yıksa da biz memleketimizi düşmana bırakıp başka yerlere gitmeyeceğiz” dedi.
epede kurduğu çadırda Şirnex’in yıkılma anlarını izleyen Songul Katar ise toprakları için şunları söyledi: “Devlet bizim topraklarımızı bizden almaya çalışıyor. Bu toraklarımızı savunmak için çocuklarımız savaşıyor. Bu topraklar uğruna savaşan iki yiğit evladımızı bu topraklar da defnettik. Bu topraklar uğuruna gencecik çocuklarımız canını verdi. Biz de bu toprakları Erdoğan’a bırakmayız. Şehrimizi yakıp yıksa da biz yine topraklarımıza döneceğiz. Gerekirse çadır kurarız ama toprakları ona bırakmayız. Bu topraklar bizimidir, Erdoğan’ın bu topraklarda yeri yoktur.”
DENİZ NAZLIM/CİHAN ÖLMEZ/DİHA/ŞIRNAK