Gitmek istersin yola. Durmaksızın bir gidiş. Seni çağırır tüm bedenin. Uzak değilsin geçmişe ve anda saklı bir yol. Tüm benliğin sana işkence etmek ister. Git. Yola çık. Daha ne kadar yarınlar diye bilirsin.

Heyacana gelmiş ayaklar. Hüznü uzağa yolla ve sana ait olana git. Hep aramadın mı bu yolları. Beyninde yarattığın sonsuzluğa doğru git. Sonra esaretini elinle yaratıyorsun. Niye bu kadar esaret, hüzün ve darlık. Koşar adımlarla ideale gitmek. Bir sevgiliyle buluşmak gibi. İlk dokunuş. Tuhaf bir acı ve nefessiz boğuk bir hissiyat.

Hep zorluğu aşma mücadelesi verenler sonra kendilerine bir çeşit tuzak hazırlarlar. Hemde çok sevinerek  bu yüreğe yol alırlar. Oysa ne antlar içilmişti bir daha aynı yola çıkmam diye. Yol ve yollar. Kimleri kendisine sırdaş etmediki bu yollar. Kimi koynunda yatırmadıki bu yollar. Bu yollar nice yolcuya selama durdu. Nicelerini ağlayarak bağrına bastı. Sonra hepsiyle yeniden yeşerdi ve filizlendi bir gül misali.

Bakışların ve gülüşlerin kurbanı oldu bu yollar. Durmaksızın devam giden yollar ve yolcuları hep olmayanı aradılar. Hep olmayana ant içtiler. Hep olmayana isyan ettiler. Tüm yürüyüşler ideale doğru yüz tuttar. Dönüp kendilerinden olmayana bakmadılar bile. Sabır ve emekle yoğurdular bu sarmaşığı. Sılaya durdu bu gidişler. Gelki sende olasın benden olanı ve benim olanı arıyorsan. Deyişler ve şiirler onları söyler. Onları haykırır.

Ne durmuşsun benim gölgemde der gibi bağıran ağaçlar ve güneşe selam duran kar çiçeği. Hüzün yok inadına yollar. Bu yollar değil miydi ki Ferhat’ı Ferhat yapan. Avdalê Zeynikê’yi olmaza koşturan. Mazlum’u, Kemal’ı, Zilan’ı, Sema’yı ve en son Mahsum Payam’ı kendisine sırdaş eden. Kime doğru bu yollar, bedenler ve sevdalar.

‘Kesin bir savaşçının ayak izinde yürüyoruz. Şuan geçtiğimiz yoldan Seyid Rıza ve Alişêr’in de geçtiğini biliyoruz. Direniş’. Ah direniş. Yemek ve sudan daha önemli olan direniş. Bedendeki her kılcal damarın bir su kanalı gibi devri daim ettiği vazgeçilmezlik direniş. Bu yollar ne sonsuz ve cazip. Herkes kendisinde bulduğu bir sözcüğe yönele bilir mi bu kadar. Yollar Adûlê’nin ülkesinden bir baştan diğer başa kadar uzayıp gidiyor. Uzadıkça yolcusu çoğalan yollar.

Bazen bir karınca hızıyla bazen de bir Baz’ın derin dalışıyla akıp giden yollar ve yolcuları. Şimdi sırtına Dersîm dağlarına dayan ve başla Seyid Rıza, Sara ve Atakan Mahir’e eşlik eden yollara dal. Güneş ışınlarıyla parlayan su süzmelerinin derinliğiyle yol al. Senin parçacıklarının da olduğu su molekülleriyle Güneş’e ulaştığını bil yeterdir...